Derya OKATAN 


ARTI GERÇEK- Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan, Anayasa Yargısı Araştırma Merkezi'nin düzenlediği ve çevrimiçi olarak gerçekleşen İnsan Hakları Yargısına Bakış konulu programa katıldı. Arslan, bireysel başvuru konusunda açıklamalarda bulundu. 

Türkiye’de yaklaşık 9 yıldır uygulanan bireysel başvurunun, yaşama hakkından ifade ve örgütlenme özgürlüğüne kadar insan hakları alanında muazzam içtihatlar ortaya çıkardığını, insan haklarının korunması yönünde toplumsal bilinci arttırdığını söyledi. 

‘TOPLUMUN HUKUKA İNANCINA KATKI YAPTI’

“Gerekirse AYM’ye kadar gideceğim” sözünü hatırlatan Arslan, “AYM’nin tüm zorluklara karşı bireysel başvuruyu başarılı bir şekilde uygulaması, toplumun hukuka yönelik inancını korumasında önemli bir katkı yapmıştır” diye konuştu. 

‘HAK İHLALLERİNİ GİDERME GÖREVİ ÖNCE DERECE MAHKEMELERİNDE’

Hak ihlallerini giderme görevinin öncelikle derece mahkemelerine ait olduğunu vurgulayan Arslan, şöyle devam etti:
“Zaman zaman yaşanan bazı sorunlara rağmen bireysel başvurunun, yargısal ve idaresel pratiği olumlu yönde etkilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bireysel başvuru ülkede temel hak ve özgürlüklerin korunması ve standartların yükseltilmesine hatırı sayılır katkılar yapmıştır ve yapmaya devam edecektir.”

‘TÜRKİYE’DE 9 YILDA YAPILAN BİREYSEL BAŞVURU, ALMANYA’DA 70 YILDA YAPILANDAN FAZLA’

Arslan, ancak bireysel başvuru konusunda yaşanan sorunlara da dikkat çekti. Bu sorunları, “iş yükü ve bireysel başvurunun objektif etkisinin uygulanmaması” olarak açıkladı. 

Anayasa Mahkemesi’nin iş yükünü nüfusu benzer olduğu için Almanya ile kıyaslayan Arslan, Federal Almanya Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruya başladığı 1951 yılından 2020 yılına kadar, yani 70 yılda 240 bin civarında bireysel başvuru aldığını, Türkiye Anayasa Mahkemesi’ne ise 2012 yılından bu yana 312 binden fazla bireysel başvuru yapıldığını aktardı.
Arslan, “Türk Anayasa Mahkemesi’ne 9 yılda yapılan başvuru sayısı Alman Anayasa Mahkemesi’ne 70 yılda yapılan başvurudan çok daha fazladır” dedi. 

‘İŞ YÜKÜNDE TEK RAKİBİMİZ AİHM’

Türkiye’de derdest haldeki bireysel başvuru sayısının 46 bin olduğunu ifade eden Arslan, bu konuda ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile kıyaslama yaptı.

“Zaman zaman yaptığım bir espri var: İş yükü konusunda tek rakibimiz var, o da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” diyen Arslan, AİHM’deki derdest dosya sayısının 64 bin civarında olduğunu belirtti. 

Arslan, “Ama 47 ülkeden başvuru aldığını düşünürsek Türk Anayasa Mahkemesi ile bu konuda yarıştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Biz bu yarıştan memnun değiliz, temennimiz iş yükünün azalması” diye konuştu.  

‘İHLALE SEBEP OLAN UNSURLAR ORTADAN KALDIRILMALI’

Bireysel başvuruda iş yükünü artıran en önemli unsurun “objektif etkinin uygulanamaması” olduğunu anlatan AYM Başkanı, “objektif etki”yi şöyle anlattı: 

“Bireysel başvurunun iki temel amacı vardır: Birincisi, bizzat başvurucunun ihlalini, zararını gidermek. Buna bireysel başvurunun sübjektif etkisi diyoruz. Anayasa Mahkemesi bir ihlal tespit ettiğinde zararın giderilmesi için yapılması gerekenlere de hükmediyor. Yeniden yargılama ya da tazminat olabiliyor. Dolayısıyla başvurucu zararını gidermiş oluyor. Ama objektif etki dediğimizde bunun ötesine geçen, başvurucunun sınırlarını aşan, hak ihlallerine sebep olan unsurları ortadan kaldırmaya yönelik etkiden bahsediyoruz. Bu asıl bireysel başvurunun da hedefidir. Zira, bireysel başvurunun nihai amacı hak ihlallerine maruz kalan bireylerin tek tek mağduriyetlerini gidermek değildir, bu mümkün de değildir. Bireysel başvurunun asıl amacı ihlal kararında tespit edilen ilkelerin benzer durumlara uygulanması suretiyle ihlale yol açan nedenlerin ortadan kaldırılmasıdır. Bireysel başvuruda amaç tek tek sivrisinekleri yok etmek değil onları üreten bataklığı kurutmaktır. Bu da kamu otoritelerinin bireysel başvuruların objektif etkisinin gerektiği şekilde davranmalarına bağlıdır.” 

İhlaller idari uygulamadan kaynaklanıyorsa idari kurumlara, kanundan kaynaklanıyorsa yasama organına görev düştüğünü belirten Arslan, “Yapılması gereken objektif etkinin kavranması ve objektif etki gereği yeni bir başvuru beklemeden Anayasa Mahkemesi’nin tespit ettiği ilkelerin, esasların uygulanması ve böylece yeni ihlallerin önüne geçilmesidir” dedi. 

‘İNSAN HAKLARI AYNI ZAMANDA ÖTEKİNİN HAKLARIDIR’

Anayasa Mahkemesi Bakanı Arslan, bireysel başvurunun yerleşebilmesi ve kurumsallaşabilmesi için toplumsal ve siyasal kültüre de dikkat çekti. 

Arslan, “Bireysel başvurunun kurumsallaşması noktasında önemli mesafeler aldık. Ama bazı olumsuzlukların hâlâ devam ettiğini söylemek durumundayız. Bireysel başvurunun yerleşebileceği ve yeşerebileceği bir kültürel iklime ihtiyaç vardır. Bu anlamda temel hak ve özgürlüklerin korunmasını amaçlayan bireysel başvurunun başarısı insan hassasiyetine saygıyı esas alan toplumsal ve siyasal kültürün gelişmesi gerekmektedir. Bu kültürü inşa edecek anlayış da ötekinin ontolojik varlığını kabul etmekten geçer. Her birimiz bir başkasının gözünde ötekiyiz. Bir anlamda ötekinin ötekisiyiz. Bu bağlamda insan hakları aynı zamanda ötekinin haklarıdır. Öteki ile olan ilişkimizi ahlaki bir zemine oturtmak zorundayız. Bunun ön şartı onu aynılaştırmaya çalışmadan Adem’in çocuklarından biri olarak görebilmektir” diye konuştu. 

Arslan, Sadi-i Şirazi’nin Birleşmiş Milletler binasına da yazılı olan “Başkalarının eziyetlerinden sıkıntı duymayan ey insan, sana insan sıfatı vermek yakışmaz” şeklindeki sözlerini hatırlattı ve ekledi: 

“Bu sözü sadece Birleşmiş Milletler binasına değil gönüllerimize de yazmak ve uygulamaya geçirmek zorundayız.”