ARTI GERÇEK- ARTI TV'de ekrana gelen Erdoğan Aydın, Ahmet Faruk Ünsal ve Fikri Sağlar ile "Çetele" programında son dönemdeki HDP'ye yönelik baskılar konuşuldu. Programın konuğu akademisyen Prof. Dr. Selin Esen oldu. 

'DEVLET DİLİYLE HUKUK KONUSUNDAKİ ALGIMIZ ÇARPITILIYOR'

Programın başında AYM kararı olmasına rağmen tahliyesi engellenen HDP'li Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun durumuna değinildi. Aydın, Gergerlioğlu'nun tahliye edilmemesinin yanında onun için adalet nöbeti tutan HDP'liler ve oğlu Salih Gergerlioğlu da gözaltına alındığını hatırlattı. Aydın, "Bugünden baktğımızda Gergerlioğlu'nun Meclis'teki direnişinin hukuken çok meşru olduğunu, buna karşı onu zorla Meclis'ten almaya çalışanların bizzat yaptığı davranışın hukuk dışı olduğunu, hatta bugün Gergerlioğlu'nu almak üzere hukuki hakkını kullanmak isteyen ailesi ve arkadaşlarına yine hukuk dışı bir saldırı yapıldığını ve bize sürekli devlet diliyle hukuk konusundaki algımızı çarpıtan bir durum olduğunu görüyoruz" dedi.

'HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ YAPTIKLARININ YANLIŞ OLDUĞU ORTAYA ÇIKIYOR'

HDP meselesinde artık kelimeleri aşan ayıpların yaşandığını söyleyen Sağlar, "AKP'liler, kendisinden olmayan herkese hınç besliyor ve ellerine gelen bütün yetkiyi sonuna kadar kullanmak istiyorlar. Sonunda, her zaman olduğu gibi, yaptıklarının yanlış olduğu ortaya çıkıyor ama kaşarlanmış bir yüz çehresiyle de yollarına devam ediyorlar. Ta ki bir başka yeni olay gelene kadar" dedi.

'BİR ZORBA GÜRUH TARAFINDAN MI YÖNETİLİYORUZ?'

Ünsal ise yargının, bir devleti mafyadan, yasa dışı güç kullanan gruptan ayırmak üzere bir güç olarak değil de hukukla kendisini kayıtlamış bir organizasyon olmaktan çıktığını belirterek, "Artık bir hukuk devletinde mi yaşıyoruz, yoksa kendisini hukukla kayıtlamayan bir zorba güruh tarafından mı yönetiliyoruz, sorusunun artık haklı bir soruya dönüştüğü bir süreç yaşıyoruz" dedi. 

Ünsal, Gergerlioğlu'nun tahliye edilmemesinin hürriyeti tahdit suçu olduğunu ve bu durumda Adalet Bakanı'nın nasıl olup da ortaya çıkmadığını ve bunu kendine yedirdiğini vurguladı. Ünsal, "Milletvekili arkadaşlarının gasp edilmiş özgürlüğünü cezaevi kapısında arayan HDP'lilere polis şiddeti uygulayan İçişleri Bakanı ve Gergerlioğlu'nun tahliye edilmesi gerekirken hürriyeti tahdit edilerek, zorla içeride alıkonulmasına rıza gösteren, bununla ilgili gerekli yasal süreci başlatmayan Adalet Bakanı, yarın öbür gün mahkelemelerin eli kolu açıldığı zaman bunun hesabını verirler. Kimse yaptığının yanına kâr kalacağını düşünmesin" dedi.

''GİDERAYAK NE KAPARSAK KÂRDIR' ANLAYIŞI'

Erdoğan Aydın da Tozkoparan'da halkın direnişini hatırlatarak "Kendi sermayedarlarına, yandaşlarına uluslararası tahkim güvencesi elde etmeye çalışıp evlerini yıkacağı halka ise sadece kendi sözlerine güvenmelerini talep eden bir iktidar yapısı karşısındayız" diyerek "Son bir, iki ay içerisinde yağmalamalar da arttı. En son MKE'nin ve TEİAŞ'ın özelleştirilme çabaları adeta 'giderayak ne kaparsak kârdır' diyen panik atmosferi hali karşısındayız" dedi. 

'HDP'NİN KAPATILMA GİRİŞİMİNİN HUKUKİ DAYANAĞI YOK'

"HDP’yi kapatma girişimine hukuki bir dayanak üretilebilir mi?" sorusuna yanıt veren Selin Esen ise şunları söyledi:

"'Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü' ilkesine aykırılık gerekçesiyle partinin kapatılması talep ediliyor. Burada çeşitli hukuki sorunlar var. Bu gerekçeyle bir siyasi parti kapatılabilir mi?  Kapatılırsa bu AİHM'in içtihatlarına uygun olur mu? Cevap hayır. AİHM'e göre ne zaman parti kapatılır? Diyelim ki bir siyasi parti yeni bir anayasal düzen hedefliyor. Bu düzenin kendisi demokratik ilkelere, değerlere bizatihi aykırıysa veya siyasi partinin amacına ulaşmak için kullandığı araçların kendisi demokratik ve hukuki ilkelere aykırıysa, şiddet içeriyorsa ya da şiddet kullanılmasını olumluyorsa o zaman o siyasal parti kapatılabilir.

HDP özelinde bakarsak 'delil' niteliğinde öne sürülen olguların o siyasal partinin şiddetle, terörle organik bir ilişki içinde olduğunu gösteren bulgular olmadığını görüyoruz. Bir siyasi parti Anayasa'daki 68/4'e karşı eylemleri nedeniyle kapatılacaksa öncelikle o siyasal partinin üyelerinin yoğun bir şekilde bu Anayasaya aykırı eylemleri işlemesi gerekiyor. Bu yetmiyor. Bu eylemlerin partinin yönetim organları tarafından kararlılıkla açık ya da örtülü bir biçimde onaylanması, kabul görmesi gerekiyor. Diyelim ki bir siyasal partinin birkaç üyesi Anayasanın bu maddesine aykırı eylemde bulundu. Bu o siyasal partiyi kapatmak için yeterli değildir. Bağımsızlık elde etmek için eğer hukuki araçları kullanıyorsanız, demokratik araçları kullanıyorsanız, kurmak istediğiniz düzen de demokratik ilkelere uygunsa bu parti kapatma nedeni olarak sayılamaz."

'KOBANÊ MESELESİNE BAKARKEN ŞU 4 NOKTA YOKMUŞ GİBİ DAVRANMAMAK LAZIM'

Sağlar, "HDP'nin kapatılmasının açıkça zorlama olduğu görülüyor" derken, Ünsal ise "Çözüm sürecinde yapılan temaslar kapatılma için delil olarak gösterildi. İktidar, Kobanê Davası üzerinden HDP'yi suçluymuş gibi göstermeye çalıştı ve HDP'nin Kobanê Davası için verdiği önergelerin üzeri örtüldü" dedi. 

Ahmet Faruk Ünsal, Ayhan Bilgen’in "Aslında HDP’nin halka kendini anlatamadığı" yönündeki açıklamasına da değindi. Ünsal, "Kobanê meselesine bakarken şu 4 nokta yokmuş gibi davranmamak lazım," diyerek bunları şu şekilde sıraladı: 

"1- İlk kanı Varto’da güvenlik güçleri döktü. 

2- Bir siyasi partinin üyeleri, Kobanê olaylarını protesto edenlerin üzerine adeta güvenlik gücüymüş gibi sevk edildi, yönlendirildi, kışkırtıldı. 

3- Efkan Ala’nın güvenlik güçleri için 'kontrolümüz dışında hareket edenler var' diye bir sözü oldu o süreçte, 

4- HDP’nin defalarca Meclis’e bu konu araştırılsın diye vermiş olduğu önergeler her seferinde AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp sadece iktidarın HDP’yi suçladığı dil üzerinden bir yaklaşım yapılırsa bu aslında iktidarın dilini üretmek ve onu tahkim etmek anlamına gelir.” 

'TÜRKİYE'Yİ SON DERECE TEHLİKELİ BİR NOKTAYA GETİRECEKLER'

Dokunulmazlık fezlekelerine değinen Sağlar, "Anayasaya aykırı ama 'evet' diyeceğiz demek Meclis'in sonu olmasına neden olmuştur. TBMM'ye yurttaşların başvuru yapmaları gerekir. Sivil inisiyatif olarak hakkımızı kullanmalıyız" dedi. Sağlar, "HDP'yi kapatmayacaklar ama bizi öfkelendirecekler, kızdıracaklar, üzecekler, ayrıştıracaklar: öbür tarafta kendierinin oy beklediği insanları da köpürterek arkalarına getirmeye çalışacaklar. Bahçeli ve çevresinde üslupları son derece kötü insanlar var orada. Türkiye'yi son derece tehlikeli bir noktaya getirecekler" ifadelerini kullandı. 

'DANIŞTAY'IN YENİ PRATİĞİ'

İstanbul Sözleşmesi'nin feshine değinen Selin Esen, "Son dönemlerde Danıştay oy çokluğuyla aldığı kararlarda hangi üyelerin çoğunluk kararını oluşturduğu, hangi üyelerin karşı olduğunu yazmıyor. İsim yok. Bu yeni bir pratik halini aldı. Karşı oy kullanan üyelerin isminin açık halde yazılması o kararların kamuoyu denetimine açık olması bakımından önem taşıyor. Yani bu üyelerin adlarının yazılmaması, kimin ne dediğinin belli olması kamuoyu denetimini sınırlamaya yönelik bir şey ve bu zamana kadar da hiç olmamıştı" diye konuştu. 

'KATIRCIOĞLU'NUN AÇIKLAMALARI VE ONA KARŞI MUHALEFETİN TEPKİSİ HAYAL KIRIKLIĞI'

Programın kapanışında, Erdoğan Aydın, HDP'li Erol Katırcıoğlu'nun "Erdoğan adım atarsa tabii ki AKP ile uzlaşırız" açıklamasına değinerek "hayal kırıklığı" dedi. Aydın, "HDP'ye ve Kürtlere yönelik bu kadar hukuksuzluk ve baskı varken ve karşı tarafta hiçbir düzelme söz konusu değilken bu kadar büyük bir açık çek uzatmanın doğrusu çok sıkıntılı olduğunu, hem HDP'nin motivasyonu açısından hem de Türkiye'nin en rezervsiz demokrasi partisinin demokratik hegemonya geliştirmesini adeta darbeleyen bir yaklaşım olduğu kanaatindeyim. İkincisi, muhalefetin, sanki bu bir genel merkez açıklamasıymışçasına 'Yine AKP'yle birlikte olmaya karar verdiler' demeye getiren yaklaşımının kabul edilebilir hiçbir yanı yok." diye konuştu.