Bir zamanlar hayaliydi, sonrası işkence oldu: Görme engelli Cüneyt Arat'ın hikayesi



Artı Gerçek

'Ben sadece Gülen grubu iddiasıyla mağdur edilen engelliler için mücadele etmiyorum. Suç ve suçlama grubu ne olursa olsun her engelli için mücadele ediyorum.'


Ahmet Tirej KAYA


Türkiye’de siyasetin gündeminde erken seçim tartışmaları yapılmaya devam ederken, toplumun geniş kesimlerinde ise farklı hikâyeler birikiyor. Öyle görünüyor ki biriken bu hikâyeler geleceğin bir noktasında çokça konuşulacak.  

Kendisini yazar olarak tanımlayan ve yüzde 90 görme engelli olan Cüneyt Arat bir zamanlar dönemin başbakanı olan Tayyip Erdoğan ile fotoğraf çektirmiş ve 'tek hayalini' gerçekleştirdiğini söylemişti. Yıllar sonra ise Arat, Gülen örgütüne üyelik iddiasıyla 6,5 ay ev hapsinde ve iki yıl da çeşitli hapishanelerde kaldı. Arat yaşadığı süreç için “Oysaki ben sadece tweet atmıştım” diyerek tepkisini gösteriyor. Gecikmiş temyiz başvurusunun Yargıtay tarafından kabul edilmesi üzerine tahliye edilen Arat, özellikle tutuklu ve engelli KHK’lilerin sorunlarını duyurmaya çalışıyor. Ölüm oruçlarında yaşamını yitiren Grup Yorum’un iki üyesi Helin Bölek ve İbrahim Gökçek ile Mustafa Koçak ve ölüm orucunu sürdüren ÇHD’li avukatların sesini duyurmak için de üç günlük destek açlık grevi yapan Arat, “Devlete biat kültürüyle yetişen sağcılarda bir mücadele tekniği göremiyoruz. Bir korku hâkim.” diyerek korku duvarlarının yıkılması gerektiğini ifade ediyor.

 

Arat’la; yaşadığı süreç, tutuklu ve engelli KHK’lilerin sorunları, R Tipi hapishaneleri, gerçekleştirdiği destek açlık grevi gibi meseleler üzerine uzun bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Kimdir Cüneyt Arat?

25 yaşında bir yazarım. 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de bir grup asker tarafından kanlı bir kalkışma yaşandığı esnada AKP Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan insanları emniyet binalarına, havaalanlarına ve sokaklara davet etmişti. Tabi o gece milletvekilleri bile en küçük sarsıntılarda dahi TBMM’de sığınaklara kaçışırken, halkın kaçışabileceği açık alanda bir yer olmadığı için, “emniyet binalarından, havaalanlarından ve sokaklardan uzak durun, evlerinizde oturup dua edin” diye tweet atmıştım. Ayrıca bu tweeti atmamdaki nedenlerden birisi de Erdoğan sadece yüzde 1,5’lik TSK mensubunun bu darbe girişimine dâhil olduğunu söylemişti. Ben de geriye kalan yüzde 98,5’luk TSK mensubunun, emniyet ve MİT teşkilatlarının görevlilerinin bu girişimi önleyebileceklerini düşündüm.  O gece Erdoğan, dönemin Başbakanı Binalı Yıldırım ve bazı seçilmişler darbe yapılmakta olduğunu açıklamıştı. Ben de bu durumu tiyatro olarak değerlendirmiştim. Çünkü bildiğiniz gibi darbe olduğu takdirde önce bazı atanmışlar ve siyasiler gözaltına alınır, ardından bildiri okunurdu. Oysaki o gün köprüler tutularak millete ateş edildi. Millete darbe yapıldı. Bildiri okutulduğu zaman ise siyasiler gözaltına alınmamıştı. O nedenle yaşananları tiyatro olarak gördüm. Bunun karşılığında 6 buçuk ay ev hapsinde, iki yıl cezaevlerinde tutuldum. 

 “YARGILANMAM AVUKATSIZ YAPILDI”

15 Temmuz darbe girişiminden beş gün sonra gözaltına alındın. O süreci biraz anlatabilir misin?

20 Temmuz 2016 tarihinde Adana Emniyeti TEM Şube ekiplerince evimde arama yapılarak gözaltına alındım. Beni emniyetin mutfağına götürüp orada Erdoğan’ın sesini dinlettiler. Tepki göstererek kapatmaları gerektiğini söyledikten sonra beni alıp nezarethaneye götürdüler. O gece ifadem alınmak üzere götürüldüğüm odada da Erdoğan’ı dinletmeye başladılar. “Kapatmadığınız taktirde ifade vermem” dedim ve kapattılar. Tabi orada psikolojik işkenceye maruz kaldım. Ertesi gün ev hapsiyle serbest bırakıldım.
1 Şubat 2017 tarihinde, yargılandığım Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ev hapsim kaldırıldı ve yurtdışına çıkış yasağı kondu. 22 Şubat 2017’de ise hakkımda üyelikten 6 yıl 3 ay, propagandadan 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verildi. Ardından hakkımda kurulan mahkûmiyet hükümlerinin kesinleştiğini internet sitelerinden öğrendim ve 10 Temmuz 2017’de kolluk mensuplarına teslim olarak, Mersin Emniyeti TEM Şube’ye götürüldüm. Oysaki ben sadece tweet atmıştım. Yargılanmam avukatsız yapıldı. Engelli kişiler yargılanırken avukat zorunluymuş hatta avukatsız savunma yapılması silahların eşitsizliği ilkesine aykırıymış. Yargıtay’ın gecikmiş temyiz başvurumu kabul etmesi üzerine de 4 Temmuz 2019 tarihinde tahliye edildim. Tabi tahliye edilirken gece 23.30 civarıydı ve jandarma devriye rütbelisi beni taksiye bindirmek yerine, elimde eşyalarımın bulunduğu çöp poşetiyle hastane bahçesine bıraktı. Cebimde 5 bin küsur TL para vardı. Orada bir kişi taksici olduğunu söyleyip beni kandırabilirdi, bana araba çarpabilirdi, başıma kötü şeyler gelebilirdi. Ne yazık ki beni kendi kaderime terk ettiler. 

Baro avukatı yok muydu? 

Baro avukatı gelmedi duruşmaya. Öyle bir problem oldu. Ben zaten yasal haklarımı tam olarak bilmiyordum. Daha önce ağır cezada yargılanmamıştım. Bu ilk ve acı bir tecrübe oldu benim için. 

“MAHPUS ENGELLİLERE DEVLET SAHİP ÇIKMIYOR”

Türkiye’deki hapishanelerde çok sayıda engelli bulunuyor. Bir kısmının da Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerinden ihraç edilmiş engelliler olduğu belirtiliyor. Sen de iki yıl hapishanelerde kaldın. Engelliler hapishanelerde ne tür sorunlar yaşıyor?

Çok sayıda bedensel, görme ve işitme engelli cezaevlerinde bulunuyor ama kimisi de terörist ilan edilerek cezaevlerine atılıyor. Oysaki bizler mağdur ve masum engelliler olarak; görmeyen gözlerimizle, işitmeyen kulaklarımızla ve tutmayan ellerimizle, ayaklarımızla hiçbir terör faaliyetinde bulunmadık. Dolayısıyla cezaevlerine atılan engelliler, engelsizlerin merhametine terk ediliyor. Bildiğiniz gibi Türkiye’nin sosyal devlet statüsünde olduğu iddia ediliyor. Ne yazık ki devlet mahpus engellilere dahi sahip çıkmıyor. Avrupa standartlarına göre cezaevi yaptıklarını iddia ediyorlar. O cezaevlerinin koğuşlarında ikişer tuvalet var. Birisi bedensel engelliler için alafranga yapılmıyor mesela. Bedensel engelli kişiler tuvalet ihtiyaçlarını gideremiyor. Koğuşların iki katlı olması hasebiyle bedensel engelli kişiler akülü araçları ya da tekerlekli sandalyeleriyle ikinci kata çıkamıyor. 8-10 kişilik koğuşlarda 20-30-40 kişi kalındığı için bedensel engelli mahpuslar içeride rahatça dolaşamıyor. 

Görme engellilerin büyük tırnak makası, şarjlı tıraş makinesi, sesli kol saati ve okuma yazma araçları kullanmalarına müsaade edilmiyor. Cezaevlerinde bulunan ankesörlü telefonlar aracılığıyla Türk Telekom’un katkılarıyla Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji Merkezi tarafından hizmet verilen telefon kütüphanesinden faydalanmalarına izin verilmiyor. Oysa telefon kütüphanelerinde görme engelliler kitap ve sesli betimlemeli filmler dinleyebiliyor. Bunlar dahi çok görülüyor. Cezaevlerinde bulunan görevlilerin ve mahpusların geneli işaret dilini bilmiyor ve dolayısıyla işitme engelli mahpuslarla sağlıklı iletişim kurulamıyor. Cezaevlerinin filmler yayınlanan özel bir televizyon kanalı var. Ama filmler sesli betimlemeli ve işaret diline uygun olarak yayınlanmıyor. 

“GÖRME ENGELLİLERİN SAVUNMA HAKLARI KISITLANIYOR”

Bir de bu işin yargı boyutu var. Ben resmen hükümlüyken, yalnızca twett atmak gerekçesiyle hakkımda üyelikten bir dava daha açıldı. 2. üyelik iddiasıyla yargılanmamım yapıldığı Adana 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde de taleplerime rağmen mahkeme evrakları, kabartma yazılı bir şekilde tarafıma tebliğ edilmediği gibi okuma-yazma araçları temin etmeme ve kullanmama izin verilmedi. Yargılanmamım yapıldığı mahkemenin başkanına yüzden 90 ağır görme engelli olduğumu, mahkeme evraklarının kabartma yazılı bir şekilde tarafıma tebliğ edilmemesi ve okuma-yazma araçlarının temin edilmemesi halinde sağlık bir şekilde savunma yapamayacağımı söyledim. İlgili taleplerim yargılanmamım yapıldığı mahkeme tarafından reddedildi. Cezaevinde tutulmuş olmam nedeniyle makul taleplerimin karşılanmaması nedeniyle bu mahkemede ancak 3. duruşmada beraat ettim. Yargılanma süreçlerinde mahkeme evraklarının kabartma yazılı olarak tebliğ edilmemesi ve okuma-yazma araçlarının verilmemesi nedeniyle görme engellilerin savunma hakları kısıtlanmaktadır. 

 “SAĞCI KESİMDE BİR KORKU HÂKİM”

Özellikle KHK ile ihraç edilen insanlar sivil ölüme terk edilirken, engelli ve tutuklu KHK’liler için durum daha vahim. Toplumun çok farklı kesimlerinden oluşan engelli KHK’liler içeride veya dışarıda yaşadıkları sorunlarla ilgili seslerini duyurabiliyor mu?

Geçmişte solcuların devlet ve millet düşmanı oldukları ifade ediliyordu. Ve biz solculara karşı hep mesafeli davrandık. Onlar da bize mesafeliydiler. Aslında bu süreç bize şunu çok iyi öğretti: Solcuların bugüne kadar hep ezildikleri, zulme maruz kaldıkları için bir mücadele ve direniş taktikleri var. Muhafazakâr kesim genel olarak devlete biat kültürüyle yetiştiği için başlarına bugüne kadar böyle olaylar gelmedi ve dolayısıyla bir korku imparatorluğu hâkim. Ben 1 Mart 2020 tarihinde solcuları tanımaya başladım. İstanbul Barosu’nda Direnişler Meclisi tarafından düzenlenen ‘Adalet İstiyorum Forumu’na konuşmacı sıfatıyla katıldım. Orada dedim ki, “Biz neden olaylara tek pencereden baktık?” Dolaysıyla devlete biat kültürüyle yetişen sağcılarda bir mücadele tekniği göremiyoruz. Bir korku hâkim. “Ben konuşursam, yaşadığım mağduriyetleri anlatırsam, yazarsam ve çizersem şimşekleri üzerime çekerim, dosyam hızlandırılır, beni tekrar tutuklarlar.” diye düşünüyor insanlar. Oysaki bizler bu korku duvarlarını beraber yıkamazsak, zalimler ve emir erleriyle mücadele edemezsek bu zulümler katlanarak devam eder ve herkes de payına düşeni almış olur. 

Zaten KHK’li engelliler için dışarıda da ciddi sorunlar var. Normalde bir engelli 15 yıl kamu hizmeti verdikten sonra emekli olabiliyor. Ama KHK’li engelliler 15 yıllık hizmeti tamamlamışlarsa da aktif görevde olmadıkları için emekli olamıyor. Türkiye’de engelliler ilk ve ortaokulu engelliler okullarında, lise ve üniversiteyi ise engelsizlerle birlikte okuyor. Zor şartlar altında sınavlara girip çeşitli mesleklere atanan engelliler, bankaya para yatırmak ve sendikaya üye olmak gibi suçlamalarla kamu kurumlarından ihraç edilerek tutuklanıp terörist ilan ediliyor. Yaklaşık 3000 bin engellinin kamu kurumlarından ihraç edildiği ifade ediliyor. Engelsizler birçok işte çalışabilirken engelliler çalışamıyor. Bazı KHK’li engellilere engelli aylığı, bazı KHK’li ağır engellilerin bakıcılarına ise evde bakım aylıklarının verilmediği söyleniyor. KHK’li engelliler her işte çalışmadıkları ve devletin imkânlarından faydalanamadıkları için sivil ölüme terk ediliyor. 

 “ENGELLİ MAHPUSLAR R TİPİ’LERE SÜRDÜN EDİLİYOR”

Hasta mahpuslar için yapıldığı söyleyen ve ‘Rehabilitasyon Merkezi’ olarak anılan R Tipi hapishaneleriyle ilgili ne düşünüyorsun?

R Tipi zindanları, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun engelli ve hasta mahpusları tahliye ettirmemesi için inşa ediliyor. Ve deniliyor ki, “R Tipi cezaevlerinde bulunan engelli ve hastaların kişisel bakımlarını ve temizliklerini yaptırdığımız gibi, onları kendi ellerimizle besliyoruz. Bu nedenlerle, ‘Yaşamlarını yalnız başlarına idame ettiremeyen engelli ve hastalara R Tipi cezaevlerinde kalmaları uygundur’ raporu verilmeli.” Arkadaşlarım da şahittir, bizim koğuşumuz 2-3 haftada bir temizleniyordu. Koğuşumuzun banyosu sürekli tıkanıyordu. Görme engelli bir avukat arkadaşım soyundu ve koğuşun avlusunda banyo yaptı.

Çeşitli suç ve suçlamalardan dolayı cezaevlerine gönderilen engelli kişiler, cezaevlerinde engelsiz yaşam sürdürebilmek adına cezaevlerinin yöneticilerine makul taleplerde bulunuyor. Siyasi nedenlerle cezaevlerine atılan engellilerin makul talepleri genelde karşılanmadığı gibi onlara ve vasilerine sorulmadan, ilçe devlet hastanelerinin heyet kurullarında haklarında ‘R Tipi’nde kalması uygundur’ içerikli bir rapor veriliyor. Bu rapor doğrultusunda engelli mahpuslar Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tetkik hâkimleri tarafından ‘hastalık nedeniyle’ nakil denilerek R Tipi zindanlarına sürgün ediliyor. 

“AMAÇ ŞAHSIMA ZULMETMEKTİ”

Benim de böyle oldu. Tarsus 2 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü olarak bulunurken engelsiz yaşam sürmek adına makul taleplerde bulunmuştum. Taleplerim kabul edilmemişti. Şahsıma ya da vasime sorulmadan devlet hastanesine götürülerek orada muayenem yapıldı. Ardından heyetten R Tipi’nde kalması uygundur şeklinde rapor alındı ve ‘hastalık nedeniyle’ nakil denilerek Menemen R Tipi’ne sürgün edildim. Ben hasta değilim ki, nasıl beni bu gerekçeyle sürgün edersiniz. İstanbul ATK’ye sevk edildim. Bu kurumun ilgili ihtisas kurulları da kimin ne tür cezaevlerinde kalacağına ya da cezaevlerinde kalıp kalamayacaklarına karar veriyor. Jandarma devriye rütbelisi benim hakkımdaki suçlamayı söyleyince, ‘Her cezaevinde kalması uygundur’ raporu verildi ve tahliye edilemedim. 3. Yargı Reformu’na göre, bu gibi durumlarda İstanbul ATK’den onay alınması gerekiyor. İlçe devlet hastanesinin heyet kurulu diyecek ki, “Bu kişi engelli ve yaşamını tek başına idame ettiremez”, İstanbul ATK da bunu onaylayacak. Zaten engelli mahpuslar ilçe devlet hastanelerine ya da İstanbul ATK’ye götürülürken jandarma devriye rütbelileri haklarındaki suç ya da suçlamaları söylüyor ve bu şekilde doktorlar baskı altına alınmış oluyor. 

Ben Menemen R Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndayken ne yazık ki dört ay radyom verilmedi. Kabartma yazılı kitap, büyük tırnak makası ve okuma-yazma araçları taleplerim karşılanmadı. Makul taleplerim hep reddedilmekteydi. Orada da engelsizlerin merhametlerine terk edilmekteydim. Amaç şahsıma zulmetmekti. 

“ARINÇ ELİNDEN GELENİ YAPACAĞINI SÖYLEDİ”

Corona meselesi gündemdeki yerini koruyor. Hapishanelerde bulunan engelli mahpuslar açısından corona süreciyle ilgili ne söylersin?

Bildiğiniz gibi engelliler cezaevlerinde tek başlarına hareket edemiyor. Revire, psikoloğa ya da görüşe giderken infaz koruma memurları onlara eşlik ediyor. Cezaevi görevlileri ile kolluk mensuplarında korona virüsü varsa hem engellilere hem de engelsizlere bulaşması kuvvetle muhtemeldir. Ben chance.org sitesinde, “3. Yargı Reformu engelli mahpusları da kapsasın, engelli mahpuslar da ev hapsine alınsın” talebiyle bir imza kampanyası başlatmıştım. Kampanyayı beş bin küsur kişi imzaladı ve birçok HDP milletvekili de bu kampanyayı destekledi. Bu konuyu Bülent Arınç’la da konuştum. Arınç elinden geleni yapacağını söyledi ama ne yazık ki yargı reformunda engelli mahpuslar tamamen ilçe devlet hastanelerinin heyetlerinin ve İstanbul ATK ilgili ihtisas kurullarının kanaatlerine terk edilmiş durumda. 

“TERÖRİST İLAN EDİLEN ENGELLİLERE MİKROFON UZATILSIN”

Yaşadığın sorunları ve KHK’li engellilerin problemlerini medyada ifade edebiliyor musun?

Ne yazık ki yaşanmakta olan mağduriyetleri sadece Belçika’da bulunan Medya Haber ve Stêrk TV ile çeşitli YouTube kanallarında anlatabildim. Türkiye’de bulunan TV kanallarına, gazetelere, haber ajanslarına yazarak bizzat irtibat kurdum. Ne yazık ki sorunlarımız haberleştirilmiyor. Yayın organlarını bizlere açmıyorlar. Yaşadığımız hak ihlallerini kamuoyunun ilgisine sunmuyorlar. Bir defa herkesin şunu çok iyi bilmesi gerekiyor: Ben sadece Gülen grubu iddiasıyla mağdur edilen engelliler için mücadele etmiyorum. Suç ve suçlama grubu ne olursa olsun her engelli için mücadele ediyorum. Özellikle gazetecilerin ve yazarların, bütün mağdur ve masumların yanlarında olması gerekiyor. Bilsinler ki, her mağdura ve masuma ses olmak, onların yaşamış olduğu hak ihlallerini duyurmak bizleri insan yapar, bizleri herhangi bir cemaate, tarikata ya da terör örgütüne mensup yapmaz. Eğer mağdurlar ve masumlar ayrıştırılırsa, onlara ses olunmazsa ve ötekileştirilirlerse korku imparatorlukları genişler, zalimler zulümlerini artırır. Başkaları da bu zulümlere maruz kalır. Ben geçmişte Türkiye milletini, ‘Çok güçlü, necip bir millet, her haksızlığa ses çıkaran bir millet’ olarak biliyordum. Hastanelere ve adliyelere 8-10 asker eşliğinde ve ellerim kelepçeli götürüldüğümde insanların bu duruma tepkisiz kalmasına çok üzülüyordum. Bu milleti çok yanlış tanıdığımı anladım. Diyorum ki, gazeteci ve yazarlara, gelin terörist ilan edilen engellilere mikrofon uzatın. Onlar da yaşadıkları hak ihlallerini ifade edebilsinler. Ben Stêrk TV çalışanları bana, “Kendinizi Kürtçe ifade edemeyecekseniz Medya Haber’de Türkçe konuşabilirsiniz” dediler. Ben de, “Medya Haber’de tekrar Türkçe konuşursam, hiç Türkçe bilmeyen Kürtler nasıl duyacak bu zulümleri” dedim ve Stêrk TV’de Kürtçe konuştum. 

“AÇ YAŞARIM ADALETSİZ YAŞAYAMAM”

 

Grup Yorum’un iki üyesi Helin Bölek ve İbrahim Gökçek ile Mustafa Koçak çeşitli demokratik taleplerle başladıkları ölüm oruçlarında yaşamlarını yitirdi. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi iki avukatın ve siyasi tutsakların adil yargılanma talebiyle başlattıkları ölüm oruçları ise sürüyor. Sen de üç günlük destek açlık grevinde bulundun. Neden destek açlık grevi yaptın? 

Öncelikle ben açlık grevleri ve ölüm oruçlarını tasvip etmeyen bir insanım. Yalnız ÇHD mensupları, Grup Yorum’un hayatını kaybeden iki üyesi ve Mustafa Koçak adil yargılanma talebiyle ölüm orucundaydı. Bu kişiler neden ölüm orucuna giriyor? Kamuoyunun dikkatini yargılamalara çekebilmek adına. Ve ben şöyle düşündüm; “Cüneyt, senin bu insanları anlayabilmen, yürütmekte oldukları mücadeleyi bedeninde, kalbinde ve ruhunda hissedebilmen gerekiyor. Peki, bu insanları nasıl anlayacaksın? Onlar için destek açlık grevi yaparsan onları anlayabilirsin.” -O zaman zannediyorum Helin Bölek’i kaybetmiştik.- Çünkü gerçekten insanların talepleri için ölüm orucunda bulunmaları çok zor bir durum. Daha sonra ben üç gün süreyle destek açlık grevi yaptım ve bunu sosyal medyada duyurdum. Açlık grevi yapılırken limon, şeker, su ve vitamin kullanılmaktaymış. İnsanlar 200-300 gündür ölüm orucunda olduğu için ben sadece üç gün için bunları kullanmayı kendime yakıştıramadım, vicdanımın sızlayacağını düşündüm. Bu süreçte aç yaşayabileceğimi ama adaletsiz yaşayamayacağımı bir kez daha anlamış oldum. Onların direnişlerini candan ve yürekten destekliyorum. Işıklar içinde uyusunlar. 

Bizler hep açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını eleştiririz ama “Neden kişiler zulmediyor, neden zulümlere tepki göstermiyoruz?” diyemiyoruz. İnsanların bunu demesi lazım. Birilerinin açlık grevlerine ve ölüm oruçlarına girmesini eleştireceğimize, “Bu insanlar neden açlık grevinde, ölüm orucunda?” diyebilmemiz, adaletsizliklere ses çıkarmamız gerekiyor. Herkesi adaletsizliğe ses çıkarmaya davet ediyorum.

“BANKA HESAPLARIM VESAYET ALTINA ALINDI”

Ülkede ciddi bir baskı ortamı var. Toplumun hayatı her geçen gün daha kötüye gidiyor. Elbette ki Kürtler ve sol açısından toplumsal muhalefet her zaman vardı ve birileri artan baskılara karşı ses çıkarmaya devam ediyor. Sen muhafazakâr kesimden gelen bir insan olarak korkmuyor musun?

Ben zalimlerden ve emir erlerinden hiçbir zaman korkmadım, korkmuyorum. Ben muhafazakâr bir insan değilim, sağcı da değilim solcu da, devrimci ya da ülkücü de değilim. Mağdur ve masumların yanında olmaya çalışan bir yazarım. Herkes şunu bilmeli ki; zalimler korkuyu sever, insanların korkmasını, kendilerine biat etmesini ister. Verdikleri kararların sorgulanmamasını ve yaptıkları yanlış işlerin eleştirilmemesini ister. Ve ben de o isteklerini gerçekleştirmemenin bedelini çok ağır ödüyorum. Cezaevlerinde bulunduğum esnada engelli aylığım bile kesilmişti. Şu anda bir mahkeme tarafından banka hesaplarım vesayet altına alınmış. Beni hiçbir zaman açlıkla, esaretle, baskıyla, zulümle terbiye edemezler. Nezarethaneler, sanık sandalyeleri ve zindanlar beni asla yıldıramaz. Ülkeye demokrasi, hukuk ve özgürlüklerin hâkim olması için her türlü bedeli ödedim, ödemeye de devam ediyorum. Benim bu uğurda verilecek bir canım kaldı. Demokrasi, hukuk ve özgürlükler adına gerekirse bu canı vermeye seve seve hazırım. 

Son olarak ne söylemek istersin?

Aktivistlerden, gazetecilerden, sivil toplum örgütlerinin kurucularından, mensuplarından ve yöneticilerinden, siyasilerden, yazarlardan ve herkesten bütün mağdur ve masumlara ses olmalarını rica ediyorum. Bizler her mağdura ve masuma ses olursak, yaşadıkları hak ihlallerini tarafsızca anlatırsak, yazarsak ve çizersek o zaman korku duvarları yıkılır. Ülkeye demokrasi, hukuk ve özgürlükler hâkim olur. Zalimler de makamlarıyla birlikte yerle bir olur. 

 

BAĞLANTILI HABERLER