HABER MERKEZİ- Karar yazarı Hakan Albayrak, 'İslam'ın güncellenmesi' gerektiğini söyledikten sonra gelen tepkiler üzerine 'haddimize mi' açıklamasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Keşke maksadını aşan ifadeleri için pişmanlık bildirmekten ve onların yok sayılmasını istemekten de geri durmasaydı" dedi.

Hakan Albayrak, "Nureddin Yıldız, Erdoğan, Başsavcılık" başlıklı yazısında şöyle dedi:

"Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsediyoruz; tanımadığımız, bilmediğimiz kimseden değil. İslam’daki kesin hükümlerin (“nas”) miadının dolabileceğini düşündüğüne zerre kadar ihtimal veremeyeceğimiz bir Müslüman söz konusu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nureddin Yıldız gibi bazı hocaları eleştirirken sarf ettiği “İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar… Siz İslam’ı 14 asır, 15 asır öncesi hükümleri ile kalkıp da bugün uygulayamazsınız. Böyle bir şey yok.” sözleriyle tabii ki içtihat kapısının açık olduğunu ifade etmek istemiştir. Çoğumuz bunu anlamayacak kadar aciz değil. Ancak, mezkûr ifadelerin maksadını aşan ifadeler olduğunu görmeyecek kadar da aciz değil çoğumuz.

Erdoğan,  şaşkınlığa ve rahatsızlığa yol açan o ifadelerine “Allah'ın, yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bize açıkça ifade ettiği hükümler, yani naslar asla değişmemiştir, değişmeyecektir… Ama bunlardan hareketle yapılan içtihatlar, geliştirilen kurallar ve bunların uygulamadaki karşılıkları elbette zamana, şartlara, imkanlara göre değişecektir” diyerek açılık getirmekle çok iyi etti, Allah razı olsun. Keşke maksadını aşan ifadeleri için pişmanlık bildirmekten ve onların yok sayılmasını istemekten de geri durmasaydı.

Erdoğan’ın söylediği her şeyi sorgusuz sualsiz tekrar eden bir kitle var. “Siz İslam’ı 14 asır, 15 asır öncesi hükümleri ile kalkıp da bugün uygulayamazsınız” gibi ‘ucu açık’ -hem de Kemalizm’e kadar götürecek denli ucu açık- bir cümleyi o kitleye mal etmekten, o kitleyi İslam hakkında böyle özensizce konuşmaya sevk etmekten Allah’a sığınmak lazım. Bugün dillere düşer, yarın akılları kemirir böyle cümleler.

“IŞİD”in takip ettiği çizgi için “kabul edilebilirliği yoktur” diyen, gençleri “vahşet sempatizanı olamayız” diye uyaran, tehlikeli marjinalleşmelere karşı emniyet supabı vazifesi gören Nureddin Yıldız gibi itibar sahibi hocaları cahil yahut aciz ilan ederek itibarsızlaştırma meselesi de mühim. Bu hocalar itibarsızlaştırılarak sindirildi ve susturuldu diyelim; meydanın resmî söylemden şaşmayan ‘devletlu’ hocalara kalacağı mı zannediliyor? Sivil alanda doğan boşluğu aşırı uçların doldurmayacağı ne malum? Siyasi otoritenin buyruklarına harfiyen uymaktan başka marifeti olmayan ‘ulema’nın çekilmezliği de cabası.

Nureddin Yıldız ve benzerleri şu veya bu konudaki söylem ve üsluplarından ötürü tabii ki eleştirilmeli ama külliyen red ve tahkir manzarası hiç yakışık almıyor."