Erdoğan’ın kas gücü, tehdit ve şantaj siyaseti ulaşabileceği getirinin maksimim sınırlarını gördü. O yüzden eskiden olduğu gibi risk çatısını fazla yükseltemiyorlar. Suriye’de Rus ve Amerikan yeşil ışığı yanmayınca yeni harekât planını gündemden düşürdükleri gibi. Kürsüden kürsüye masada olmak için sahada olmamız lazım diye ahkâm kesenler sahadaki mevcut askeri varlığını masaya taşıyamıyorlar.

Libya’da asker ve milis bulunduran ama oyundan düşen taraf haline geldiler. Bugün Paris’te düzenlenen Libya konferansını Fransa’nın rol çalması olarak görüp masada olmamalarını önemsizleştirebilirler ama sonuçta Libya’daki süreci etkileme kapasitesine sahip temel güçler orada. Mesela Mısır Devlet Başkanı Sisi ve ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Almanya Başbakanı Merkel katılıyor. 

Fransa öncülük etti ama Birleşmiş Milletler ile koordinasyonla yapılıyor. Fransa, Almanya, İtalya ve Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin eşbaşkanlığı sözkonusu. Yani Fransa rol çalıyor diye Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın göndermekle yetinip tamamen itibarsızlaştırabilecekleri bir platform değil.

Elbette masada önemli konulardan biri milisler ve yabancı güçlerin çekilmesi meselesi ki Türkiye de bu meselenin en önemli muhatabı. Rusya da Vagner güçleri nedeniyle çekilme çağrılarının muhatabı ama Moskova dışişleri bakanını gönderiyor. Çünkü Rusya devlet aklıyla hareket ediyor. 

Libya’da çok kritik bir sürece giriliyor; 24 Aralık’ta seçimler yapılacak. Seçimleri sabote edebilecek bazı konularda öngörülen adımlar hala atılmadı. Yabancı güçlerin çekilmesi bunların başında geliyor. Ve bu konuda Türkiye sorunun kaynağına dönüşmüş durumda. 

Askeri güçler dahil kurumların birleştirilmesi gerekiyordu olmadı. Şimdi Türkiye’nin desteklediği İslamcı kanatlar bu seçimin yapılmasını istemiyor. Devlet Yüksek Konseyi’nin başındaki Halid el Mışri ortak strateji belirlemek için tam da Paris konferansından önce Erdoğan’la bir araya geldi. Deniz yetki alanları ve güvenlik anlaşmalarıyla oyunu bozduklarını sanıyorlardı ama bunları garanti edecek bir iktidar seçimde garanti değil. O yüzden oyun bozanlık yapmayı bir strateji haline getirdiler. 

Mesele ulusal çıkarsa bu tür bir oyunun bir getirisi olmadı; Mavi Vatan hikâyesiyle Libya’ya müdahaleyi gerekçelendirdiler, Mısır ve Yunanistan’ın karşı hamlesiyle ‘vatan’ dedikleri alanı da gözden çıkarmış oldular. Burada stratejik bir akıl yok. Doğu Akdeniz’de taraflar bugüne 2002’den beri hazırlanarak geldiler. Erdoğan bu arada Orta Doğu’nun lideri olma hayalleriyle savrulup duruyordu. 

Erdoğan öngörüsüz adımlarla NATO içinde Türkiye’ye karşı ciddi bir blok oluşturulmasını başardı. Şimdi Yunanistan’daki Amerikan üslerini kendisinin bile sayamadığını söylüyor. Yine de Erdoğan bütün bu hezimetlerden kendi tabanına anlatacak hikâye çıkartıyor. Kuşkusuz muhalefet Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de tutarlı bir siyaset benimseyip olup bitenleri doğru düzgün ortaya koyabilseydi durum faklı olabilirdi.