Yağmur KAYA


ARTI GERÇEK- Aşırı kalabalık koğuşlar, sağlığa erişim hakkının engellenmesi, kelepçeli muayene, revire geç çıkarılma, hasta sevklerinin ya geç yapılması ya hiç yapılamaması, ısıtılmayan veya havalandırılmayan koğuşlar, gün ışığından yeterince faydalandırılmaması, kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak hasta tutukluların tek kişilik hücrelerde tutulması... Bu ve bunun gibi pek çok durum hasta tutukluların gün geçtikçe yaşam hakkının ihlal edilmesine yol açan uygulamalar. 

İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) raporuna göre, cezaevlerinde 604'ü ağır bin 605 hasta tutuklu bulunuyor. 

Cezaevlerinde tutukluların maruz kaldığı hak ihallerini, hasta tutukluların durumunu Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ) Dönem Sözcüsü Ertan Çıta ile konuştuk. 

Cezaevlerinde tutuklulara yönelik hak ihallerine dikkat çekmek amacıyla çeşitli kampanyalar düzenleyen Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ) Dönem Sözcüsü Ertan Çıta, hasta tutuklulara veda hakkı bile tanınmadığını vurgulayarak son 6 yılda en az 103 tutuklunun cezaevinde hayatını kaybettiğini belirtiyor. Çıta, pandemi süreciyle birlikte hasta tutuklu sayısının arttığına dikkat çekiyor. 

Çıta, "Burada 'ağır hasta' dan kastedilen kendini idame ettiremeyecek, hapishane koşullarında kalamayacak tutsaklar. Yoksa hapishaneye giren herhangi birinin hasta olmama ya da hastalığının ilerlememe şansı yok. Bu 604 kişi içerisinde elleri, ayakları olmayan, şizofreni hastası ya da haftanın 5 gününü hastanede geçiren, diyaliz makinesine bağlı tutsaklar var. Bu hasta tutsakların çok büyük bir kısmı siyasi tutsaklar. Devlet hasta tutsaklara 'ceza' içerisinde 'ceza' uyguluyor, bir nevi 'terbiye etmeye' çalışıyor" diyor. 

TDİ Dönem Sözcüsü Ertan Çıta, sorularımıza yanıt vererek cezaevlerinde tutukluların maruz kaldığı hak ihallerini, hasta tutukluların durumunu anlattı:

 'TEDAVİ HAKLARI GASP EDİLİYOR' 

Cezaevi koşulları hasta tutukluları nasıl etkiliyor?

Hasta tutsakların hapishane koşullarında tedavi olmaları ve iyileşmeleri mümkün değil. Bir yanı dört duvar arasındaki sağlıksız koşullar oluştururken bir yanı da tedavi haklarının gasp edilmesidir. Hasta tutsakların sağlık durumu hapishane koşullarında her geçen gün kötüye giderken özellikle pandemiyle birlikte tedavi haklarına erişemiyorlar. Hastane sevkleri yapılmıyor ya da hastaneye giderken tutsaklara bir insanın zor sığacağı kafes tipi ringleri dayatıyorlar, bu ringlere binmek istemeyen tutsaklar hastaneye götürülmüyor.

Hapishanelerde sağlıklı yaşamanın koşulları oldukça zor; çoğu hapishanede su kotası var, kantinler çok pahalı, yemekler yenilemeyecek durumda, kışları çok soğuk yazları ise çok sıcak. Güneş ışığını çok az görüyorlar.

Ertan Çıta

 '24 SAATTE BİR SAAT GÜNEŞİ VE GÖKYÜZÜNÜ GÖRÜYORLAR'

Örneğin ağırlaştırılmış müebbete mahkûm olan tutsaklar var; hasta tutsakların bir kısmı da ağırlaştırılmış müebbet. Bu tutsakların havalandırma saati hapishaneye göre 1 ya da 2 saat. Yani 24 saat içerisinde 1 saat güneşi ve gökyüzünü görebilen bir insanın nasıl sağlıklı olması beklenebilir. Devlet psikolojik ve ideolojik olarak tutsakları teslim almaya çalışırken bir yandan da bu koşullarla fiziken tahribat yaratmayı hedefliyor.

 'ELİ AYAĞI OLMAYAN BİRİSİ TOPLUM İÇİN NASIL BİR TEHLİKE OLUŞTURABİLİR'

İnfaz ertelemeler ne gibi gerekçelerle reddediliyor?

Siyasi tutsakların infaz ertelemeleri genelde 'toplum açısından tehlikeli' denilerek reddediliyor. Yani iki eli ve ayakları olmayan tutsağa da aynı gerekçe sunuluyor, şizofreni olan tutsağa da aynı gerekçe. Yaşamını tek başına idame ettiremeyen bir insanın toplum için ne gibi bir tehlike oluşturabileceğini merak ediyoruz! Ama yanıt bulamıyoruz. Şunu anlıyoruz ki devlet esas olarak fikirlerden korkuyor.

'TAHLİYELERİ ENGELLENİYOR'

Somut olarak ise; görüştüğü, mektuplaştığı kişiler, okuduğu kitaplar, yazdığı dilekçeler, keyfi verilen disiplin cezaları ve 'bağımsızlar koğuşu' na geçip geçmeme kararı dahi tutsağın 'uygun halli olmadığı' na gerekçe gösterilerek tahliyelerin engellenmesine yol açabildi.

 'HAPİS İÇİNDE HAPİS YAŞATILIYOR'

Cezaevlerinde pandemiyle birlikte ne gibi durumlar yaşandı-yaşanıyor?

Pandemiden önce aslında 15 Temmuz darbe süreciyle başlayan bir saldırı dalgası var hapishanelerde. O süreçten pandemiye kadar parça parça uygulanan hak gaspları pandemiyle birlikte topyekün bir hâl aldı. Tutsakların tüm sosyal aktiviteleri yasaklandı. Tutsaklar hapis içinde hapis hayatı yaşıyor. Mektuplar ve kargolar pandemi bahanesiyle engelleniyor, günlük gazeteler pandeminin ardından gecikmeli veriliyor. Tutsakların kargo hakları sınırlandırıldı.

Neredeyse tüm hapishanelerde mesela 2 ayda bir kargo alabiliyor tutsaklar. Yani bu durumun pandemiyle ne ilgisi olabilir. Tutsakların mektupları sansürleniyor, aynı hapishane içerisindeki tutsakların sohbet ve spor hakları engelleniyor. Ülkenin geri kalanında hayat pandemi yokmuş gibi devam ederken hapishanelerde karantina hayatı yaşanıyor. Adına tedbir denilen bu uygulamalar da hak gasplarından başka bir şey içermiyor. 

'AMAÇ DIŞARIYLA BAĞINI KOPARMAK'

Tutsaklar Basın İlan Kurumu’ndan reklam almayan (yerel ve politik gazeteler) hiçbir gazeteyi okuyamıyor. Dergiler için ise bazı hapishaneler abonelikle kabul ediyor, yani tutsağın aldığı derginin parasını ödemesi isteniyor bazı hapishaneler ise hiçbir türlü dergi kabul etmiyor. Yani pandemiyle, virüsle gazete ve dergi okumanın bağlantısı yok, tek bir amacı var tutsakların dışarıyla bağını koparmak, politik kimliğinden soyutlamak.

'TÜRKİYE'DE SÖZLEŞMELER KARŞILIK BULMUYOR'

İç hukuk ve uluslararası yasalar, mevzuat hasta tutukluların durumuna ilişkin neler diyor?

Birçok uluslararası sözleşmede hasta tutsakların durumuna dikkat çekiliyor, infazlarının durdurulması ya da tedavilerinin sağlanması belirtiliyor. Fakat Türkiye'de bu sözleşmeler karşılık bulmuyor. Temel İlkeler- Mandela Kuralları (Kural 24-27), Tıbbi Etik İlkeler (md. 1), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa Cezaevi Kuralları hakkında (2006) 2 No’lu Tavsiye Kararı (md. 40.3) gereği cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler, yasal statülerine bakılmaksızın, aynı kalite ve standartta, ülke genelinde mevcut, kapatılmamış olan kişilere sağlanan tıbbi bakıma eşit erişim hakkına sahip.

 'İNFAZ DURDURMA BİR ELİN PARMAĞINI GEÇEMEYECEK KADAR AZ'

Ceza İnfaz Kanunu’nun 16'ncı maddesine göre, “hükümlünün hastalığının hayatı için kesin tehlike teşkile ettiğine Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor gereği karar verilen' kişilerin infazlarının ertelenebileceği belirtiliyor. Hasta tutuklulara verilen hapis cezasının hastalık nedeniyle ertelenmesine imkân tanıyan hükümler 5275 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinde ye alıyor.

Bu hüküm uyarınca 4 halde hükümlünün cezasının infazının ertelenmesi mümkün. Tutuklunun infazının ertelenmesi için hastanın önce savcılığa başvurarak hastaneye sevki, sonrasında ATK'nin raporu sonrasında ise ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının 'toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı' değerlendirilmesi gerekiyor. Ama infaz durdurma kararı neredeyse bir elin parmağını geçmeyecek kadar az.

BİR ÜÇGEN: ATK, SAVCILIK, HASTANE

Mesela hastane Adli Tıp Kurumu’na sevkini yapmıyor. ATK’ya sevk edilse bile kolay kolay “hapishanede kalamaz” raporu verilmiyor. ATK 'hapishanede kalamaz' raporu verirse infaz savcılığına infaz erteleme başvurusu yapılıyor. İnfaz savcılığı da 'toplum açısından tehlikeli' kararı vererek çoğu zaman bu infaz erteleme taleplerini reddediyor.

'HAPİSHANE İNŞAATLARI İÇİN 13 MİLYAR LİRA BÜTÇE'

Yetkililerin hasta tutukluların durumuna sessiz kalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok şaşırdığımız bir durum değil. Bu sorun ülkenin politik sürecinden azade değil. Devlet bir yanda ekonomik krizle boğuşurken bir yanda hapishane inşaatları için 13 milyar lira bütçe ayırdığı ifade ediliyor. Devletin hapishanelere niye ihtiyacı var, karşı çıkan herkesi, muhalif her sesin tutsak olabileceğini öngörebiliyoruz. Bu yüzden yetkililerin tutsaklar ve hapishane sorununa duyarlı olması uyguladıkları politikalara tezat bir durum.

DEVLETİN YAPTIĞI BİLİNÇLİ VE 'SESLİ' BİR TEPKİ 

Şuna da belirtmek gerekiyor, ortada 'sessiz' kalan bir devlet pratiği ve yönelimi yok. Tam tersine devlet ya da sizin sorunuzdaki tabiriyle 'yetkililer' için bu bilinçli ve 'sesli' bir tepkinin pratiğidir. ATK’ların yüzde 97 engeli bulunan, tek başına yaşamasının hiçbir koşulda imkanı olmayan tutsaklar hakkında dahi 'içeride kalabilir' raporu düzenlemesi devletin bu konuda ‘sessiz’ kalmadığının bir göstergesidir.

'DEVLET KOYDUĞU YASALARI TANIMIYOR'

Kampanyanız hakkında bilgi verir misiniz?

TDİ olarak önümüze 2 aylık bir kampanya koyduk. 1 ayını geride bıraktık, basın açıklamaları ile, aile buluşmaları ile geçirdiğimiz bir süreç oldu. Hapishanelerin en acil iki sorunu olan hasta tutsaklar ve infaz yakmalar kampanyamızın iki alt başlığını oluşturuyor. Hasta tutsaklar veda hakkı bile tanınmadan ölüme terk ediliyor, yıllardır hapiste bulunan tutsaklar mahkeme yerine geçen hapishanelerin gözlem kurullarının kararlarıyla tahliye edilmiyor, infazları yakılıyor. Devlet burada kendi koyduğu yasaları bile tanımıyor, verdiği cezaları yeterli görmüyor hapishane idaresini mahkeme olarak atayarak tekrar bir cezalandırma yöntemi izliyor.

'DIŞARDAN BİR SES OLMAK ZORUNDAYIZ'

Bu sorunları kamuoyunun gündemine sokarak dışarıdan bir ses olmak zorundayız. Bu kampanyanın bir parçası olarak 19 Kasım Cuma günü 13.00’da Yenibosna Adli Tıp Kurumu önünde olacağız. Kampanyamızın finalini de 19 Aralık Pazar günü Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştireceğimiz panel ile bu aşamasını sonlandıracağız.

Hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri ve saldırılar sadece bu iki başlıktan ibaret değil tabi ki. Bu iki başlık, bugünün güncel ve aciliyet taşıyan sorunu olarak öne çıktı. TDİ olarak hapishaneler sorununa dair çalışmalarımız da hız kesmeden sürecek ve sorunlar etrafında farklı tarz ve örgütlenmelerle, farklı araçlar ve yönelimlerle de buluşarak devam edecektir.

'HAPİSHANE VE TUTSAKLIK ARTIK HERKESİN SORUNU'

Cezaevlerinde yaşanılan hak ihlallerine karşı toplumun, insan hakları savunucularının neler yapması gerekiyor? Önerileriniz ve çağrınız ne olur?

Yukarıda demiştik, yetkililer bu konuya duyarsız, kulaklarını tıkıyor. Bu kulakları daha fazla ses çıkararak çınlatmalıyız. Hapishaneler ve tutsaklık sorunu artık sadece devrimcilerin, Kürtlerin ya da sosyalistlerin gündemi değil. Artık toplumun her kesimi tutuklanabiliyor, susturulmaya çalışılıyor. Kâğıt toplayan emekçiler, sokakta röportaj veren herhangi biri, kayyum rektöre karşı çıkan öğrenciler, hayatlarını savunan kadınlar… bu örnekleri uzatabiliriz. Tutsaklık ve hapishane gündemi artık tüm toplumun gündemi. İnsan hakları savunucuları, devrimciler, demokratlar, yurtseverler, bu kadar geniş çepere ulaşan çelişkiyi örgütlemek için bir adım daha öne çıkmalıdır.