Esra ÇİFTÇİ


Sivil toplum ve insan hakları aktivisti iş insanı Osman Kavala, 52 kişinin yargılandığı Gezi-Çarşı davasının tek tutuklu sanığı ve 4 yılı aşkın süredir cezaevinde bulunuyor. Kavala'nın tutuklu bulunduğu Çarşı ve Gezi Parkı dosyalarının birleştirilmesiyle oluşturulan davanın 17 Ocak'taki duruşmasında da tahliye kararı verilmedi.

Osman Kavala, ikinci duruşma öncesinde “savunma yapmasının artık anlamsız olduğunu” söyleyerek duruşmalara katılmayacağını açıklamıştı. Hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen tutukluluğunun son bulması gerektiği yönündeki kararların uygulanmaması nedeniyle Avrupa Konseyi'nin yaptırım kararları gündemde. 

YARGILAMA SÜRECİ NASIL BAŞLADI?

Osman Kavala, 1 Kasım 2017’de Gezi olaylarını finanse etme suçlamasıyla gözaltına alındı. Kavala hakkında açılan davada 11 Ekim 2019’da yapılan duruşmada tahliye kararı verildiyse de aynı anda Gezi Davası dolayısıyla tutuklu olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmadı. Son duruşma 18 Şubat’ta yapıldı. Hükmün açıklandığı bu duruşmada mahkeme, Kavala’nın tahliyesine karar verdi. Ancak cezaevinden çıkarılmayan Kavala, İstanbul Başsavcılığı tarafından daha önce tahliye edildiği dosyadan gözaltına alınarak Emniyet’e götürüldü. İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği, 9 Mart’ta Kavala’yı yine aynı soruşturma kapsamında bu kez “casusluk” suçlamasıyla tutukladı. 12 Mayıs 2020’de AİHM Kavala’nın siyasi gerekçelerle tutuklu olduğuna ilişkin hak ihlali kararı kesinleşti. Kavala’nın 17 Ocak 2022 günü görülen son duruşmasında tutukluluğun devamına karar verildi. +Gerçek yazarları, son kararın ardından süreci yorumladı.

'ERDOĞAN GEZİ'DEN KORKTU'

Avrupa Konseyi Kavala davasına ilişkin bir yaptırım uygular mı? 

Baskın Oran: Avrupa Konseyi gibi kuruluşların böyle durumlarda bir devlete yaptırım uygulaması hem tereddütlüdür hem de uzun sürer. Diğer yandan Türkiye, maalesef, uluslararası planda düşebileceği kadar düşmüş vaziyette; bilmem daha dibi var mıdır? Bu nedenlerle, Kavala olayının iç manzarasına odaklanalım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Gezi'ye niye bu kadar taktı? 

Baskın Oran: Çünkü çok korktu. Çünkü Gezi, Anayasa Md 34/1’de serbest ilan edilmiş silahsız ve saldırısız bir protesto gösterisiydi ve dahası, protestocular Erdoğan'ı iktidara getirmiş olan saçma başörtüsü düşmanlığının tam tersi bir tutum sergilediler. İbadetle yakın ilişkileri pek bulunmadığı halde namaz kılanlara kalkan oldular. Bu iki unsur olmasaydı iktidarın işi kolaydı. Zor oldu. 

'OSMAN AİHM KARARINA RAĞMEN ESİR/REHİN TUTULUYOR'

Peki niçin Osman Kavala? 

Baskın Oran: Çünkü Gezi’ye gelip-giden ve destek veren binlerce kişiyi suçlu ilan etmektense, bir “şeytan” bulup ona yüklenmek daha uygundu ve bu şeytan Erdoğan’ın kullanmaya en meraklı olduğu dış mihraklar bahanesine cuk oturuyordu: Konuşan toplumu destekleyen, üstüne üstelik Amerikalı ve Yahudi olan milyarder Soros ve onun Açık Toplum hareketi. 
Nitekim, solcu bir geçmişi olan Osman “Kızıl Soros” ilan edildi ve bu duble suçlama Erdoğan’ın “Bırakmam onu öyle!” felsefesi liderliğinde yürütülünce Osman, AİHM kararına rağmen, bin beş yüz bilmem kaç gündür tutuklu adı altında ve ibret-i âlem biçiminde esir/rehin tutuluyor. 
Tutuluyor da, Osman mı Erdoğan’ın esiri yoksa bu işin içinden aynen Rahip Brunson olayında yaşadığımız gibi “yenilmeden” çıkması çok zor gözüken Erdoğan mı Osman Kavala olayının esiri, yakın zaman gösterecek. 

'KAVALA DAVASI İNSANİ AÇIDAN ÇOK TRAJİK'

Kavala davasına ilişkin neler söyleyeceksiniz? 

Eser Karakaş: Kavala davasının geldiği insani açıdan çok trajik, hukuki açıdan, nihai analizde bir hukuk sürecinden bahsediyoruz, çok komik süreç çok boyutlu; Osman Kavala meselesinin Gezi süreci ile ilgili olmak üzere çok iyi temellendirilmemiş bir istihbarat bilgisi üzerinden devletin yüce katlarında bir paranoya oluşturulmuş olma ihtimalinin azımsanmaması gerekir. Bu istihbarat bilgisi tamamen yanlış bir temele de dayanabilir, kasıtlı bir hedefe doğru da Gezi sürecini ürkütücü bir figür olarak diri tutma amaçlı üretilmiş de olabilir.

Meselenin ekonomik boyutu? 

Eser Karakaş: Meselenin ekonomik boyutunu da iki vadede ele almak lazım. İlk vade kısa vadedir, kısa vadede Avrupa Konseyi ile yaşanacak bir siyasi krizin çok önemli bir ekonomik etkisi olacağı kanısında değilim; Avrupa Konseyi'nin Azerbaycan ile yaşadığı siyasi kriz 5 sene sürmüştür ve sonuç kademeli olarak alınmıştır, benzer bir süreç Türkiye ile de yaşanabilir, kısa vadede başta mülteci sorunu olmak üzere Türkiye’nin elindeki kozların ekonomik olumsuzlukları dengeleme ihtimali yüksektir. Ancak, orta vadede Avrupa ile kopacak ilişkilerin Türkiye’nin Osmanlı dönemi dahil en büyük ve en sancılı sürecine tekabül edeceği kesindir. Uzun vade zaten tanımsızdır.

'TÜRKİYE'NİN MARJİNALİZE OLMA İHTİMALİ YÜKSEKTİR'

Avrupa Konseyi ile ilişkiler kopar mı? 

Eser Karakaş: Avrupa Konseyi ile ilişkilerin kopmasını AKP’nin kısa vadede çirkin bir ulusalcılık üzerinden siyaseten avantaja dönüştürme ihtimali de olabilir. Bu açıdan bakıldığında, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin AİHM ve Avrupa Konseyinde marjinalize olma ihtimali yüksektir, bu durumun sonucu da ülke içinde insan haklarının daha da kötüye gitmesi anlamına gelebilir.

Kurumsal olarak Türkiye AİHM’nin yargı yetkisi geri alınabilir; bu durumda da zaten AB müzakere süreci hukuken otomatik olarak sonlanır çünkü AİHM üyeliği AB üyeliği için bir zorunluluktur. Anayasanın 90. Maddesinin son paragrafı yeniden düzenlenebilir ve Erdoğan’ın 10 sene önce ifade ettiği “Ankara kriterleri” Kopenhag kriterlerini tamamen ikame eder.

AİHM içtihadı ulusal yargıda referans olma özelliğini tamamen yitirir ve böylece WJP’de (Hukuk devleti endeksi oluşturan World Justice Project) daha da gerilere düşeriz. Hukuk devleti endeksinde daha da gerileyecek Türkiye’de kişi başına gelir 7 bin doların altlarına doğru kaymaya başlar. 

Kavala kararı ne anlama geliyor? Hukuki, siyasi, ahlaki açılardan kararı nasıl konuşmalıyız? 

Ali Topuz: Büyük yazar Sadi’den bir öyküyle başlayayım:

Bir çocuk varmış, saklanan her şeyi sora sora buluyormuş. Bir gün bir handa deneyelim demişler, çocuğu dışarı çıkarmışlar, bir şey saklamışlar. 
Çocuk gelmiş, sormuş sormuş, demiş ki, “Sakladığınız yuvarlaktır.” 
Tamam demişler, sonra? Sormuş sormuş, demiş ki sakladığınız şey sert bir madde. Tamam demişler, sonra?
Sormuş sormuş, demiş ki ortası deliktir. 
Tamam demişler, sonra? Sormuş sormuş, demiş sakladığınız şey bir kişinin avucunun içindedir. 
Heyecanlanmış herkes. Vallahi doğru, sert bir madde, ortası delik ve bir kişinin avucunda duruyor, bilecek çocuk aşk olsun!
Çocuk, gururla demiş, sakladığınız şey bir değirmen taşıdır!
Oysa yüzükmüş.
Kavala’ya yönelik suçlamaların hukukla ilgisi, değirmen taşının yüzükle ilişkisinden de daha uzak. 

'BU HUKUKSUZLUĞU DURDURABİLECEK NE İÇERİDE NE DIŞARIDA ETKİLİ BİR GÜÇ VAR'

Peki siyasi anlamı? 

Ali Topuz: Öncelikle, bu kadar ileri düzeyde bir hukuksuzluğun sürmesi zaten inşası süren yeni rejimin “siyasi” niteliğini açıkça gösteriyor: Bir kişiyi hapiste tutmak için hukuka, hukuka uygun delillere, delillendirilmiş suçlamalara ve usule uygun muhakemelere gerek yok. Kazayla tahliye çıksa (ki çıktı), yargının da lideri olan ülkenin lideri öfkelenir (ki öfkelendi), hemen tahliye kararı geri alınır (ki alındı) ve yeni baştan bir dava uyduruldu. 

İkinci anlamı bulmak için, acaba yeni rejimin son 6 yılda yaptığı gibi bir pazarlık mı var diye düşünebiliriz, hani eski faşist ABD başkanı Trump sinirlenince hemen tahliye edilen Amerikalı rahip gibi ya da eski şansölye Merkel’in aracılığıyla bırakılan Alman vatandaşlığına da geçmiş gazeteci gibi. Fakat Kavala’nın bu anlamda bir “sahibi” yok ki! Üstelik Kavala’nın katıldığı ya da desteklediği insan hakları alanında olan bitenlerin de gerçekte sahibi yok ki! 

Hasılı, görünen açık, ağır bir hukuksuzluk var, bu hukuksuzluğu durdurabilecek ne ülke içinde ne de dışında etkili bir güç var. Hal böyleyken son karar ne anlama geliyor, AB ne yapar, Avrupa Konseyi ne yapar filan gibi şeyleri konuşmak saçma. 

'SON 6 YILDA YAPILANLARA AVRUPA'DAN CİDDİYE ALINIR BİR TARAFLILIK YOK'

Kavala zulmen tutuklu kalınca siyaseten ne kazanılıyor? 

Ali Topuz: Amerikalı rahip, Alman vatandaşı gazeteci meselelerinde iş kolaydı, pazarlık için tutuluyorlardı ne alındı ne verildi emin olamasak bile onların sahipleri olduğu için neticede özgürlüklerine kavuşup ülkelerine döndüler. 

Türkiye’de yine son altı yılda yapılanlara ilişkin tek tek Avrupa ülkelerinden de AB kurumlarından da Avrupa Konseyinden de ciddiye alınır bir taraflılık yok ki. Şu lafları saymazsak: Üzgünüz. Yakından izliyoruz. Üzücü. Kaygıyla izliyoruz. Üzücü. Not ediyoruz. Üzücü. Gelişmeleri yakından izliyoruz. Kaygıyla… Bir ara hani büyükelçiler bir şeyler geveler gibi oldu, oradan da bir şey çıkmadı. 

Hiçbir şey çıkmayacak da yakın zamanda: Nasıl ki bu “uluslararası camia” 12 Eylül döneminde yarım ağızla generalleri kınayıp olan biteni ellerini ovuşturarak izledilerse şimdi de üç aşağı beş yukarı aynısını yapıyorlar. O rejim o zamanki çıkarlarına gayet uygundu, bu rejim de bu zamanki çıkarlarına gayet uygun. Demokrasi ve hukuk için uluslararası desteğinizin de güçlü olması gerekir, doğru ama faşizm için de aynı desteğin güçlü olması gerekir. Demokrasi için bir destek uzun süredir Avrupa’nın merkez güçlerinde görünmüyor.