ARTI GERÇEK- ARTI TV'de ekrana gelen Erdoğan Aydın, Ahmet Faruk Ünsal, Fikri Sağlar ile Çetele programında, Nesrin Nas'ın da katılımıyla Türkiye siyasetinin gündeminde olan siyaset-mafya ilişkisini tartışıldı. Muhalefetin, özellikle son bir haftada Meral Akşener'in çıkışlarıyla biraraya gelme yaklaşımları irdelendi. 

'İSRAİL DEVLETİ SALDIRILARINI GÖZÜ KARA ŞEKİLDE SÜRDÜRMEYE DEVAM EDİYOR'

Programın açılışında Erdoğan Aydın, İsrail'in Filistin'e yönelik saldırısını "Son bir haftadır giderek seviyesi yükselmek üzere İsrail devletinin kah resmi güçleri, kah paramiliter ev işgalcileri, İsrail'in siyonist milliyetçileri, Filistin'in tarihsel haklarını kendisine bir yurtseverlik gerekçesi kılmış olan paramiliter güçlerin saldırısı ile karşı karşıyayız. Yapılan saldırının, ev işgalinin, Mescid-i Aksa'ya yapılan saldırıların, Filistinlilerin giderek kendi tarihsel topraklarında yaşayamaz, nefes alamaz hale gelmesinin yarattığı çok büyük problemle karşı karşıyayız. Görünen o ki İsrail devleti bu saldırısını gözü kara bir şekilde sürdürmeye devam ediyor." sözleriyle eleştirdi. 

'FİLİSTİNLİLERİ GÖRMEYEN DÜNYA SİSTEMİ, KÜRTLERİ DE GÖRMÜYOR'

Aydın, "Türkiye'nin bundan önceki dönemlerdeki en büyük gücü diplomasideki yumuşak güç tabiriyle kendi iç sorunlarını çözme kapasitesi arttıkça, bölgede de, dışarıda da saygınlığı dolayısıyla sorun çözme kapasitesi artan bir ülke olabiliyordunuz. Ne yazık ki Türkiye şimdi tam zıddı bir yerde duruyor ve üstelik de sert güç kullandığı oranda da varolan etsizliği daha da derinleşiyor. Geçmişte, Musevi halkının Almanya'da ve Avrupa'da yaşadığı soykırımı seyreden, hatta ona yol döşeyen Dünya sistemi, bugün de ne yazık ki tam tersine Filistinlilerin haklarının ortadan kaldırılmasına, çiğnenmesine göz yuman bir Dünya sistemine dönüşmüş vaziyette. Aynı şey Kürtler için de geçerli" diyerek şöyle devam etti:

'TÜRKİYE'DE BİR VATANDAŞLIK TEPKİSİNE İHTİYAÇ VAR'

"Aslında içeride sıkışan liderler sorunlarını milliyetçiliği, dinciliği kışkırtarak, kendi halkının vicdanını elinden alarak kendilerine alan açıyorlar. Ne yazık ki bu da bütün bir Ortadoğu'nun, İsrail'in, Türkiye'nin standart sorunu. Dolayısıyla en azından Türkiye'de bugünlerde Filistin'den yana yüreği yanan tüm insanların benzer sorunların Türkiye'de de yaşandığını görerek vicdanımızı, vicdanla birlikte hukukumuzu yükselten, hiç kimsenin başkasnın haklarını çiğnemeye hakkının olmadığını, dünyanın hepimize fazlasıyla yeteceğini düşünen bir vatandaşlık tepkisi göstermesine ihtiyaç var."

'ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMLER MUHALFETLE İKTİDAR ARASINDA DEĞİL, MUHALEFETLE DEVLET ARASINDA OLACAK'

Türkiye siyasi gündeminin de değerlendirildiği programda, İYİ Parti'nin HDP'yi dışlayan politikasını eleştiren Nesrin Nas, "Araştırmalarda iktidarın kaybettiği görülüyor ama muhalefetin kazanamadığı da görülüyor. Bu da muhalefetin henüz toplumda bir güven oluşturamadığını gösteriyor" diyerek şunları söyledi:

"Buradaki tüm muhalefet partilerinin ve başta İYİ Parti'nin, ki Meral Akşener de İçişleri Bakanlığı yaptığı için devletin seçimlere ne şekilde müdahil olacağını çok iyi bilen biridir. O nedenle şunu çok iyi düşünmesi lazım: Önümüzdeki seçimler muhalefetin iktidar partileriyle yarışacağı seçimler değildir. Muhalefetin devletle girdiği bir seçimdir. Yani devlete karşı bu seçimi kazanmak durumundalar. İşte bu son olaylarda, Sedat Peker meselesinden bakarsanız, aslında karşınızda nasıl bir devletin ve yapılanmanın olduğunu çok net şekilde ortaya koyan bir hikaye. O nedenle devlete karşı yarışta kaybedilecek tek bir parti, dışlanacak, dışarıda bırakılacak tek bir seçmen söz konusu dahi olmamalı. Umut ediyorum, o noktaya gelirler diye düşünüyorum. Asıl mesele şu: Akşenir'in kendi tabanıyla olan ilişkisinde 'taban' diye gördüğünün o partinin teşkilatları olduğu ve teşkilatta bulunanların kısır dünyalarını İYİ Parti'nin politikalarının temeline koyuyor olması."

'AKP'NİN VE MHP'NİN İÇİNDEN ÇIKAN MUHALEFET' VURGUSU

Fikri Sağlar ise son dönemde kurulan muhalefet partilerini eleştirerek, "Aslında baktığınız zaman ikiye ayrılmış olan ittifak anlayışında çok fazla ideolojik farklılık yok. Şöyle bir bakalım: AKP'nin içinden çıkan DEVA ve Gelecek Partisi'nin AKP ile arasındaki tek fark güçlendirilmiş parlamenter söylemleri. Ama onun karşısında ondan daha farklı bir anlayış, ekonomi anlamında, insan hakları anlamında, hukuk anlamında ortada yok. Bir diğeri, MHP'nin içinden çıkmış İYİ Parti. Onlar bir parça demokrasi adına mücadele edebiliyorlar. O da genel başkanları Meral Akşener'in inisiyatifinde gidiyor. Özellikle HDP meselesinde, insan hakları meselesinde ve benzeri birçok Türkiye'nin geleceğiyle ilgili demokrasi, kardeşlik, adalet, dayanışma, özgürlük gibi kavramlarla ilgili görüşleri MHP'nin görüşlerinden farklı değil. Belki biraz daha inceltilmiş bir noktada. 19 yılda AKP öyle bir Türkiye iklimi oluşturdu ki, bütün partiler birbirlerine benzemeye başladılar ama bir araya gelme anlayışını geliştiremediler."

'2019'DAKİ TEKRARLANMIŞ İSTANBUL SEÇİMLERİ ÖNCESİ ERDOĞAN'IN YAPTIKLARINA BAKMAK LAZIM'

Programın ikinci bölümünde, siyasi atmosferi Erdoğan'ın belirlediğini ve asıl önemli olanın onun belirlediği alanların dışına çıkabilme cesareti ve özgüvenini göstermek olduğunu söyleyen Ahmet Faruk Ünsal, şunları kaydetti:

"Millet ittifakı bileşenlerinin HDP konusundaki bu çekinceli tutumlarının oradaki bir milliyetçi algının o siyaseti domine etmesi veya onun üzerinde vesayet kurması olarak algılamıyorum. Tamamıyla sizlere karşı bir yerde duruyorum. Burada asıl mesele ne biliyor musunuz? Asıl mesele halen Tayyip Erdoğan'ın siyasetin çizgilerini, sınırlarını belirleyen bir pozisyonda olmaya devam etmesidir. Siz bu sınırları kabul ettiğiniz zaman zaten onun egemenliğini tanımış oluyorsunuz. 2019'daki tekrarlanmış İstanbul seçimlerine gitmeden önce Erdoğan bir üniversite hocasını İmralı'ya gönderdi ve oradan bir mektup aldı. Bu arkadaş ne akraba ne de avukattı. Yasal olarak İmralı'ya gitmeye hakkı olmayan biriydi. Aynı şekilde, AA ve TRT, Osman Öcalan'ın röportajını naklen yayınladı. Bu mektup ve yayın hakkında MHP de çok olumlu şeyler söyledi. Erdoğan, yeri geldiğinde kendine özgüvenli bir şekilde en olmayacak işleri yapabiliyor. Bizim arkadaşlar maalesef konvoya takılıyorlar. Bir kere bunu reddetmek lazım."

'DERİN DEVLET, GİDEREK GÜÇLENDİ E GENİŞLEDİ'

Sedat Peker'in açıklamalarına değinen Fikri Sağlar, bunların çok önemli olduğunun altını çizerek "İçişleri Bakanı diyor ki 'siyasi mafyayı bir türlü çözemedik.' Boyundan büyük laflar ediyor. O zaman bu ilişkinin çok ciddi biçimde Türkiye için önemli bir açılım olacağını görmemiz lazım. Zaten bütün kirli işler, kayıt dışı işler devleti saran ve adaleti ele geçirmiş olan bu yapı, yapının içinde bulunan bu insanların kavga etmesi sonrasında ortaya dökülen belgelerle açıklanıyor. Susurluk'ta ortaya belgeler dökülmüştü, araştırıldı, bulundu; burada birinci ağızdan şahidin itirafları gündeme geliyor. O nedenle ben hâlâ Türkiye'nin 12 Eylül sonrasındaki hukuk devleti olamaması, hukuku zorlayan 'derin devlet' diye adlandırdığımız bir yapının çıktığını ver bu yapının giderek daha da güçlendiği ve genişlediğini ortaya çıkarıyor. Zaten demokrasinin olmadığı, dördüncü güç olan basının özgür olmadığı ülkelerde, yargının birisinin elinde olduğu yönetimlerde bu tip kara olayların çok rahatlıkla yapılabileceğini düşünüyorum." dedi.