Yağmur KAYA


ARTI GERÇEK- Gezi protestoları sırasında çıplak arama uygulaması uygulayan polisler hakkında açılan davanın ilk duruşması, Çağlayan'da bulunan İstanbul 11'inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek.

Duruşma öncesi adliye önünde Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) Istanbul İl Kadın Komisyonu üyesi kadınlar tarafından basın açıklaması yapıldı. Istanbul İl Kadın Komisyonu üyesi Aysel Durgun, Gezi protesto sırasında gözaltına alınan Taksim Dayanışması'ndan kadınların, 2013 yılının Temmuz ayında gözaltında maruz bırakıldıkları “çıplak arama"ya karşı açtıkları davanın ilk duruşması olduğunu belirtti. 

Bu dava ile birlikte, çıplak aramanın ilk kez "işkence" olarak nitelendirildiğini ve 3 polis hakkında dava açıldığını söyleyen İKK üyesi Aysel Durgun, çıplak aramanın bir baskı mekanizması olarak yıllardır uygulandığını vurguladı. Durgun, çıplak aramanın Boğaziçi Üniversitesi'nde kayyum rektörü protesto ettikleri sırada gözaltına alınan ve gözaltında çıplak aramaya maruz kaldıklarını söyleyen öğrenciler ile Uşak'ta 30 kadının gözaltındayken çıplak aramaya maruz bırakıldıkları beyanlarının kamuoyuna yansıması ile gündeme geldiğini belirtti. 

'KADINLAR SUSKUNLUĞUNU BOZDU'

Durgun, "Türkiye'de çıplak arama yok" diyen AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin'nin sözlerini hatırlatarak, "TBMM'den bir kadın milletvekilinin 'gözaltılarda ve cezaevlerinde çıplak arama olduğuna inanmıyorum' açıklamasına karşı bu işkenceyi yaşayan birçok kadın sosyal medya platformlarından paylaşım yaparak suskunluğunu bozdu. Karakollardaki gözaltılarda, cezaevi görüşmelerinde, her yaşta kadına, hatta çocuklara yapılan işkence ifşa edildi. 

'İNKAR NEDENİYLE SÜREÇ UZUYOR'

Bu toplumda kadınların tacizi, şiddeti, işkenceyi şikayet için bile dillendirebilmesi çok kolay değil. Travma, işlemeyen başvuru mekanizmaları, ataerkil baskı ve inkar nedeniyle süreç uzuyor, çözümsüz bırakılıyor" dedi. 

'HİÇBİR İNSAN BUNA MARUZ KALMAMALI'

Çıplak aramanın bir işkence  ve insanlık suçu olduğunun altını çizen Durgun, "Ve bu işkenceye maruz kalan binlerce kadın vardır. Hiçbir kadın, hiçbir insan bu çirkinliğe maruz kalmamalı, sorumlular cezalandırılmalıdır" diye konuştu. 

Durgun son olarak tüm sorumluların cezalandırılıncaya kadar mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi.

DURUŞMA GÖRÜLDÜ

İkinci duruşmada sanık polis Levent Mustafaoğlu SEGBİS aracılığıyla katıldı.

Sanık polisi, “15 yıl boyunca yerine getirdiğim görevimde birçok operasyona katıldım. Şüpheli şahsın gözaltı işlemlerini yerine getirdim. İlaç verilmeme, nezarethanenin havalandırılmaması gibi suçlamalarla daha önce hiç karşılaşmadım. Gezi olayları başlamadan birkaç ay önce emniyet binasında tadilat başlamıştı. Gezi olayları başladıktan sonra çok fazla kişi gözaltına alınmıştı. Müştekinin ilaçları kullandığına dair belge var. Neden meslek hayatımı bunun yüzünden tehlikeye atayım?”

SANIK POLİS SUÇLAMAYI REDDETTİ

Sanık polisin ifadesinden sonra Mücella Yapıcı'nın avukatı Meriç Eyüboğlu söz alarak sanığa; nezarethaneye milletvekilleri geldiğinde klimalar açıldığını, onlar gittiğinde ise kapatıldığını hatırlattı. Sanık polis suçlamayı reddetti. Avukat Eyüboğlu, sanığa Yapıcı’nın ilaçlarını kullandığına ilişkin belgenin dosyada olmadığını hatırlattı. Sanık polise emniyetin tuvaletinde güvenlik kamerası olup olmadığı da soruldu. Polis önce bunu reddetti, sonra da hatırlamadığını söyledi.

‘GİT EVDE NAMAZINI NİYAZINI KIL’

Mücella Yapıcı söz aldı ve şunları ifade etti: “Benim için bunları konuşmak oldukça güç. Vali'nin parkın açılacağını söylemesi üzerine parka doğru hareket ettik ve orada polisler tarafından engellendik. Bizim etrafımız çok kötü bir şekilde sarıldı, nefes alamamaya o dönem başladım. Gözaltı arabasında başladı aslında bir takım tacizler. Özellikle genç kadın arkadaşlara çok ağır şeyler yapıldı. Bana da yaşım itibariyle ‘Senin bir gözün toprağa bakıyor. Burada ne işin var? Git evde namazını niyazını kıl! Bu daha bir şey değil daha neler yapacağız’ dediler.”

‘BURADA SENİN UŞAĞIN MI VAR’

 “Orada mide kanaması geçirdim. Çok ciddi kalp, tansiyon ve KOAH hastasıyım. Hastanede de bunu biliyorlardı. Sonra emniyete getirildik. Didik didik arandık. Üzerimizde hiçbir suç delili çıkmadı, o sırada evlerimiz de arandı. Nezarethaneye götürüldük sonra. Kızımla beni bir hücreye koydular. Gözaltına alındığımızda bir sürü boş oda vardı. Buna rağmen inanılmaz havasızdı. Sonra polisler geldi ve ‘İnce arayacağız’ dediler. Başka bir yere götürdüler, soyunmamı istediler. Soyundum. Koskoca kadınım. Yerim belli, yurdum belli. ‘Çömel’ dediler, ‘öksür’ dediler. Niye bunu yapıyorsunuz? Kimse bunun niye bir gereklilik olduğunu söylemedi. ‘Utanma’ dediler. ‘Ben de niye utanayım, siz utanın’ dedim. İlaçlarımı istediğimde ‘Burada senin uşağın mı var’ dediler. Klima çalışmadığı için nefes almak mümkün değildi.”

‘BUNLARI ANLATMAKTA İŞKENCE’

Yapıcı sözlerine şöyle devam etti;  “Resmen mesane işkencesi yaptılar. Bir keresinde ‘Oraya yap’ dediler. Karanlık bir hücreye götürdüler. Bir kız çocuğu vardı orada. Su içmemiş tuvalete gitmemek için, çünkü tuvalete giderken de elle taciz oluyormuş. Bunlar bize niye yapıldı? Bize işkence yapıldı. Bunları anlatmak da işkence. Sanıklardan şikâyetçiyim, bu sistemden şikâyetçiyim.”

Cansu Yapıcı ise söz alıp şunları anlattı: “Sekiz senedir bu anlattıklarımızın bir karşılığının olması gerekiyor. Gözaltına alındığımda uzun süredir uğraştığım bir hastalığım nedeniyle kanamam vardı. Hastaneye gittiğimizde ped istedim. ‘Bunun bizimle bir alakası yok. Darp var mı yok mu ona bakıyoruz’ dendi. Emniyete gittiğimizde didik didik arandık. Kadın görevli yoktu. Üçüncü veya dördüncü gün geldi kadın görevliler. Nezarethaneye indiğimizde ‘ince arama’ diye bir şey denilerek başka bir yere götürüldük. ‘Soyun’ dendi. Neden soyunmam gerektiğini sorduğumda ‘Bu işler böyle’ dendi. Bizi kadınlar tuvaletine götürmediler. Her ne kadar talebimiz karşılanmasa da kadın polislerin bizi erkekler tuvaletine götürmesini istedik.”

Çağlayan'da bulunan İstanbul 11'inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın duruşması 10 Şubat'a ertelendi.