T24 yazarı Fikret Bila, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde yapılan ve hristiyanlar için önemli bir mekan olarak görülen Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesi kararından önce Cumhurbaşkanlığı'nı temsil eden avukatın Danıştay'a bu davanın reddedilmesi için talepte bulunduğunu yazdı.

Türkiye'nin kısa bir süre önce Ayasofya sorunu olmadığını dile getiren Bila, "Danıştay'da dava görülürken Cumhurbaşkanlığı'nı temsil eden avukat, davanın reddedilmesini talep etmiş. Yani; "Atatürk'ün kararnamesinin iptal edilmesi gerekir" dememiş, tam aksine bunu isteyen tarafın talebinin reddedilmesini istemiş. Dolayısıyla Danıştay'da Cumhurbaşkanlığı'nın bir direnişi söz konusu değildi." diye yazdı.

Fikret Bila'nın T24'te 'Ayasofya'nın örtemeyeceği gerçekler' başlığıyla yayımlanan yazısının ilgili kısmı şöyle:

Ayasofya sorunu

Türkiye'nin kısa bir süre önceye kadar Ayasofya diye bir sorunu yoktu.

Geçen sene Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılması gündeme geldiğinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan karşı çıkmıştı. Bu talebi dillendirenlere, "Bu işin bir siyasi boyutu var, yanı var. Yan tarafta Sultanahmet'i doldurmayacaksın, 'Ayasofya'yı dolduralım' diyeceksin. Büyük Çamlıca Camii'ni yaptık, 4-5 tane Ayasofya eder. Bu oyunlara gelmeyelim" diye çıkışmıştı.

"Bir yıl içinde İstanbul'da cami sıkıntısı, ibaret yeri yetersizliği doğmadığına göre, ne değişti, ne oldu da Ayasofya diye bir sorun çıktı" diye sormak aklın gereği…

İktidar bu soruya henüz yanıt vermedi ve kararlı direniş sonucunda Ayasofya'nın ibadete açılarak sorunun çözüldüğü açıklandı.

Kime, kimlere karşı "direnildiği" sorusunun yanıtı da boşlukta…

"Danıştay'a karşı direnildi" denilse, durum tam aksine. Altında Mustafa Kemal Atatürk'ün imzası bulunan 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal eden zaten Danıştay…

Danıştay'da dava görülürken Cumhurbaşkanlığı'nı temsil eden avukat, davanın reddedilmesini talep etmiş. Yani; "Atatürk'ün kararnamesinin iptal edilmesi gerekir" dememiş, tam aksine bunu isteyen tarafın talebinin reddedilmesini istemiş. Dolayısıyla Danıştay'da Cumhurbaşkanlığı'nın bir direnişi söz konusu değildi.

Danıştay'ın 86 yıl önceki Bakanlar Kurulu Kararı'nı, 1470'de düzenlenmiş bir vakıf senedine dayanarak iptal etmesinin elle tutulacak hiçbir yanı yok. Nereden baksanız elinizde kalacak, hukuki dayanaktan yoksun, "ben yaptım oldu" türünden siyasi bir karar…

Davacının aynı davayı, aynı gerekçelerle daha önce birkaç kez açtığı ve Danıştay'ın yine 10. Dairesi tarafından reddedildiği ve kararın kesinleştiğini söylemek, bugünkü iptal kararının abesle iştigal olduğunu göstermeye yeter de artar bile.

Egemenlik meselesine gelince…

Elbette Ayasofya Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliği altındadır. Egemen bir devlet olarak bu yapıyı istediği gibi kullanabilir. Bunun için kimseden izin almasına, birilerine direnmesi gerekmez…

Ayasofya, Gazi Mustafa Kemal'in 6 Ekim 1923 günü İstanbul'u İngiliz işgalinden kurtardığından beri Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliği altındadır.

İstediği zaman açabileceği halde 18 yıl sonra bugün ibadete açtığı Ayasofya'yı Fatih Sultan Mehmet'ten sonra Atatürk'e borçludur…