HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu, Edirne sınırından Yunanistan'a geçen mülteci sayısına ilişkin İçişleri Bakanı’nın 143 bin olarak verdiği sayının teyitli olmadığını belirtti. Gergerlioğlu, komisyon raporuna düştüğü şerhte, “Sebep ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti adına konuşan hiç kimsenin yanlış bilgi verme hakkı olmamalıdır” dedi.

HDP Kocaeli Milletvekili ve Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, Göç ve Uyum Alt Komisyonu’nun 3-4 Mart 2020 tarihinde Edirne’de ve sınır boylarında incelemelerde bulunması üzerine oluşturulan ve 24 Haziran’da komisyon toplantısında kabul edilen ziyaret raporuna dair muhalefet şerhi düştü.
 
Edirne’deki sınır kapılarını ziyaret eden heyette yer alan Gergerlioğlu, düştüğü şerhte Türkiye’de resmi rakamlara göre 4 milyona yakın Suriyeli sığınmacı ve diğer ülkeden 300 bin sığınmacı bulunduğu belirtilerek, “28 Şubat tarihinde hükümetin Türkiye’de yaşayan mültecilerden Avrupa’ya gitmek isteyenleri artık engellemeyeceğini belirtmesi üzerine pek çok değişik ülkeden mülteci Edirne’ye hareket etmiştir” ifadelerine yer verdi.
 
HÜKÜMET ÖNLEM ALMADI
 
Gergerlioğlu, Yunanistan’ın mültecileri kabul etmediği ve mültecilere dönük sert tutum gösterdiğine değindiği şerhte, “Hatta bu sert müdahaleyi insanların ölümlerine sebep olabilecek şekilde abartmış ve bu süreçte hayatını kaybeden insanlar olmuştur. Bu tutum kesinlikle kabul edilemezdir. Yunanistan’ın sergilediği bu tutum insan hakları bağlamında Türkiye’nin sorumluluklarını ortadan kaldırmamaktadır. Mülteciler Yunanistan tarafına taş atarken Türkiye tarafından göstericilere müdahale edilmemiştir. Türkiye’nin, mültecilerin yaşam haklarının risk altında olduğunu fark etmesiyle birlikte gerekli önlemleri alması gerekmekteydi. Ne yazık ki durum tam tersi olmuş ve hükümet verdiği demeçlerle mültecilerin sınır kapısına yığılmasını desteklemiştir” değerlendirilmesinde bulunuldu.
 
‘BAKANLIĞIN VERDİĞİ RAKAMLAR TEYİT EDİLMEDİ’
 
Şerhin devamında şu ifadelere yer verildi: “Raporda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ve Edirne Valisi Ekrem Canalp’ın ifadelerine dikkat çekilerek 130.000’in üzerinde sığınmacının Yunanistan tarafına geçtiği belirtilmiştir. Bu sayı ilerleyen günlerde bizzat İçişleri Bakanı tarafından 143.000’e kadar çıkarılmıştır. Bu rakamın ne kadar büyük olduğu Edirne nüfusunun 183.000 olduğunu düşündüğümüzde daha net ortaya çıkmaktadır. Bu bilgi ne bizim ziyaretimizde ne de orada bulunun gözlemciler, sivil toplum kuruluşları tarafından teyit edilememiştir. Bakan ve vali teyit edilemeyen rakamlarla belli ki durumun vahametini anlatmaya çalışmıştır. Sebep ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti adına konuşan hiç kimsenin yanlış bilgi verme hakkı olmamalıdır.”
 
SAĞLIK PERSONELİ YETERLİ DEĞİLDİ

 
Suriyelilerin Avrupa ile yapılan pazarlıklarda bir koz olarak kullanıldığını da belirten Gergerlioğlu, heyet olarak ziyaret gerçekleştirdikleri sürecin Çin’de koronavirüs vakasının çıktığı dönem olduğuna dikkat çekti.  Şerhte, “Raporda ‘Yine Coronavirüs tehdidine karşı da her sınır kapısında 1 hekim, 1 hekim dışı sağlık personeli ve 1 ambulans ekibi, 24 saat boyunca hizmet vermektedir’ denilmektedir. Raporun farklı kısımlarında yine yeterli sağlık personelinin alanda görevlendirildiği söylenmektedir. Oysa binlerce insanın bulunduğu bir kamp alanında bu kadar sağlık personelinin hem Coronavirüse karşı hem de diğer sağlık sorunlarına karşı yeterli olması mümkün değildir” denildi.
 
GERİ İTME (PUSH BACK) POLİTİKASI UYGULANDI
 
Şerhte, mültecilerin beslenmesi için dağıtılan kumanyalarda bisküvi, çikolata, su gibi gıdalardan oluştuğu ve içme suyuna erişimin olmadığı da ifade edildi. Gergerlioğlu, Türkiye ve Yunanistan’ın mültecilere dönük uygulamalarına ilişkin şunları kaydetti: “Raporda, ‘Ayrıca Yunanistan’ın yasam hakkına müdahalesi silahlı ateş¸ açılmasıyla sınırlı kalmayıp bir geri itme (push back) politikası da uygulanmaktadır. Yani Yunanistan, kendi sınırlarına giren sığınmacıları geri itmektedir. Bunu yaparken geri gönderilen sığınmacıların şortları hariç¸ tüm kıyafetlerinin alındığı veya demir çubuklarla dövüldüğü vakalar tespit edilmiştir.’ ifadesi yer almıştır. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bu konuda 5 Mart 2020 tarihinde yaptığı açıklamada: ‘Şu andan itibaren, sabah itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerimizle de konuştuk, gerekli tedbirleri de aldık, bin özel harekât polisini, Meriç'in tüm sınır sistemine getiriyoruz, tam donanımlı, geri itmeleri engellemek amacıyla.’ ifadelerini kullanmıştır. Bu da bir nevi geri itme (push back) olmasına rağmen raporda yer almamıştır.” 
 
‘SORU SORMAM ENGELLENDİ’
 
Gergerlioğlu, İpsala’da mültecilerle yaptığı görüşmede sorduğu sorulara diğer milletvekilleri tarafından müdahale edildiğine de yer verdi. Kendisine yapılan bu müdahalenin kabul edilemez olduğunu şerhte ifade eden Gergerlioğlu, “Bu müdahale kabul edilemezdir. Bir milletvekili olarak serbest çalışma ortamımız engellenmiştir. Pazarkule ziyareti esnasında orada bulunan mültecilerle komisyonun görüşme yapmaması büyük eksikliktir. Komisyonun birincil ziyaret amacı oradaki insanlarla iletişim kurmak onların insan hakları bağlamında sorunlarını dinlemekti” diye belirtti.
 
Gergerlioğlu, şerhte şu önerilere yer verdi:
 
* 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyulan coğrafi çekinceyi derhal kaldırmalıdır.
 
* Mültecilerin statüsü kabul edilmelidir. Misafir gibi mülteci hukukunda yer almayan kelimelerden vazgeçilmelidir.
 
* Her defasında Avrupa’ya kapıları açarım tehdidinden vazgeçilmeli ve insanları bir koz olarak gören anlayıştan vazgeçilmelidir. Geri dönmemek üzere yerleştiği görülen mültecilerin Türkiye’ye kimliklerini kaybetmeden entegrasyonu sağlanmalıdır.
 
* Bu kişilere devlet okullarında anadilde eğitim başta olmak üzere doğuştan getirdikleri hakları verilmelidir.
 
* Kayıt dışı çalışma alanında mültecilerin emekleri sömürülmektedir. Bu durumda hem kendileri mağdur olmakta hem de ücret alt sınırını çok aşağılara çektikleri için Türkiye’deki diğer emekçileri mağdur etmektedirler. Bu konuda yasal düzenleme yaparak mağduriyetler giderilmelidir.
 
* Mülteciler hükümetin de söylemlerinden etkilenerek Avrupa’ya gidecekler diye ellerinde avuçlarında ne varsa satmışlardı. Bu insanların çoğu da işlerinden ayrılmış tekrar işlerine de dönememiştir. Bu *insanların mağdurken daha mağdur olmaları sebebiyle desteğe ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar karşılanmalıdır.
 
* Mültecilere yönelik nefret söylemi her geçen gün artmaktadır. Türk Ceza Kanunu (TCK) 122. Madde sınırlılıkları sebebiyle ihtiyacı karşılamamaktadır. Nefret Suçu mülteciler, dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep için tekrar düzenlenmelidir.
 
* Mültecilere yönelik pek çok ilde linç vakaları yer almıştır. Ne yazık ki Linç Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanmış bir suç olmadığı için cezası da yok denecek durumdadır. Bu sebeple Linç TCK içinde tanımlı insanlığa dair bir suç olarak tanımlanmalıdır.
 
* Türkiye dışından mültecilere yapılacak yardımda direk mülteciye ve mültecilerle çalışan sivil toplum kuruluşlarına yardım yapılmasına devam edilmelidir. Mülteciler için gelen yardımlar dolaylı olarak harcanmamalı direk kendileri için kullandırılmalıdır.” (Mezopotamya Ajansı)