Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 10 Şubat’ta 41 uçak, çok sayıda helikopter, SİHA ve özel birliklerle kara ve havadan Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Garê alanına yönelik operasyonunda 12’si asker, polis ve MİT mensubu olmak  üzere PKK’nin elindeki 13 kişi ile birlikte operasyonda görev alan rütbeli 3 askerin yaşamlarını yitirmesinin yankıları sürüyor. Muhalefetin başarısızlıkla sonuçlanan operasyondan sorumlu tuttuğu iktidar, sorumluluğunu yine muhalefeti hedef alarak örtme gayretinde. 

Gerçekleştirilen operasyon ve sonuçlarının iç siyasete yansımalarını Hakların Demokratik Partisi (HDP) Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü değerlendirdi. 

‘TÜKENMİŞLİK ZAFERLE ÖRTÜLMEK İSTENDİ’

Garê operasyonunun Kürt meselesine dair çözümsüzlüğün sürdürülmesi doğrultusunda yeni bir atak olarak kurgulandığını dile getiren Kürkçü, iktidarın iç politikadaki tükenmişliğini “zafer” algısı oluşturarak örtmek amacıyla operasyon yaptığını söyledi. 

Kürkçü, “Meselenin esasen rehine kurtarma operasyonun bir parçası olmadığı, ‘rehine kurtarmak’ gerekçesiyle örtülen çok geniş bir askeri operasyon yürütmek olduğu anlaşılıyor. Operasyonla rehinelerin kurtarılmasından ziyade, kurtarılmamasının hedeflendiği görülüyor. Bir bozgunla alelacele geri dönüldü” dedi. 

‘İTİBAR YİTİMİYLE SON ERDİ’

Operasyonun iç siyasete yansımaları konusunda ise Kürkçü, “Rejim, 2015 Temmuz’dan bu yana kendisini ilk kez bir bozgunun içinde buldu. Operasyonun iç politikadaki yansımaları rejim için çok yıkıcı oldu. Hala da bu sarsıntıdan kurtulmuş değiller. Erdoğan, ‘Garê’deki kayıpların sorumluluğunu bana yüklemek istiyorlar’ diyerek, sorumluluktan kaçmaya çalışıyor. Ama bunu eskiden olduğu kadar arsızca yapamayacağı ortada. MHP bu konuda baştaki gibi gürlemiyor. Bahçeli, konuyu bu hafta askıya aldı. Belli ki rejim güçleri arasındaki çelişkiler artıyor. Operasyonla birlikte SİHA ve İHA filolarıyla peşinde koşulan ihtiraslı planlar da ilk kez boşa düştü. Nereden bakarsanız bakın askeri, diplomatik, stratejik ve iç politik açılardan bir zafer hevesiyle girişilen hareket aslında bir bozgun ve büyük itibar yitimiyle sona ermiş oldu” değerlendirmelerinde bulundu.

Kürkçü, rejimin iç dengelerinin operasyonla birlikte stratejik bir sarsıntıya uğradığını, operasyonun tarihe bir askeri bozgun olarak kaydolduğunu da ekledi.

‘OPERASYON BİR BÜTÜN OLARAK OKUNMALI’

Kürkçü, bu operasyonun aslında Kürtlere yönelik politikalar içerisinde bir bütün olarak ele alınması gerektiği görüşünde. Bunun nedenini ise şöyle açıkladı: “Rejim, devletin Kürt sorununu askeri zor ile ortadan kaldırmayı hedefleyen büyük bir stratejik dönüş yaptığı günden beri sivil siyaset ile silahlı isyan arasında herhangi bir ayrım bırakmama politikası güdüyor. Bunu da ayrım yapmaksızın Kürdistan’ın her bir parçasında sürdürüyor. Bu parçaların her birini Kuzey’deki mücadelenin cepheleri olarak görüyor. Bu nedenle Efrîn’e saldırırken aklında Kuzey vardı. Yine Garê’ye saldırdığında da aklında Kuzey var. Bu bir stratejidir. Kuzey’deki halk hareketini silahlı isyanla özdeşleştirdikleri, siyasete ve sosyolojiye askeri bakış açısıyla yaklaştıkları için Güney’de ve Batı’da yürüttükleri her askeri faaliyetin bir boyutu da Kuzey’deki halk hareketini bastırmaya, HDP’yi kriminalize etmeye ve savaşın bir parçası kılmaya yöneliktir.” 

Garê’nin faturasının iktidar tarafından HDP’ye ödetilmek istenmesi üzerinde de duran Kürkçü, geçmişe kıyasla bu kez HDP dışındaki muhalefet partilerinin de doğru yerde durmayı başardığı görüşünde. Kürkçü, “‘Rejim operasyonun hesabını ver dediler. Rejim hesabını vermeye yanaşmadı ve şimdi diğer politik güçleri, İYİ Parti de dahil hepsini bu bozgunun sebebi olarak göstermeye çalışıyor. AKP’nin ya da rejimin iç siyaset stratejisi, HDP’yi baraj altına çekecek kadar darbelemekle ilgili. Bütün bu saldırıların tamamının hedefi HDP’yi ortadan kaldırmaktan ziyade baraj altına çekerek süründürmektir. Garê sonrasında yapılan da budur” dedi.

AB’NİN ‘KAYGIYIZ’ AÇIKLAMASI 

Kürkçü, HDP’ye yönelik saldırılara ilişkin Avrupa Birliği (AB) Yüksek Temsilcisi Sözcüsü Peter Stana’dan gelen “endişeliyiz” açıklamasının ise, “önemli ancak yeterli olmadığı” düşüncesinde.

Kürkçü, yapılan bu açıklama için şunları ifade etti: “Türkiye’nin NATO’da Atlantik ittifakı içerisinde tutulması, Avrupa ve ABD’nin Çin ve Rusya ile mücadelesinde birinci öncelik sayılıyor, onlar için daha büyük önem arz ediyor. Türkiye’yi bir dalga kıran olarak görüyorlar. Burunlarını tutarak, bu pis kokuları çekme pahasına da olsa Türkiye’yi yanlarında tutmayı önceliyorlar. Bu nedenle Avrupa’nın söylemlerinin değil, kararların yol gösterici olması gerektiğini söylüyoruz. Esasen hiçbir devlet, hiçbir hükümet, hiçbir uluslararası kuruluş sizin yerinize sizin için bir demokrasi kaynağı olmaz. Bununla birlikte dünyanın tüm demokratik güçleri açısından HDP’nin bir referans noktası olduğu da açık. HDP’nin uyarıları ve talepleri bugün dünyanın tüm meşru kurumları nezdinde Türkiye’ye dair en önemli referans haline gelmiştir. Bu son açıklama bunun da bir göstergesi olarak olumlu tarafa yazılabilir.” 

SOYLU ‘ŞAHSİ HESAPLAR’ PEŞİNDE

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun HDP’ye yönelik söylemlerinin altında ise “şahsi hesaplar” yattığının altını çizen Kürkçü, Bakan Soylu’nun kendisini Kürtlerle mücadelenin baş aktörü olarak gördüğünü kaydetti. 

Soylu’ya dair “doğrudan doğruya siyasi İslam’dan gelmeyen, Mehmet Ağar kliğine dayanan, Demokrat Parti ve Adalet Partisi geleneğinden bir kişilik olarak kendisini AKP ve rejim içinde ayrı bir damarın timsali olarak görüyor” diyen Kürkçü, şunları ekledi: “Bu da ister istemez AKP içerisinde iktidar gerilimlerinin yaşanmasına neden oluyor. Ancak bunu çok açık yapmıyor. Bunu ilk olarak pandemide ilk sokağa çıkma yasağı kararını alırken gördük. Kendisini Erdoğan’ın yerine koyarak bu yasağı uygulamaya çalıştı.”

'SÜREÇ MUHALEFETİN TUTUMUNA BAĞLI'

Garê operasyonunun sonuçlarının muhalefetin tutarlı davranması halinde Türkiye siyasetini farklı bir seyre dönüştürebileceğini vurgulayan Kürkçü, “Neden mi? Çünkü rejim stratejik olarak derin bir yara aldı, bozguna uğradı. Kürtlerle mücadelenin askeri güçle sonuç alacağı iddiasında kocaman bir gedik açıldı. Böbürlenmelerin karşılıksız olduğu ve sorunun ne çözüldüğü ne ortadan kalktığı ama kanserleşmekte olduğu daha iyi görüldü. Rejimin öte yandan biçimsel de olsa halkoyuna dayalı siyaset konusunda da ağzı bozuldu. Seçmenlere, halkoyuna küfretmek, lanetlemek onları giderek doğrudan doğruya halkla çatışan bir noktaya sürüklüyor. İçlerine gazap ateşi düştü ve bir bütün olarak halkoyu ilkesiyle çatışma içine girdiler” dedi.

Operasyonun rejimde çatlaklara yol açacağını ve rejimi çekirdeğine kadar daraltan bir durumun ortaya çıktığını söyleyen Kürkçü, stratejik güç dengelerinin de operasyonla birlikte değiştiğini kaydetti. Stratejik olarak muhalefetin üste çıktığı bir sürecin yaşandığına dikkati çeken Kürkçü, sürecin derinleşerek sürmesinin muhalefetin alacağı tutuma bağlı olduğunun altını çizdi.(Mezopotamya Ajansı)