Fatma YÖRÜR


ARTI GERÇEK - Beşiktaş'taki bombalı saldırının davası devam ediyor. Dava kapsamında yargılanan ve geçtiğimiz hafta tahliye edilen Diş Hekimi Eren İlhan’ın dosyasını ilk kez Artı Gerçek ve ARTI TV ele almıştı.

Adli Tıp ve bilirkişi raporlarıyla suçsuzluğu kanıtlanan Doktor İlhan, Artı Gerçek’in sorularını yanıtladı. Yaşadığı iki yıllık cehennemi paylaştı.

Eren İlhan hayatından iki yılı çalan iddianamede yer alan iddiaları sıraladı:

"Hakkımda düzenlenen iddianamede Beşiktaş saldırısının planlayıcısı ve bir numarası olarak gösterildim. İddia makamı esas hakkındaki mütalaasında hakkımda 49 kez ağırlaştırılmış müebbet, 8 bin 500 yıla kadar ceza istedi. Tek suçum ise bu dosya kapsamındaki bir sanığın diş tedavisinde yer almam idi."

İDDİANAME: ŞÜPHE ÇEKMEMEK İÇİN DİŞ HEKİMİ OLDU

İlhan, yaşadıklarını anlatırken hala olanların şaşkınlığını yaşıyordu. Çelişkilere dikkat çekti:

"Mesleğime çok severek başlamıştım. İddianamede "Şüphe çekmemek ve örgütü yönetebilmek için rutin bir işe yerleşti…" denilen çene cerrahisini kazanmak için 1,5 yıl boyunca çalıştım. Mezun olduktan sonra nöbet tutup biriktirdiğim parayla dershaneye gittim. Sabah 08.00’den gece 23.00’e kadar Hacettepe Üniversitesi’nin kütüphanesinde aylarca ders çalıştım. Mesleğime kavuşmak için bunca çabalarken aynı meslek bir günde kabusum oldu. Bundan sonrası nasıl olur bilmiyorum gerçekten. Ben mesai usulü işine gidip gelen bir devlet memuru, bir sağlık çalışanıyım, hastalarını önemsediği için numarasını sakınmayan bir hekimdim."

"Etnik kimliğimiz maalesef devlet nezdinde bizi potansiyel suçlu kılabiliyor. İddianameye evimde bulunan Kürtçe edebiyat dergilerinin konması bunun en büyük kanıtı. Hepimizin lanetlediği 10 Ekim Ankara katliamındaki ihmallerle ilgili bir arkadaşımla paylaştığım üzüntüm bile "Patlama nedeniyle güvenlik güçlerinden nefret ediyor, intikam almak istiyor olabilir" minvalinde değerlendirilip iddianameye eklenmiş."

Eren İlhan, iddianame hazırlanmadan önce yaşadıklarını da paylaştı:

"Süreç yaklaşık iki buçuk yıl önce başladı, Ankara’da evimden gözaltına alındım. Beş günlük gözaltı sürecinde olayın bir hastamın karıştığı bir eylem olduğu söylendi. Benle alakası olmadığı düşünülmüş olacak ki serbest bırakıldım."

‘16 AY SONRA BEŞİKTAŞ SALDIRISIYLA SUÇLANDIĞIMI ÖĞRENDİM’

"Bir buçuk ay sonra daha ilk gözaltını anlayamamışken ikinci kez evim özel timlerce basılıp talan edildi. Evde bulunan Kürtçe edebiyat dergileri toplayabildikleri tek delildi. 13 günlük gözaltı sürecinden sonra Silivri Cezaevi’ne gönderildim. Çok kötü koşullarda yoğun baskı altında geçen 13 gün. Gözaltında 13 gün boyunca ağır bir baskı yapıldı. Ama olayla ilgili tek soru sorulmadı. Mahkemeler iki yıl sürdü. Ancak yine de bana suçlandığım olayla ilgili tek bir soru sorulmadı. 13 gün boyunca sürekli hastayı nasıl tedavi ettiğim soruldu.

Sorgu hakimliğinde öğrendim üzerime atılmaya çalışılan korkunç suçlamayı, 16 ay sonra iddianame elime ulaşana kadar da işin bu boyutta olabileceğini, bunca pervasız tutarsız bir senaryonun parçası yapılacağımı tahmin etmemiştim. Kötü senaryolu, bitmek bilmeyen bir korku filmi yaşadım. Haksızlık karşısındaki çaresizlik korkunçtu. Hakim karşısına çıkana kadar inancım vardı fakat sonunda düş kırıklığına uğradım. Sonrasında acıyla yoğrulmuş bir öfke duydum."

‘AYNI HASTANEDE İLK KEZ TEDAVİ OLMADI AMA TEK KÜRT DOKTOR BENDİM’

"Tedavi ettiğim şahsın (ki hastane kayıtlarına göre benden önce de defalarca Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde birkaç farklı hekime muayene olmuş) üzerinde yakalandığı iddia olunan el yazılarının bana ait olduğu kabulüyle yazılan bir iddianame.

Patlamanın sanıklarından olan hastada bulunan bu notlar (benim yazdığımı iddia ettikleri), polis tarafından 30/06/2017’de yazıldığı söylendi ama saldırı 2016’da olmuştu. Tamamen manipülasyon yapılarak ve ‘biz böyle düşündük’ denilerek hazırlanan bir iddianame söz konusuydu.

Daha sonra Adli Tıp Kurumu incelemesi ile yazıların bana ait olmadığı raporlandı. Mahkeme heyeti ikna olmayıp üst kurul raporu istedi. Yedi kişilik kurul heyeti de yazıların bana ait olmadığını belgeledi. Buna rağmen iki buçuk yıl boyunca sadece mesleğim icra ettiğim için alıkonuldum, suçlu muamelesi gördüm."

‘MUTLAK BİR YOKLUK VE BOŞLUK’

Cezaevi koşullarını ve neler yaşadığını şu sözlerle ifade etti:

"İlk günümü Metris Cezaevi’nde tek başıma bir hücrede geçirdim. Şimdi evet kesinlikle yazılması ve dile getirmesi kolay fakat kimse belirli bir zaman diliminin zamansızlık içerisinde ne kadar sürdüğünü anlatamaz, ölçemez, burada insan kendi kendisiyle, bedeni ile ve yatak, dolap gibi dört beş dilsiz nesneyle yalnız kalıyor.

Yapacak hiçbir şey yoktu, duyacak hiçbir şey yoktu, her yerde sürekli olarak insanın çevresinde hiçlik, zamandan mutlak anlamda yoksun bir boşluk vardı. Yalnızlığı bu kadar derin yaşamamıştım hiç. Bu günü unutmam mümkün değil. Metris’te yer olmadığı için Silivri’ye götürüldüm. İlk günden son güne kadar her gün benim burada ne işim var sorusuyla geçti. Her gün aynı şokla uyandım."

Bir dönem insan hakları savunucularından Cellalettin Can da koğuş arkadaşları arasında yer aldı. 

‘BASINDA ‘BOMBACI’ DİYE ANILMAK VE AMELİYATHANEDEN TERÖRLE MÜCADELEYE’

"Bu işkenceyi yaşamakla birlikte basında haberlerde bombacı olarak lanse edildim. Cezaevinde oluşumu uzun süre kabullenemedim. Ama cezaevinde duyduğum hikayeler, haksız yere tutuklanan hayatı karartılan onca insanla karşılaşınca, kendimden çok ülkemin adalet sisteminin haline üzülür oldum.

Ankara Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaktaydım, uzman olmama birkaç ay kalmıştı. Çalışma ortamında Kürt olduğum, öğrenciyken sendikal faaliyetler, halk sağlığı çalışmaları yürüttüğüm biliniyordu.

Ama bombacı olarak tutuklanmam tüm hayatıma kapkara bir perde olarak indi. Bir gün öncesinde ameliyathanedeyken birden terörle mücadelede buldum kendimi. Meslek odaları, sendikalar, basın (Artı Gerçek hariç) cüzzamlıymışımcasına benden uzak durdular. Görmezden geldiler. Çok yalnız bırakıldım o süreçte. Ailem perişan oldu. Herkes gerçeği biliyor ama kimse konuşmuyordu. Kırmızı Pazartesi romanını yaşadım. 

Eğitim hayatım yarıda kaldı. Giden sadece iki yılım değil tahliye olalı birkaç gün oldu halen şoktayım, bu sürecin benim açımdan çok daha ağır psikolojik bedelleri olacağını öngörebiliyorum."

KARA BİR LEKE VE CEZAEVİNDE İKİ YILDAN SONRA…

Bu kabusun ardından yaşama nasıl devam edeceksiniz sorumuza İlhan: 

"Yaşamıma nasıl devam edeceğimi düşünmedim bile henüz, şu an sadece şoku atlatmaya, ailemle, sevdiklerimle zaman geçirmeye çalışıyorum. Biliyorsunuz ki mesleğimi icra ederken düştüm bu kabusun içine, mesleğimi çok seviyorum, bitirmem gereken bir uzmanlık eğitimim var ama o okula bir daha nasıl döner de yeniden hastalara nasıl implant yaparım bilemiyorum. Tüm bunlara rağmen geleceğe, adalete, güzel günlere dair inancım tabii ki var.

Toprağı özledim, duvardan dönmeden yürümeyi özledim, yeğenlerimi özledim. Ailem Muğla’da yaşıyor, görüşe gelmek için saatlerce yol gelmeleri gerekiyordu, aramalar, bekleyişler, bir saate sığdırılmaya çalışılan onlarca konu, çaresizlik, beni orada bırakıp geri dönmek çok zorlamış onları. Yaşama nereden devam edeceğimi ben de kestiremiyorum şu an için."

Cezaevi koşulları nasıldı?

"Cezaevlerini bir doktor olarak kesinlikle reddediyorum. Kapatılmanın kendisi insanlık dışıdır, ağır bir işkence çektirme biçimidir. Kaldığım cezaevinde fiziki bir işkenceye tanık olmadım fakat psikolojik olarak sürekli bir işkence söz konusuydu."