Esra Çiftçi


ARTI GERÇEK- Anketler, Türkiye’de genç nüfusun siyasi gerilimlerden, baskılardan, ekonomik sorunlar ve işsizlikten büyük rahatsızlık duyduğunu, gençlerin büyük bir bölümünün değişim istediğini ortaya koyuyor. Ekonomik sorunlar, TL’nin değer kaybı, yüksek enflasyon, işsizlik gibi çok geniş kitleleri etkileyen kaos, kargaşa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın popülaritesini ciddi şekilde geriletti.

Halk, haksız kazançların belirli kesimleri nasıl zenginleştirdiğini, servetine nasıl servet kattığını görüyor. Ekonomik, siyasal, ekolojik kriz pandemi ile derinleşerek, insanları açlık, yoksulluk, işsizlik ile karşı karşıya bırakmış durumda. Yaşam hakkına, toprağına, ağacına, suyuna sahip çıkanlar devletin zor gücüyle bastırılıyorlar. Yüzlerce siyasetçi, yerel yönetici hukuksuz bir biçimde cezaevlerinde rehin tutuluyor, siyaset yapma hakkı gasp ediliyor.

Hükümet beka söylemi ile milliyetçiliği yükselterek, toplumsal kutuplaşmaya çanak tutuyor. 40 yıldır süren bir savaş insani, toplumsal, ekonomik ve ekolojik tahribata sebep olurken, tüm kaynaklar savaşa, operasyonlara aktarılıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması, şiddet uygulayan, öldüren, taciz eden erkeklerin cezasız kalması ile kadına yönelik şiddet artıyor. Kadınların yıllarca mücadele ederek kazandıkları haklar ellerinden alınmaya çalışılıyor ve iklim krizi bütün olarak yaşamları tehdit ediyor. Tüm bunlar karşısında demokrat-sol- sosyalist kesimin, “demokratik ittifak, halk iktidarı, üçüncü yol” tartışmaları devam ediyor. Artıgerçek olarak bu haftaki dosyamızın ikinci bölümünde de sol, sosyalist, demokrat kesimlerin “üçüncü ittifak” konusunda ne düşündüklerini konuştuk.

HALKEVLERİ GENEL BAŞKANI NEBİYE MERTTÜRK:

AKP-MHP İKTİDARININ HALKA ANLATACAK PEK BİR ŞEYİ KALMADI

İlk sözü Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk’e veriyoruz. Merttürk, AKP-MHP iktidarının halka anlatacak pek bir hikayesinin kalmadığını, çoklu krizleri yönetme kapasitesinin gittikçe daraldığını, “ilk seçimde gidiyorlar” beklentisinin yaygınlaştığını ve normal olmayan bu koşullar karşısında sosyalist siyasetin her türlü ihtimale hazır olmak gerektiğini söylüyor.

Bu koşullarda sermaye fraksiyonları arasında nasıl bir mutabakat sağlanacağının ve emperyalizmin bu noktadaki tercihinin önemli olduğunu söyleyen Merttürk, “Bu cepheden bakıldığında bir restorasyon arayışının olduğu zaten görülüyor, bu arayış yalnızca siyasal krizleri normale çevirme arayışı değil, aynı zamanda neoliberalizmin krizini bir tür toparlama arayışı” diyor.

Merttürk sözlerine şöyle devam ediyor,

“Bunu TÜSİAD’ın açıklamalarında görüyoruz, bunu Babacan’ın konuşmalarında görüyoruz, bunu CHP’nin ekonomiye dair yorumlarında görüyoruz. Yani tekelci burjuvazinin talepleri doğrultusunda NATO’culuğundan taviz vermeyen ama bütün bu yönelimlerini halka sunarken daha yumuşak bir geçiş vaat eden Millet İttifakı’na, sırf AKP-MHP gidecek diye razı olmak bizim işimiz değil”

HALKIN GERÇEK GÜNDEMİ GEÇİM DERDİ

Merttürk, bugün halkın gerçek, gündelik derdinin çok açık biçimde geçim derdi olduğunu, markete, pazara, televizyona, cüzdanlara bakıldığında bunun açık bir şekilde görüldüğünü söylüyor. Merttürk, geçinemeyenlerin kendisini bir hareket olarak göstermeye başladığını, halkın seçimi beklemeye değil, bugünden harekete geçmeye niyetli olduğunu söyleyen Merttürk, konuşmasına şöyle devam ediyor:

“Ancak bu hareket gelişirse muhalefetin taleplerini karşılayamayacağı biçimler alacak ve tam da bu yüzden muhalefet ‘provokasyon’ gibi gerekçelerle sokağın önünü kesmeye çalışacak. Şimdi tam da böylesi bir konjonktürde sosyalistlerin ilk işi, önceliği seçimlerde alınacak tavrı tartışmak mı olmalıdır? Yoksa bugünün hareketini, halkın direnme eğilimlerini ortaya çıkarmak, güçlendirmek mi olmalıdır? Elbette ikisi birbirini dışlayan şeyler değil, ya biri ya öbürü gibi bir durum da yok ortada. Ancak handikaplı olan nereye odaklanacağımız.

Yani siyaset yapmanın tek biçimi bir seçim kampanyası örgütlemek ve oy vermek. Peki, bugünün sorunları sistemin yapısal sorunlarıysa ve bu düzen içerisinde çözümü de mümkün değilse. O zaman niye halkın kendini iktidar olarak kurabilme kapasitesini geliştirmeye odaklanmıyoruz”

Merttürk, mahallelerin, semtlerin, kent merkezlerinin, iş yerlerinin doğrudan mücadelenin ve doğrudan dayanışmanın hayata geçirilebileceği yerler olduğunu, bunu da sosyalistlerin ortak aklının çok yaratıcı biçimlerde, güçlü biçimlerde yapabileceğini söylüyor. Merttürk şöyle devam ediyor,

“Şimdi bir üçüncü yol tartışılınca kuşkusuz bunun bileşenleri de tartışma konusu oluyor. Solda hatta Türkiye siyasetinin genelinde çeşitli ezberler var. Örneğin bunlardan birisi "Demokrasi güçleri". Bunların birliği, yan yana gelişi vs. tartışılıyor zaman zaman.

Kim bu demokrasi güçleri? Bu soruya cevap verebilmek için sosyalist hareketin demokrasi mücadelesine dair yaklaşımı net gözükmelidir. Halkın, işçi sınıfının kamusal alanda var olma hakkını, siyasete katılma kanallarını güçlendiren aşağıya doğru örgütlenen her süreç demokrasiyi geliştirmek açısından önemlidir. Dolayısıyla bu doğrultuda bir demokrasi gücü geliştirmek gerekli. Bazı tartışmalarda demokrasi gücü denilince Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Abdullah Gül gibi isimler de geçiyor. Ya da demokrasi tartışmasında "Ülkede demokrasi olmadığı için yabancı sermaye gelmiyor, ekonomi bu yüzden kötü!" gibi argümanlar sunuluyor. Bunlar doğru tartışmalar değil. Demokrasi için yan yana gelişler çoğalacaksa faşizme karşı demokrasi mücadelesi ekseninde olmalıdır ve bu noktada faşizmin de sınıfsal çelişkilerin egemenlerce yönetilmesi için olduğunu unutmamak gerekir”

Merttürk, demokrasi adı altında sermaye fraksiyonlarının bir kısmıyla, siyasal İslamcıların iktidardan dışlanmış kesimleriyle, kontrgerilla artıklarıyla ya da kontrgerillanın olası yeni dizaynına göre bekleyenlerle ittifak yapılamayacağının altını çiziyor. Merttürk, “Eğer derdimiz halkın özlemleri, halkın talepleriyse ya da başka bir ifadeyle halk iktidarıysa o zaman bu mücadeleyi büyütecek olanlarla ittifak yapılabilir, bu memlekette de başka bir çıkış yolu gözükmüyor zaten” diyerek sözlerini bitiriyor.

DEMOKRATİK BÖLGELER PARTİSİ EŞ GENEL BAŞKANI SALİHA AYDENİZ:

EN HAYATİ MÜCADELE HATTI ÜÇÜNCÜ YOL

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, günümüz Türkiye’sinde her türlü şiddet, baskı, kutuplaştırıcı dil ve inkarın ayyuka çıktığını, yine Kürt halkına düşmanlıkta ısrarın yönetim şekline dönüştüğünü, tecrit ve kayyım politikalarının ağır sonuçlarının tüm Türkiye halklarına yayılmış olduğunu söylüyor.

Aydeniz, tüm bu yönelimlerin hedefinde olan halkların, kadınların, gençlerin, emekçilerin, çocukların, ekolojistlerin bu saldırı ve talan politikalarına karşı ayrı ayrı ve parçalı bir direniş içinde olduklarını ifade ediyor. Aydeniz, şöyle devam ediyor,

“Bugün içinde bulunduğumuz konjonktürde iktidar ittifakı 100 yıllık ret, inkâr ve tek dil, tek millet, tek bayrak, tek din perspektifiyle sonuna kadar savaş politikasında ısrar ederken, diğer tarafta yine aynı perspektif ve politikanın sürdürülmesinde statükocu ittifak mevcutken, toplumsal muhalefeti oluşturanlar adına söz söyleyen, pratik hayata geçiren olmadığı bir gerçekliktir. Bu gerçeklik karşısında günümüz konjonktüründe en hayati mücadele hattı 3. yol, ittifak ve birliktir. Adına ne dersek diyelim asıl önemli olanın toplumsal hareketliliği açığa çıkarmaktır. Tüm bu karşı çıkışların ortak bir örgütlülüğe dönüşmesi ve ortak mücadele ile bütünlüklü bir sonuç alma gerçekliği tam da bu dönemde 3. ittifakla ya da demokratik ittifakla mümkündür.

3. ittifak tamda faşizmi kurumsallaştırmaya çalışan ve farklılıkları kendi bekası ve geleceği için tehlike olarak gören zihniyete karşı, farklılıkları zenginlik olarak gören, toplumsal muhalefetin tüm paydaşlarının toplumsal zeminde örgütlenmesi ve güç birliği oluşturmasıyla mümkündür”

Aydeniz, bugün iktidarlar adına siyaset yapanların dilinden düşürmediği demokrasi sözünün, aslında demokrasiyi perdelediğini; bu nedenle demokrasi ve özgürlük için mücadele yürüten toplumsal muhalefetin gelecek için 3. Yolu inşa etme sorumluluğu olduğunu söylüyor. Aydeniz, demokratik ittifakın iktidarı değil toplumu merkeze alan, her halktan ve inançtan insanların bir araya gelerek oluşturacağı bir oluşum olacağını, bu nedenle de önemli olduğunu vurguluyor.

Aydeniz, sözlerine şöyle devam ediyor,

“AKP-MHP iktidar bloğu kendi beka ve geleceğini sağlamlaştırmak için dışarıda savaş, içeride ise Kürt düşmanlığı üzerinden tecrit ve kayyım politikalarını bir yönetme biçimine dönüştürdü. Hukuksuzluk, yolsuzluk, inkâr, talan, tecrit, kayyım ve savaşta ısrar politikaları bugün Türkiye’yi içinden çıkılması zor bir kavşağa getirmiş durumda. Ekonomik, sosyal ve siyasal krizlere neden olan bu yönetememe haline karşı parçalı direniş ve mücadele yerine, birlikte örgütlenmek ve toplumsallık zemininde demokratik ittifakı oluşturmak elzem bir görev olarak hepimizin sorumluluğudur”

EZİLENLERİN SOSYALİST PARTİSİ EŞ GENEL BAŞKANI ÖZLEM GÜMÜŞTAŞ:

MEVCUT İTTİFAKLAR DIŞINDA BİR SEÇENEK YARATILMALI

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Cumhur ittifakı ile onun burjuva restorasyonu anlamına gelen Millet ittifakı dışında bir seçeneğin yaratılması gerektiğinin altını çiziyor. Gümüştaş, çok farklı sorun ve taleplerden hareketle direnişe geçen kesimlerin, saray rejimi ile karşı karşıya geldiğini, işçi sınıfının ve bütün diğer toplumsal sınıf ve katmanlarının, Kürt halkının, ulusal ve dinsel toplulukların varlığının faşist rejimin tehdidi altında olduğunu belirtiyor. Gümüştaş şöyle devam ediyor,

“Bu koşullarda, işçi sınıfı ve ezilenlere, politik alt-üst olma sürecini mayalayan yığın hareketine alternatif sunmak mümkündür, aynı zamanda dönemi göğüslemenin de gereğidir. Üçüncü seçeneği üretme iddiasında olan parti, örgüt ve çevrelerin, günlük mücadelelerin, taleplerin nereye yöneltileceği; milyonların eyleminin hangi amaçla örgütleneceği sorularını yanıtlaması ise tartışmayı somutlamanın tek ölçütüdür. Bu açıdan emekçi sol hareketin ittifak tartışmalarına, ‘üçüncü seçenek’, ‘sol blok’ türündeki açıklamaların kapsamına bakınca, seçimlerde ortak bir siyasi blok oluşturmayı temel aldıklarını görüyoruz.

EMEP, Sol Parti, TKP anlaşması, TİP’in görüşmeleri ve açıklamaları, ‘seçimlerin ötesine bakmak’tan, ‘AKP sonrasına hazırlık’tan bahsetse de ittifak çalışmalarını seçimlere endeksli yürüttüklerini görüyoruz. Girişimler, parlamento seçimine ayrı bir blok halinde katılmak ve cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuna emekçi solun ortak adayını çıkarmakta odaklanıyor. EMEP cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda burjuva muhalefetin ortak adayını destekleme perspektifini şimdiden ortaya koymuş durumda. Sol Parti “erken seçimle tıpış tıpış gidecekler” diyor. TİP, Millet İttifakı’nın adayını iki turda da destekleyeceklerini açıkladı. Açıklamalar, ittifakın seçim birliği arayışında somutlandığını ortaya koyuyor”

Gümüştaş, seçimleri gözeten bir ittifak yaklaşımının gerekli olsa da tek başına seçimlere endeksli bir ittifak anlayışının işçi sınıfı ve ezilenlerin insanca yaşam ve özgürlük yolunu inşa etme açısından bir karşılığının olmadığını söylüyor. Gümüştaş, tekçi faşist rejimde iktidarın seçimlerle el değiştirmesi seçeneğinin olmadığını, 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana tüm seçimlerin bunu kanıtladığını ifade ediyor. Gümüştaş, AKP-MHP faşist rejiminden kurtulmak, faşist tekçi yapıya son verme amacının seçim siyasetinde de sokak siyasetinde de ezilenlerin birleşik direnişini örgütlemeye odaklanmak zorunda olduğunu belirtiyor ve sözlerine şöyle devam ediyor,

“Bu mücadele birliğini somutlamaya odaklanmayan ittifak arayışlarının rejim karşısında ‘seçenek’ üretme imkânı bulunmuyor. Burada ele aldığımız ittifak açıklamalarına bir başka açıdan da ele almak ve devrimci temelde eleştirisini yapmak zorundayız. Söz konusu partilerin ortaklaştığı konulardan biri; HDP ile yan yana gelip gelmeme. Kürt sorununun demokratik temelde çözümünü es geçen bir ‘demokrasi’ anlayışı.

TKP bu konuda başı çekiyor. Kürt ulusal demokratik hareketinden, HDP’den ayrıksı duruşunu sınıfçı bir kılıfla örtmeye kalkıyor. EMEP, “göçmen meselesi de Kürt sorunu gibi demokratlığın turnosol kâğıdı” söyleminde görüldüğü gibi, Kürt sorununu göçmen sorunu ile eşitleyerek, rejimin karakterini belirleyen inkarcı sömürgeciliği asgari demokratlık ölçüleri ile örtüyor. Kürt hareketi ile kurulacak ilişki, emekçi sol hareket için tutarlılık sınavı olduğu gibi; ezilenlerin en geniş antifaşist adresi durumunda olan HDP’yi yok sayan bir ittifak yöneliminin halklarımızın geleceğini inşa etmede bir karşılık üretme şansı yoktur”

Gümüştaş, üçüncü cepheyi inşanın zaruri yolunun, siyasal kurtuluş savaşımını seçimle değil, sokak mücadelesi ile geliştirmek gerektiğini, Kürt ulusal demokratik güçler ile emekçi sol, sosyalist hareketi birleştirecek bir mücadele gücünü esas almak olduğunu söylüyor. Gümüştaş, bugün solun önünde duran temel sorunun, AKP-MHP faşist bloğundan kurtulmanın karşısında yerine ne konulacağı olduğunu belirtiyor. Gümüştaş, “yani seçenek olarak formüle edilecek şeyin niteliğini koyacak bir politik programın yaratılmasıdır” diye ifade ediyor. Gümüştaş, üçüncü cephe çizgisinin, faşist iktidarın yıkılmasını, demokratik halkçı iktidarın kurulmasını esas alacak bir politik savaşımla var edebileceğini söylüyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bu da biraz önce söylediğimiz iki zaruri yoldan yürünerek başarılabilir. Bunun pratik siyasi sahadaki karşılığı da HDP ile yan yana olmak yolundan kurulacak, toplumun direniş dinamikleri ile genişleyecek bir antifaşist mücadele stratejisidir.”

SOSYALİST DAYANIŞMA PLATFORMU SÖZCÜSÜ SEVDAP AKDAĞ:

BAŞKANLIK SİSTEMİ BÜYÜK BİR KRİZLE SONUÇLANDI

Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) sözcüsü Sevtap Akdağ, Türkiye kapitalizminin yapısal sorunlarına çözüm olması için inşa edilen Başkanlık Sisteminin büyük bir krizle sonuçlandığını söylüyor. Akdağ, ülkenin ekonomik, siyasal, ideolojik, kurumsal yönlerden tarihin en derin krizinin içinde yol aldığını ifade ediyor. Akdağ, devlet mekanizmasında, siyasette, toplumsal yapıda çürüme ve çeteleşmenin arttığını, tek adamda somutlanan iktidarın topluma sunacağı ufuk kalmadığını, ancak ideolojik ve zor aygıtlarının tek elde toplanmasının avantajlarıyla kutuplaştırma, baskı, zor ve savaş politikalarıyla ayakta kalmaya devam ettiğini belirtiyor. Akdağ şöyle devam ediyor,

“Özel bir dönemden geçiyoruz; rejimin krizi derinleşirken, burjuva fraksiyonların hesaplaşmasının bir kırılma noktasına geldik. Bu dönemin bir aşamasında gerçekleşmesi beklenen olası seçimler de sıradan bir seçim olmayacak. Gerilim yüklü bir süreçte yol alacağız. Çok çıkışlı bir kavşak bu. Faşizmin konsolidasyonu, eski rejimin çeşitli düzeylerde restorasyonu veya devrimci demokratik dönüşüm zemininin inşası olası ana yönleri ifade ediyor. Ne yöne gidileceğini tek başına koşulların değil, çok sert mücadelelerin belirleyeceğini görmek gerek. Geçtiğimiz ay faiz indirimi, kur şoku ve %40’a varan devalüasyon sonucu yaşadığımız pahalılık ve yoksullaşma iktidarın bilinçli bir politik tercihiyle oldu. Bu tercih Saray’ın, sermayenin birikim rejimi krizinin tüm maliyetini emeğin sırtına yükleyerek sermayenin tüm fraksiyonlarını arkasına dizme ve zafere yürüme projesinin bir etabıydı. Bu projeyle çıkılan yolun her etabının daha da kıyıcı olacağını öngörmek hiç zor değil”

Akdağ, sokakta herkesi geçim derdiğini konuşmaya iten bu ekonomik politikaların sınıfsal gerilimlerinin iyice görünür bir hale getirildiğini, bu gerilim hattı üzerinden işçi sınıfının, burjuva fraksiyonların etki alanından kopartılıp bağımsız mücadele hattının inşası ve devrimci demokrasi seçeneğin güçlendirilmesinin mümkün ve güncel olarak önlerinde durduğunu söylüyor. Akdağ, bu noktada öncelikle işçi sınıfının tüm kesimlerini ve tüm ezilenleri ortak bir mücadele programı etrafında yan yana getirebilecek bir seçeneği talepleriyle sokakta görünür kılmak gerektiğini ifade ediyor. Akdağ şöyle devam ediyor,

“Biz bu programın işsizlik, yoksulluk, pahalılık karşısında iş ve gelir güvencesinin sağlandığı, temel hizmetlerin belli düzeyde ücretsiz kılındığı güvence ağlarının yaratılması talebi ve bununla birlikte Kürt halkının siyasi temsiliyet güvencesi, dili, özerklik sahası; Alevilerin inancı, kadınların emeği, bedeni, kimliği ile ilgili talepleri olarak sıralamaya başlayacağımız eşit vatandaşlık taleplerinin buluşması olduğunu düşünüyoruz. Ama bu sosyalistlerin tek bir bileşeninin tek başına altından kalkamayacağı bir görev. Bu nedenle esnek, birbirini gören, ortaklaşılan hedefler doğrultusunda bir taktik zemin inşa edebilecek, bunu geniş kitleler için umut haline dönüştürecek bir ortak zemine ihtiyaç var. Bu ortaklaşma HDP ile de kararlı bir mücadele ortaklığı yaratmalı. 3. Seçeneğin yolu böyle açılabilir”

Akdağ, hakları ve insanca yaşama zeminleri gasp edilmiş, faşizmin zoruyla tribünlere itilmiş geniş kitlelerin biraz önce söylediği talepleriyle sahaya indiği oranda faşizm mi, restorasyon mu ikileminin dışına çıkmak ve güçlü bir demokratik dönüşümün kapısını aralamanın mümkün olabileceğini söylüyor. Akdağ, gelinen noktada rejimin bunalımının oldukça derin olduğunu ne faşizmin yenilmesi ne de rejimin çok katmalı krizini aşmasının bir seçimle sonuçlandırılacak bir şey olmadığını ifade ediyor. Akdağ, sözlerini şöyle tamamlıyor.

“Seçimler olayların hangi yöne akacağının işaretini vermiş olacak. O nedenle devrimci demokratik dönüşüm hattına şimdiden yığınak yapacak, halkın acılarını ve taleplerini ülkenin gündemi haline getirmeyi başaracak bir ittifak zeminini kurmak sadece mümkün değil, cesaretle öne atılınması gereken öncelikli bir görevdir. Biz vakit kaybetme lüksümüz olmadığını düşünüyoruz. Bulunduğumuz her zeminde bunun mücadelesini veriyoruz”

MÜCADELE BİRLİĞİ SÖZCÜSÜ MUHAMMED HİZMETÇİ

İTTİFAK ARAYIŞLARININ DIŞINDAYİZ

Mücadele Birliği adına konuşan Muhammed Hizmetçi’ye üçüncü bir ittifak mümkün mü diye sorduğumuzda. Hizmetçi, “öncelikle, bizim bu tür ittifak arayışlarının tümüyle dışında olduğumuzu belirtmek isteriz” diyerek cevaplıyor. Hizmetçi, üçüncü ittifakın sahada gerçekleştiğini, yasal sol partilerin ve bunların çevresinde bulananların bu ittifakı resmen ilan edip etmemelerinin çok fazla bir öneminin olmadığını ifade ediyor. Hizmetçi, üçüncü ittifak arayışı içinde olan parti ve çevrelerin istisnasız tümünün, mevcut iktidarın yerine, “Millet İttifakı” denen gerici-faşist partilerin hükümetine destek vermek konusunda açık ya da zımni şekilde anlaştıklarını, bunun resmi olmasa da bir ittifak olduğunu belirtiyor. Hizmetçi şöyle devam ediyor,

“Üstelik politik amaç birliği olduğu için “güçlü” bir ittifaktır. Öyleyse, gerçek durumu daha sadece anlaşılması için şuna indirgeyebiliriz. Ortada “üçüncü” bir ittifak yok. İki ittifaktan söz etmek gerekir. Birincisi malumunuz, AKP-MHP'nin dinci faşist “Cumhur İttifakı”, ikincisi, CHP -İYİP ve diğerlerinin oluşturduğu gerici-faşist “Millet İttifakı.” Üçüncüler, “Millet İttifakı”nı desteklemek üzere bir araya gelmeye çalışıyorlar. CHP'nin rahatlığı da bunun bilincinde olmaktan kaynaklanıyor”

Hizmetçi’ye demokrasi güçlerinin ittifakı mümkün mü diye sorduğumuzda ise, Hizmetçi, elbette mümkün olduğunu ama nasıl bir demokrasi ve kim için demokrasi istediğine bağlı olarak yanıtının değişecek bir soru olduğunu söylüyor. Hizmetçi, demokrasinin şekilsiz, soyut, ne olduğu belli olmayan bir şey olmadığını, demokrasinin sınıf temeli olan bir devlet biçimi olduğunu belirtiyor. Hizmetçi, dolayısıyla hangi sınıf yada sınıflar için demokrasi istenildiğinin önemli olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürüyor,

“Biz, Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfı, emekçi halkları, yoksul kitleleri, kadınları ve gençleri için tam, eksiksiz bir demokrasiden yanayız; mücadelemiz de bunun içindir. Biz buna halk demokrasisi diyoruz. Bu demokrasinin güçleri saydığımız toplumsal kesimler ve bunların sınıf çıkarlarını gerçekten temel alan politik güçlerdir. Türkiye ve Kürdistan halklarının mücadele birliğini gerçekleştirmek, iki ülkenin nüfusunun ezici bir çoğunluğunu oluşturan toplumsal güçlerin özlemini duydukları demokrasiyi elde etme yönünde atılmış en önemli adım olacaktır. Bu mümkün mü? “Zonguldak-Botan el ele” ve “İstanbul-Diyarbakır el ele” sloganlarının atılmış olduğu bu topraklarda bunun mümkün olmaktan öte, kaçınılmaz olduğunu gördük. Bu, “demokrasi güçleri ittifakı”nın bir yanıdır. Ama burjuva demokrasisi için değil, halkların kendi gerçek sınıf çıkarlarını koruyacak, geliştirecek, teminat altına alacak bir demokrasi; halk demokrasisi için, pratikte, mücadele alanında gerçekleşmeye başlayan bir ittifaktır. Yaşam bizi kaçınılmaz biçimde buraya götürüyor”

Hizmetçi, ikinci yanının ise, devrimci güçlerin aynı amaç için bir araya gelmelerinden oluşan ittifak olduğunu, “Birleşik Mücadele Güçleri işte böyle bir ittifaktır” diyerek, ittifakların sayısından söz edilecekse gerçek anlamda sadece iki ittifaktan söz edilebildiğini ifade ediyor. Hizmetçi, birincisinin burjuva düzen sınırları içinde kalan, onu aşmayan “düzen ittifakı” olduğunu, ikincisinin de burjuva düzeni ve bu düzenin dayandığı tüm politik-askeri kurumları dağıtmayı temel alan devrimci demokrasi güçlerinin ittifakı olduğunu belirtiyor.

YARIN:Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokrasi İçin Birlik (DİP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), , Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Alınteri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK)