Bilgehan Uçak'ın +GerçekTV’de yayınlanan Gündemin Gerçekleri programında konuğu HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu oldu. Alevi Bektaşi Federasyonu’nun ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği kurucusu olan Ali Kenanoğlu, Türkiye’de son yıllarda oldukça çok hissedilen ve bu kez sosyal medya üzerinden gündeme gelen Alevilere yönelik nefret söylemi hakkında fikirlerini dile getirdi.

Yakup Tilki isimli şahıs, bu hafta ağza alınmayacak küfürler ve hakaretlerle Alevilere nefret, kin ve zehir kustu, tepkilerin ardından gözaltına alındı ve ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek’ suçundan hakkında soruşturma başlatıldı

Ali Kenanoğlu, öncelikle yaşananlara “Alevi-Sünni çatışması” gözü ile bakmanın yanlışlığını ifade ederken, daha önceki nefret suçlarını ve yaşanan saldırıları hatırlattı ve bunların çatışma değil sadece Alevilere dair bir katliam olduğunu belirtti.

Türkiye’nin kuruluşundan beri Sünnileştirme politikasının devam ettiğini söyleyen Kenanoğlu, Diyanet’i bu politikalarının gerçekleştiricisi olarak eleştirdi. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “10 bin imam, 2 bin müezzin, 10 bin de Kuran kursu öğretmenine ihtiyacımız var” ve “en az cami Tunceli’de” sözlerini değerlendiren Ali Kenanoğlu, bu söylemlerin bir asimilasyon politikasının devamı olduğunu ifade etti.

SÜNNİLERİN YAŞAMADIĞI ALEVİ KÖYLERİNDE DEVLET SÜREKLİ CAMİ İNŞA EDİYOR

Kenanoğlu, hiçbir Sünninin yaşamadığı Alevi köylerinde bile devletin sürekli cami inşa ettirdiğini söylerken bunun Türkiye ile sınırlı olmadığını, Balkanlarda, özellikle de Makedonya’da TİKA eliyle bu işlerin yürütüldüğünü hatırlattı. Balkanlardaki Alevi ve Bektaşi nüfusun bile Sünnileştirmeye çalışıldığını örneklerle gösteren Kenanoğlu, Türkiye’deki ders kitaplarından da örnekler verdi.  

Öğrencilerin neredeyse tamamının okula gitmediği bir dönemde, ancak lise son sınıfın son ünitesinde Aleviliğe yer verildiğini söylerken zorunlu din derslerinin ne kadar büyük hak ihlallerine yol açtığının da vurguladı. Kendi çocuğu için de bu mücadeleyi verdiğini ve kazandığını söyleyen Ali Kenanoğlu, AİHM kararlarına rağmen Türkiye’nin ısrarla Alevilerin temel haklarını tanımadığını ifade etti.

Halkın “Alevi-Sünni meselesine” dair pek bir sorunu olmadığını, hatta siyasetin çok daha ilerisinde yer aldığını söyleyen Kenanoğlu, “Cemevlerinin ibadethane olup olmaması halk arasında tartışılan bir mevzu değil. Sünnilerin buna yönelik bir itirazı yok. Hangi Sünni köyüne gider ‘cemevi ibadethane midir?’ diye sorarsanız aynı cevabı alırsınız. Kim demiyor? Diyanet. İşine gelmiyor çünkü. Elindeki iktidar gidecek. Kim demiyor başka? Devlet. Niye? Bölücülük olacak, diyor. İslam’ı böleceğim, ayrı bir azınlık toplumu yaratacağım, diyor.” dedi.

CEMEVLERİNİN İBADETHANE SAYILMAMASI AKP İLE BAŞLAMADI

Elektrik faturalarındaki büyük artışlardan sonra yeniden gündeme gelen, cemevlerinin giderlerinin karşılanması meselesine de değinen Ali Kenanoğlu, cemevlerinin ibadethane sayılmamasının AKP ile başlamadığını, cemevlerini ibadethane olarak görmeyen kararın altında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in ve başta koalisyon hükümetinin Başbakanı Bülent Ecevit olmak üzere 2002’deki yönetimin imzası olduğunu hatırlattı.

Kenanoğlu, Cemevlerinin ticarethane statüsünde olmasının da başlı başına bir ayıp olduğunu ifade ederken, cemevlerinin elektrik faturalarını ödememe kararını da asimilasyona karşı çıkma anlamına geldiği için desteklediğini belirtti. 

ALEVİLERE YÖNELİK ŞİDDETTE İKTİDARIN NEFRET SÖYLEMLERİNİN PAYI VAR

Ali Kenanoğlu, Alevilere yönelik şiddet eylemlerinin altında iktidarın nefret söylemlerinin önemli yer tuttuğunu ifade ederken Cumhurbaşkanı’nın sadece Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alırken “cibilliyetsiz” tabirini kullanmasını CHP Genel Başkanı’nın Alevi kimliğiyle ilgili olduğunu söyledi.

Malum, Sedat Peker, milyonlarca seyredilen videolarında seçim yaklaşırken Alevilerle Sünnilerin karşı karşıya getirileceğini, bir kalkışma için abız provokasyonların yapılacağını iddia etmişti. Peker’in bu iddialarına dair tarih boyunca Alevilerin yaşadıkları çeşitli kıyımları hatırlatarak cevap veren Kenanoğlu, 1993’teki Madımak benzeri faciaların yeniden yaşanabileceğini, şartların uygun olduğunu, bu gidişi durdurmak için acilen demokrasiye dönülmesi gerektiğini belirtti.