Nejla KURUL


ARTI GERÇEK- Merhabalar, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Haziran ayındayız biliyorsunuz. Eğitim açısından haziran ayı sınavların olduğu, gençlerin ve çocukların pandemi nedeniyle eşitsiz koşullarda yarışmaya girdikleri bir ay. Biliyorsunuz, kısa bir süre önce, haziranın başında ortaokullar, liseler, aynı zamanda ana sınıfları ve ilkokullar yani resmi ve özel okullar açıldı. Haftada iki gün olarak resmi okulların açılacağı ifade edildi. Bu ay içerisinde öğretmen ve öğrenciler kısa süreli de olsa buluşmuş oldular. Ancak sınavlar varlığını bir yandan sürdürüyor, bütün bu eşitsiz olan koşullara rağmen. 

Eşitsizlik neredendi, daha önce ifade etmiştik önceki konuşmalarımızda. Yaklaşık 18 milyon genç var, ilk, orta ve liselere devam eden. Yaklaşık 8 milyona yakın da üniversite öğrencisi var. Toplamda 25-26 milyon nüfus. Anne ve babaları da düşündüğümüzde, nüfusun çok büyük bir oranına karşılık gelen eğitimle ilgili bileşen grubu var. 

Tabii bu özellikle öğrencilerimiz, çocuklar ve gençler, yaklaşık 3 dönem boyunca, salgın sürecinde eksik, gedik adeta askıda bir eğitim gördüler. Yani ne uzaktan eğitim koşulları yeterince iyi ve nitelikliydi ne de yüz yüze eğitim. Haftada iki gün ve çok kısa dönemlerde yapılabilen yüz yüze eğitim de nitelik söz konusu olabildi. 

Tabii çocukların evdeki koşulları özellikle uzaktan eğitim sürecinde birbirlerinden çok farklı oldukları için eşitsizlikler okulda olandan çok daha yüksek bir orana doğru yükselmiş oldu. Aynı zamanda, evinde imkan olan çocuklar dahi uzaktan eğitime katılımda isteksiz, gönülsüz oldular ve Eğitim-Sen'in yaptığı araştırmaya göre öğrencilerin çok büyük bir kısmı uzaktan dersleri yani EBA üzerinden yapılan çevrimiçi dersleri izlemediler. Peki, ne yaptılar bu çocuklar? Yan sınavlar var önlerinde, özellikle 8. ve 12. sınıflar uzatan eğitime yeterince dahil olmamışlar, yüz yüze eğitim zaten dünyada ikinci sıraya gelmişiz okulları kapatan ülkeler sıralamasında OECD ülkeleri arasında. Hal bu biçimdeyken çocuklar ne yapmış? Çocuklara geriye hangi tür eğitimlere katılmak, nasıl kendilerini yetiştirebiliyorlar buna dair bir akıl yürütmemiz lazım. 

Birincisi çocukların ders kitaplarını şu veya bu biçimde bulup basılı materyallere çalışmış olmaları, yani kendi kendine öğrenmeleri süreci. İkincisi ebeveynlerin desteğini alarak, etrafındaki yakın kişilerin desteğini alarak sınavlara hazırlanma biçimi. Ya da eğer ekonomik koşulları iyiyse özel ders almak, bir biçimde dershane benzeri oluşumların, eğitim süreçlerinin içine dahil olmak gibi süreçlerle veya eğitimden tamamen uzaklaşmak gibi bir olguyla da karşı karşıya kalmak smz konusu olabilir. Dolayısıyla bu döneme dair çok ciddi araştırmalara ihtiyacımız var. Eğitim-Sen bunların bir kısmını yapabildi ve bundan sonra eğitim toplumunun bilgisini üretmeye devam edecek. 

Geçen hafta LGS yapıldı biliyorsunuz. Bu sınav tamamlandı. Bir takım eleştiriler oldu ama 1 milyon 200 bin çocuk "nitelikli" dediğimiz liselere girmek için sınavlara girdiler. Tabii şunu sormamız gerekiyor: Neden bazı liselere "nitelikli lise" adını veriyoruz da geri kalan çok büyük sayıda lisenin "niteliksiz lise" olduğunu kabul ediyoruz. Yani bu iki ayrım neden ortaya çıkıyor? Neden tüm liseler birbirine denk, birbirine eşdeğer aynı düzeyde nitelikli liseler haline getirilmiyorlar? 

İçinde yaşadığımız kapitalist sistem ister istemez bir piramit örüyor eğitim içinde ve bu piramit içerisinde bir merdiven misali yarışmayı çocuklara ve gençlere dayatıyor. Ama bu böyle olmak zorunda değil. Örneğin LGS'nin bir biçimde ortadan aklkması mümkün. Ama koşul bütün liseleri birbirine eşdeğer ve denk hale getirmek, bu da eğitime ciddi anlamda bütçe aktarılmasıyla söz konusu olabilecek bir konu. 

Ynie YKS sınavına hazırlanan öğrencilerimiz, yüz yüze çok sınırlı bir biçimde eğitimle karşı karşıya kaldılar. Özllikle liselerde çevrimiçi derslere katılım oranının çok düşük olduğunu gözlemledik, öğretmenlerimiz üzerinden yaptığımız araştırmayla. Yine benzer bir sorun, LGS'ye giren öğrenciler için benzer eşitsiz koşullar YKS için de söz konusu olacak ve öğrenciler bu süreçte kısmen yüz yüze eğitim, kısmen uzaktan eğitim ve daha çok kendi kendine öğrenme, evin içindeki yakınların ve ebeveynlerin desteği ya da özel ders ve benzxeri yollarla kendilerini bu sınava hazırlamış olabilirler. Ya da bu sürecin tamemen dışına çıkıp eğitimden kopmuş da olabilirler. Bu büyük bir sorun Önümüzdeki dönemde bu sorunun üstesinden nasıl geleceğimizi tartışmamız gerekiyor. 

Ama ifade etmeliyiz ki eğitim ve bilim emekçisi olmanın çok zor olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Öğretmenlerin uzaktan ve yüz yüze eğitime katılırken öğretme heyecanı ve sevincinin çok sınırlı kaldığı, bu duyguyu çok az hissettiklerini yaptığımız araştırmayla ortaya koyduk. Çünkü çocuklarla etkileşemiyorlar. Karşılarında sınıf mevcudunun çok az bir kısmı uzaktan eğtime dahil oluyor. Bu çok motivasyonu düşürücü, gönül gücünü düşürücü bir süreç öğretmenler açısından yine yaptığımız araştırmalara göre. 

Yine biliyorsunuz öğretmenlerin ücretleri hayat pahalılığı karşısında reel anlamda düştü ve onlar bu açıdan da bir geçim sıkıntısı içerisinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Öğretmenleri parça parça ayırmış, kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, ders ücretli öğretmen diye ayrımlara tabi tutmuş bir eğitim sistemiyle karşı karşıyayız. Aynı işi yapmalarına karşın farklı emeklilik hakları, farklı ücretler, farklı güvence biçimleriyle karşı karşıya kalan öğretmenlerimiz bunlar. 

Ağustos ayında toplu iş sözleşmesi görüşmeleri başlayacak. Eğitim-Sen olarak biz bu sürece hazırlanıyoruz. Grevli ve toplu sözleşmeli sendika hakkı bizim çok temel biçimde savunduğumuz olmazsa olmaz taleplerimizden birisi. Ama bu hayat daha karmaşık ve daha çeşitli. Farklı niteliker bağlamında üyelerimiz ve tüm öğretmenlerimize açtığımız bir anketle öğretmenlerin ve eğitim ve bilim emekçilerinin taleplerinin bu sözleşmenin imzalanması sürecinde taleplerini ortaya koymaya çalışacağız. Önemli bir dönem. Önümüzdeki iki yılda öğretmenlere nasıl bir çalışma koşulları içerisinde yaşayacaklarını, insanca onurlu bir yaşam sürdürüp sürdüremeyeceklerini belirleyen bir dönem. Bu dönemde sendikamız çalışmalarını sürdürüyor. 

Ama başka bir şey daha var. Bugün milyonlarca gençlerin Sedat Peker'in videolarını izlemiş olmaları çok mümkün. Doğruların yanlışların birbiriyle karıştığı bir dönemle karşı karşıyayız. Yine HDP'nin kapatılması meselesi söz konusu olduğunda, bizim velilerimiz HDP seçmeni aynı zamanda ve velilerimizn oylarının yok sayılması, iradelerinin yok sayılması da aynı zamanda bizi gerçek anlamda doğrular ve yanlışlar konusunda zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Ama biz bütün bu zorluklara rağmen mücadelemizi sürdürüyoruz.  

İlkelerimizi sayıp bitirelim. Biz anadilinde, laik, kamusal, bilimsel, demokratik, cinsiyet eşitliğini sağlayan demokratik bir eğitim için Eğitim-Sen olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Desteğinizi bekliyoruz.