Gezi Direnişi sırasında Ankara'da polis kurşunuyla öldürülen Ethem Sarısülük'ün avukatı Kazım Bayraktar, davada verilen "hukuk dışı kararı" bir kez daha “temyiz” ettiklerini açıkladı.

Bayraktar açıklamasında, “Yargılama sürecinde karşılaştığımız gayrı meşru nitelikte uygulama ve kararlara karşı hukuk diliyle verdiğimiz yanıtlar sürekli siyasi bir duvara çarptı, anlamadılar. Bu kez hukuk dışında bir dil kullanıp Yargıtay üyelerine doğrudan hitap etmeyi tercih ettik. Hukuk dışı kararın gerçek yüzünü göstermek istedik” ifadelerini kullandı

Bayraktar’ın Yargıtay üyelerine doğrudan hitap ederek kaleme alındığını belirttiği Yargıtay 1. Ceza Dairesi'ne sunulacak itiraz dilekçesi şu şekilde:

"Sayın Daire Başkan ve Üyeleri,

Siyasi iktidarların polis gücünü halka ve bireylere karşı istedikleri gibi kullanma yolunu açık tutmaya siyaseten kararlı yargı erkiniz karşısında temyiz başvurumuzun hukuksal gerekçelerini yeniden sunmak yararsız ve gereksiz hale gelmiştir.

Genel olarak Ülkede, özel olarak bu davada hukukun bittiği yerdeyiz.

Siyasi iktidar odaklarının ordu, polis ve yargı gücünü çıkar hesaplarına göre istedikleri gibi kullanmalarının kanlı ve vahim sonuçlarına 15 Temmuz darbeleşmelerinde bir kez daha tanık olduk. İktidarı paylaşan eski dost yeni düşman güçler, cüppelerin ve üniformaların gücünü kullanarak birbirlerini öldürmede, tutuklamada ve cezalandırmada sınır tanımadılar.

Ancak, hak talep eden halk kesimlerine ve bireylere karşı üniformalıların silahlı şiddetini kullanmada her daim ortak ve hemfikir oldular, hukuk ve yasaların yaptırımlarına karşı birbirlerini kolladılar. Kamuoyunda adına “cezasızlık” denilen, Yüksek Yargınızın şaşmadan uyguladığı politika sonucunda fiilen yargısal dokunulmazlık kazandılar.

Türkiye’de bir çok emniyet binasında ve karakollarda duvarlara asılıdır; polisler pek severler Napolyon’un Polis Nazırı Comte R. Fouche’un şu sözlerini:

“Fahişeyi ve zina suçlarını affederim... Korkunç bir cinayetin darağacına çıkartılan failini bile affederim... Hatta ve hatta imparatoruma suikast yapanı bile bağışlarım... Sadece polise karşı geleni affetmem... Çünkü... Polise çevrili namlunun ağzından fırlayan kurşun hedefini bulduğu an... Artık devlet yıkılmaya başlamış demektir... İşte bunu affetmem...”

Fouche’nin bu sözleri sarfettiği yıllarda 1789’un intikamı alınıyordu Fransız halkından. Onun korkusu, diktatörlüğe karşı sokaklara çıkma cesareti kazanmış Fransız halkına yağdırılacak polis kurşunlarına aynı dilden yanıt verilmesi değildi sadece; “özgürlük, eşitlik, demokrasi” sloganlarını “imparatoruna” sıkılmış birer kurşun gibi algılıyordu. Kutsadığı devlet, bekçiliğini yaptığı imparatorunun kanlı bir baskı aygıtından başka bir şey değildi; Fransız halkı tarafından yıkılıp gitti.

Bu dava duruşmalarında defalarca sözünü ettiğimiz genel polis cinayetlerinde öldürülenlerin hiçbiri silahlı değildi. Polise tek kurşun sıkmadılar, çoğu polise mukavemet halinde bile değildi. Ama ne önemi var? Yargıtay kararları da bize önemsiz olduğunu gösteriyor. Fouche için de asıl önemli olan, polise sıkılacak kurşun değildi. Kutsal devletin kutsal polisleri, dirensin direnmesin, silahlı olsun veya olmasın halka karşı her an tetikte olmalı, arada bir insanlara kurşun sıkmalıydı ki “elleri soğumasın”; değil mi?

Devletlerin kimin elinde nasıl kullanıldıklarını gözleyip kutsal olmadıklarını anladığımızda tarih bize gösterdi ki; “Polisin namlusundan fırlayan kurşun” her zaman halkı hedef aldı; çoğu zaman hak talebi için sokağa çıkan, hatta günlük yaşamı içinde yoldan geçerken kontrole takılan, polise yanlış yaptığını söyleme cesareti gösteren silahsız insanları!

Hep cezasız bırakıldılar; iktidarların çıkarları uğuruna yeni cinayetler işleyebilsinler diye. Ve iktidarın önde geleni, cezasızlık politikasından bir milim şaşanı şaşkına çevirmesi gereken şu sözlerle tehdit etti tüm yargı erkini:

“...Silah yok, molotof kokteyli yok. Burada polisimiz vatandaşı mı öldürdü, silah mı çekti. Polisi öldürecekleri anda polis kendini savunmayacak mı? Savunacakları anda paralel yargı (adı sonradan FETÖ oldu, bildiğiniz gibi-nb) bakıyorsunuz 8 seneye mahkum ediyor...” (06.12.2014, Başbakan Erdoğan)

Şaşırması gerekenler şaşırmadılar; boyun eğdiler. Yargılama yetkisi, sanık polisin talebi ve iktidarın kararıyla elinden alınan Ankara 6. ACM heyeti öyle korkmuş olmalı ki, yetkisi kesin olarak elinden alındığı, Aksaray ACM yetkili kılındığı halde; gayrımeşru, dosyasız, korsan bir duruşma yaparak sanığın tahliyesine karar verdi.

15 Temmuz darbeleşmesinde yenik düşenlerin hakim ve savcıları polislerin ayakları altında çiğnenirken ne hissettiler bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz ve 15 Temmuzda bir kez daha tanık olduğumuz şey en kirli çıkarların, kutsallaştarılan kutsalların arkasına gizlendiğidir.

Ethem Sarısülük 1 Haziran 2013 günü, bir polis tarafından vurularak öldürüldü; saldırı sahnesini milyonlarca insan televizyon kanallarından izledi. Üniformalı katil uzun süre ısrarla tutuklanmadı ve sonunda Yüksek Yargınızın cezasızlık politkasıyla iş paraya bağlandı, katil cezasız bırakıldı. Polisi şiddet kullanmaya teşvik politikası yeni bir boyut kazandı.

Verdiğiniz kararlardan cesaret alan polisler Ethem Sarısülük’ten bu yana 237 cinayet daha işlediler. Sokakta oynayan çocukları katlettiler.

Cinayetlerin çoğunda ideolojik kin ve düşmanlık hakimdi. Örneğin Dilek Doğan, arama yapmak için bir aile evine giren polislere “galoş giyin” dediği için, evin içinde, bir polis tarafından doğrudan göğsüne ateş edilerek öldürüldü. Kemal Kurkut, bir yaz günü belden üstü çıplak olduğu halde yakın mesafeden kurşunlanarak öldürüldü. Kemal Kurkut’un vurulma anını gösteren resimleri sunuyoruz. O resimlere, ölmüş insanın üzerine doğrultulmuş silahlara iyi bakın; çok şey anlatıyorlar.

Yargının siyasi kararlılığı karşısında sözün de bittiği yerdeyiz!

SONUÇ

Temyiz yoluna başvurmanın mesleki bir zorunluluk, uluslararası hukuk yoluna başvuruda gerekli olması nedeniyle yerel mahkeme kararını temyiz ediyoruz. Dairenizin hukuksal bir karar vereceğine dair güvenimiz olduğundan değil."

YARGI SÜRECİNDE NE OLMUŞTU?

Davanın ilk görüldüğü Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, Sarısülük'ün ölümüne ilişkin Şahbaz'a, "Haksız tahrik altında adam öldürmek" ve "Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanmak" suçundan 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası vermişti.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi ise kararı usulden bozmuş, bazı tanıkların yargılama aşamasında dinlenmemesini, olayla ilgili temin edilen tüm görüntülerin mahkeme huzurunda izlenmesi gerekirken, nerede izlendiği ve içeriği tutanaklardan anlaşılamayan görüntülerin hükme esas alınmasını bozma gerekçesi saymıştı.

Sanık avukatlarının başvurusu doğrultusunda davaya "güvenlik" gerekçesiyle Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.

Mahkeme, 19 Aralık 2016'da, Şahbaz'a, "Meşru müdafaada kastı aşarak ölüme neden olma" suçundan 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası vermiş, bu cezayı da 10 bin 100 lira adli para cezasına çevirmişti.

Ahmet Şahbaz, Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nce kararın bozulmasının ardından yeniden yargılandı. Mahkeme heyeti, Şahbaz'a 2 yıl 1 ay hapis cezası verdi ve cezayı 15 bin 200 lira adli para cezasına çevirdi. (HABER MERKEZİ)