Orhan KEMAL CENGİZ


Sarıklı cübbeli kişilerin meyhaneleri, pavyonları gezerek dini tebliğde bulunduklarına dair haberlere bir şekilde denk gelmişsinizdir.

Tam rakı kadehine uzandığınız bir anda başınızın üzerine birinin eğildiğini ve içtiğiniz “zıkkımın haram” olduğunu söylediğini düşünün.

Türkiye’de neler olup bittiğinden soyutlayarak düşünürseniz, bu kişilerin yaptıklarını ifade özgürlüğü, din özgürlüğü diye nitelendirebilirsiniz.

***

Ama şöyle soralım; sadece bir tür düşünceye özgürlük tanınmışsa, onu kullananların yararlandığı şey ifade özgürlüğü müdür?

Örneğin Komünist Rusya’da Komünist parti propagandası yapmak ifade özgürlüğü gibi bir kavramla açıklanabilir miydi?

Komünist partiyi eleştirenler Gulag’a sürgüne gönderilmese, “bunların aklından zoru var denilip” akıl hastanesine kapatılmasalar, işlerini pozisyonlarını kaybetmeseler, elbette Komünist parti propagandası yapmayı da ifade özgürlüğü gibi bir kavramla açıklardık.

Ama zıddını savunanlara yaşama hakkı tanınmayan bir yerde, ardına iktidarın gücünü almış bir düşüncenin, olup olmadık her yerde ifade edilmesine özgürlük falan denemez.

Bu olsa olsa bir “dayatma özgürlüğü”dür.

Söz konusu şey ifade özgürlüğü olsa, aynı şekilde, inanmayanların veya farklı inançlara sahip kişilerin de Camilere, Müslümanların toplandıkları yerlere gidip kendi inançlarını, görüşlerini aktarabilmeleri gerekirdi.

Fakat heyhat, bırakın böyle bir propaganda yapabilmeyi, bugün Türkiye’de yüzlerce Protestan Hristiyan onlarca senedir yaşadıkları bu ülkeden “ulusal güvenliği tehdit ediyor” diyerek kovuluyorlar.

Bırakın bir Alevi’nin camiye gidip kendi görüşlerini anlatmasını, içinde ibadet ettiği Cemevini bu devlet, bu hükümet tanımıyor.

Hem de AİHM tarafından verilen mahkumiyet kararlarına rağmen.

Bugün okullarda evrim teorisi anlatılamıyor.

Din ve ahlak dersleri bir dinin bir mezhebinin propagandası niteliğinde ve Cemevi’ni tanımayan devlet Alevi’nin çocuğunun bu dersten muaf olma istediğini de meşru görmüyor.

Hristiyanlık propagandası yapıyorlar diye Yabancı Protestanları ülkeden kovan bu hükümet, milyarlarca lirayı belli bir dini anlayışı empoze etsin diye Diyanet’e yatırıyor.

O Diyanetin tepesindekiler, milyarlarca liralık araçlara binerken “fakirlerin Allah’a yakın olduğundan” söz edebiliyorlar.

Çünkü biliyorlar ki, bu iktidar bu hükümet bütün basın yayın araçlarıyla onların arkasındadır.

Çünkü biliyorlar ki, kıyıda köşede kalmış bir iki televizyon ve mütedeyyinlerin okumadıkları bir iki gazete dışında hiçbir yerde eleştirilmeyecekler; o lüks araçları, şatafatlı hayatları mercek altına yatırılmayacak.

***

Bir ülkede bir şey dayatılıyorsa onu dayatanların bir özgürlük kullandığından söz edilemez.

Keşke Türkiye farklı dinlere inananların, dinlere inanmayanların ve her türlü diğer inanç ve düşüncenin özgürce ifade edilebildiği bir yer olsaydı.

O zaman, o sarıklı cübbeli beylerin de bir özgürlükten yararlandığından söz edebilirdik.

Ama mevcut durumda, arkalarında varsaydıkları güce yaslanarak insanları rahatsız ve tedirgin ediyorlar.

Söz konusu “tebliğ özgürlüğünü” çok daha kaba bir şekilde kullananlar da var.

İzmir’in Mersinpınar semtinde başka bir cemaatin sarıklı cübbelileri insanların yollarını kesip kendilerini dinlemeyenleri silahla tehdit ediyor.

Bunları yapanların bir özgürlük kullandığından söz edilebilir mi?


* Bu yazı ilk kez Orhan Kemal Cengiz'in kşisel sayfasında yayımlanmıştır: https://orhankemalcengiz.net/cenneti-pavyonda-anlatma-ozgurlugu/