Feyzi ÇELİK*


Avukatlık mesleğinin en belirgin özelliği serbest bir faaliyet oluşudur. Avukatlık mesleğini yapmaya karar veren avukatın ilk işi kendi bürosunu açmaktır. Son yirmi yıla bakıldığında avukatlığın serbest meslek özelliği devam etmekle birlikte kendi bağımsız ofisini açabilen avukatlarda büyük bir düşüş yaşanıyor. Neredeyse bir çok avukat serbest avukatlığı aklından bile geçirmiyor. Bu sadece büro masrafı ile ilgili değildir. İş yapamamak ile ilgilidir. Bu durumda avukat “bağlı” çalışan konumuna düşmek zorunda kalıyor. Avukatların büyük bölümü çoğunlukla mesleğin mekanikleştiği ve teknikleştiği onlarca bağlı çalışan avukatların çalıştığı hukuk şirketlerinde örgütsüz, güvenceden yoksun koşullarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Kesin sayısı bilinmemekle birlikte 20 binden fazla bağlı çalışan işçi avukatın olduğu söylenebilir. Bu sayı aktif üye sayısı 40 bin olan İstanbul Barosu'nun üye sayısının yarısı demektir. Kendi bürosunda çalışıp da geçimini sağlamakta zorlanan binlerce serbest avukatın da olduğu göz önünde bulundurulursa azınlıkta kalan bir kısım avukatlar dışında avukatların durumu o kadar iç açıcı değildir. 

İstanbul Barosu'nun yönetim yapısına bakıldığında genel olarak bağlı çalışan avukatları çalıştıran patron avukatlar, öğretim üyeliği yapan avukatlar ya da ekonomik sıkıntısı olmayan avukatlar yönetim kadrosunda yer almaktadırlar. Sermaye ve devletle zorunlu ilişkileri onları avukatın ve avukatlığın gerçek sorunlarından uzak tutmaktadır. Onlar için baro, devletin zorunlu bir bürokratik organı, kendileri de bürokrat. 

İşçileşme ve yoksullaşma olgusu mevcut baro sistemi ile avukatlığın yönetilmesi mümkün değildir. Aynı anlayış var oldukça tek bir baro çözüm olmadığı gibi çoklu baro da çözüm olamaz. İl baroları çoklu olsa da “tek Barolar Birliği” var oldukça çoklu baronun işlevi olmayacaktır. Tek Barolar Birliği barolar üzerinde oluşturduğu hiyerarşik yapı çoklu baroyu olduğu gibi tek kalan il barolarını da yetkisizleştirmeye devam edecektir. Madem ki, 'Çoklu Baro' olacaksa her ilde bulunan her baroya da çoklu baro kurma hakkı tanınmalıdır. İstanbul, Ankara ve İzmir’de bulunan farklı düşünen avukatlara kendi barosunu kurma hakkı tanınıyorsa sırf üye sayısı 5 binden az diye Adana veya Mersin’de bulunan avukatlara bu hak neden tanınmıyor? Getirilmek istenen düzenlemenin en önemli çelişkilerinden biri de budur. Mersin’den İstanbul’a naklini yapan avukat istediği baroya kayıt olurken, İstanbul’dan Mersin’e nakil yapan avukat tek baroya mecbur bırakılıyor. 

Çoklu baro olacaksa “çoklu Barolar Birliği” de olmalıdır. Aksi durumda, İstanbul’da DİSK’e bağlı Genel İş Sendikası'na kayıtlı bir işçinin TÜRK-İŞ’e bağlı olmaya zorlamak gibidir. 'Çoklu Baro' için Sendika örneğini verenler çoklu “İşçi Sendikaları” üst birlikleri/Konfederasyonu gerçeğini de göz önünde bulundurulmalıdırlar. 

Çoklu Baro yasa teklifine bakıldığında amaçlananın demokratik olmayan yolla baroları ister tek ister çoklu olsun barolar vesayet yönetiminin ötesinde Adalet Bakanlığı üzerinden Cumhurbaşkanlığına hiyerarşik olarak bağlamaktır. Bu yasa çıktıktan sonra görevin Metin Feyzioğlu’na verileceğinin garantisi de yoktur. Bu kadar yıpranan bir kişiyi bu saatten sonra AKP bile taşıyamaz. AKP, bu yasa ile kendi içinden gelen birini Birlik başkanı olarak seçme şansını da elde edecektir. O zaman, Feyzioğlu’nun elinde “yeşil pasaport” bahşişinden öte bir şey kalmayacağı gibi kendi kurumunu yok eden, satan biri olarak tarihe geçecektir. 

 

* Avukat / İstanbul Barosu