Songül KAYA  


Aile İçi Anlatılarda Bilinç-Ardıl-Birikim

Bilinç-Ardıl-Birikim bağlamında geçtiğimiz günlerde okuduğum beş çocuk kitabı beni bu konu hakkında ciddi ciddi düşünmeye, bilgi edinmeye ve hatta bu makaleyi yazmaya teşfik etti. Birazdan tanıtmak istediğim çocuk kitapları BIM(Bonner Institut für Migrationsforschung und interkulturelles Lernen) kurucularından olan ve göç alanında akademik çalışmalarıyla tanınan yukarda bahsettiğim, sosyolog ve politolog Dr. Hıdır Eren Çelik´e ait.

Hıdır Eren Çelik´in kendi akademik profesyonundan bağımsız, bu çocuk kitaplarını yazmadaki motivasyonunu, tamamıyla kendi Bilinç-Ardıl-Birikimi'ni bir sonraki kuşağa yazılı olarak aktarma ihtiyacı, yani doğal bir fenomen olarak algıladım. Tabi bunu yaparken aynı birikimini didaktik bir süzgeçten geçirip güncellediğini de fark ettim. Yani anlatımlarında Munzur nehrinin derin mistik felsefesiyle, Ren nehri üzerinde gidip gelen yük gemilerinin sesi iç içe geçmiş gibi diyebilirim.

"Büyükanne bir insan nasıl melek olabilir?" diyerek birinci kitaptan başlayalım mesela.

Bilinç-Ardıl-Birikim'de Hızır Motifi

Kitabın Almanca ismi "Oma wie kann ein Mensch ein Engel sein?". İki dilli olan bu kitap;

"Ben henüz küçük bir çocukken büyükannem bizlere bilinmeyen uzak bir diyardan hikayeler ve masallar anlatırdı. Anlatılan bu ülke bizim için sadece hikaye ve masallarda vardı." satırlarıyla başlıyor, ve büyükannenin o artık geri dönül(e)meyen uzak diyarda yaşayan, kötü kalpli kralın zulmünü anlatmasıyla devam ediyor. Derken bu zulme karşı direnen ama elinden hiçbir şey gelmeyen yoksul insanlara yardım etmek için oraya gelen Beyaz Atlı Melek´ten bahsediliyor. Beyaz Atlı Melek´in iyilere yardım etmesiyle barış ve huzur sağlanıyor. İnsanlar onun sayesinde hep birarada, sonsuza kadar mutlu ve huzurlu yaşıyorlar.

Kendisi de Dersimli olan Hıdır Eren Çelik´in kurguladığı bu Beyaz Atlı Melek, Alevi kültürünü tanıyan herkesin tahmin edebileceği gibi, Hızır motifidir. Hatta şu satırlarda Hızır motifi açık ve somut olarak masalı dinleyen/okuyan çocuklara net bir şekilde çizilir:

"Büyükannem bu hikayeyi anlatırken çocuklardan biri onun hikayesini bir soruyla kesti;

- Büyükanne bir insan nasıl melek olabilir?"

O (Büyükannem);

- Sevgili çocuğum, insanlar melek olmaz, ama melek bazan insan kılığında görünebilir. Bizim iyi veya kötü olup olmadığımızı sınamak için gelebilir. Evet, bazan yardım isteyen bir kişi olarak bazan da zor duruma düştüğümüzde yardım etmek için beyaz bir at üzerinde gelir. Üstelik onu aynı anda bir çok yerde görmek de mümkün.

diye cevap verdi."

Hıdır Eren Çelik´in kitabındaki büyükanne kurmaca olduğu halde, bana ister istemez Peter Balakian´ın anneannesini hatırlattı. New Jersey´de dünyaya gelip orada yaşayan Peter Balakian Ağrı Dağı´nın Köpekleri adlı otobiyografik kitabında kendi çocukluğundan bahsediyor. Daha dokuz-on yaşındayken Ermenistan adında bir diyar olduğunu, anneannesinin o diyardan geldiğini ve bir daha hiç geri dön(e)meyeceğini, çünkü o diyarın artık haritalarda bile gösterilmediğini bilir. Yine Peter Balakian anneannesiyle birlikte çörek yaparken, ya da alışverişe giderken İngilizce anlatılan masalların içine serpiştirilen Ermenice ifadelerden, bilinmeyen o diyarda tehlikeli, kötü şeyler yaşandığını hep sezinler. Ta ki yetişkin yaşlarında dönemin ABD büyük elçisi Morgenthau´nun hatıralarında Ermenilere yönelik soykırıma tanıklığını okuyana kadar. Bu kitabı okuduktan sonra anneannesinin anlattıklarının masal olmadığını, aksine masal formundaki aile geçmişi olduğunu kavrar. Bana göre anneanne ve çocuk arasındaki bu anlatım ilişkisinde, aktif olan anneannenin bilinçaltındaki travmalarını bilinç-ardılı bir düzleme taşıyarak iyileştirme çabası sözkonusu. Aynı durum Mıgırdiç Margosyan'ın babası ve Fethiye Çetin'in anneannesi için de geçerli. Tabi onlarda kurmaca olmayan 'uzak diyar'da, bu kitapta olduğu gibi Hızır motifi yoktur. Alevi kültüründe karşılaşılan Hızır motifini Hıdır Eren Çelik´in diğer çocuk kitaplarında da didaktik boyuta işlenmiş haliyle görmemiz mümkün.

Nasihat ya da Kıssadan Hisse

Hıdır Eren Çelik´in Vasilios, Der kleine Fischer orjinal adlı Almanca kitabında Ege kıyılarında yaşayan Vasilios adindaki genç balıkçının iyiliklerine ve kahramanlıklarına şahit oluyoruz. Kitabın ilk bölümünde Vasilios ile babası arasında geçen bir konuşma, tam da yukarda bahsettiğim aile içi anlatımlardaki masal-mesel ve göç hikayelerinin didaktik önemini teyid edebilecek nitelikte.

" (Babası Vasilios`a) der ki;

- Oğlum, fırtınalı günlerde sahile oturup denizin öfkeli dalgalarını dindirmek için şarkılar söyleyen kahraman balıkçının hikayesini biliyor musun?

Genç Vasilios cevap verir;

- Hayır bilmiyorum.

Sonra da büyük bir merakla babasına sorar;

- Ama baba, balık tutmaya gitmeyip sadece denize şarkı söyleyen bir balıkçı nasıl kahraman olabilir ki...?!

Babası karşılık verir,

- Oğlum kahraman olmak için ille de ölümün peşinden koşmak gerekmez. Dikkatsizliğin kahramanlıkla karıştırıldığı, o kadar çok üzücü ve acıklı hikaye var ki... Bir balıkçı ancak ailesinin ihtiyaçlarını karşılar, çocuklarına daha iyi gelecek imkanı sunar ve hiçbir canlıya zarar vermezse kahraman olur. Gerçek bir kahraman çevresindeki herşeye özenli ve dikkatli yaklaşır. Ne hayatını devam ettirmek için faydalandığı doğayı ne de başka insanları kötüye kullanıp suistimal eder." [1]

Masal ile başlayan bu diyalog, Vasilios´un babasına onun nasihatlarını dinleyeceğine söz vermesiyle sonlanır.

Kitabın devam eden bölümlerinde Vasilios´un babasının ölümünün ardından ona verdiği sözü nasıl tuttuğuna dair gönderim ve çıkarımlara rastlıyoruz. Herşey aslında biraz da Hızır motifindeki "iyi kalpli insan" tiplemesine uygun bir şekilde anlatılır. Çünkü Hızır -büyükannenin de söylediği gibi, sadece iyi olan temiz kalpli insanların yardımcısıdir. İşte Vasilios da bunlardan biridir. Mesela artık yaşlandığı için yük taşımakta zorlanan eşeğiyle konuşur, onu yormamak için başka bir eşek alır, hatta birara yaşlı eşek yalnız kalmasın diye ona arkadaşlık etmesi için, ikinci bir eşek daha alır ve onları evlendirir.

Derken Vasilios savaştan kaçmak zorunda kalan mültecilere yardım ederek onların kurtulmasını sağlar. Kitabın yan figürlerinden biri olan Bilge Aristotales ise, bir çok badireyi atlattıktan sonra köyüne geri dönen Vasilios´u karşılayıp ona sarılırken şunları söyler:

"Oğlum, bizi çok korkuttun. Senin için kaygılandık. Nihayet sağ salim geri döndün. Hatta zor durumdaki bu insanların hayatını da kurtardın! Sen bizim için tanrının nimeti sayılırsın."

Resimli bir çocuk kitabı değil de, gençlik romanı olarak sınıflandırılabilecek olan bu kitabın finalinde mutlu son sözkonusu. Mutlu sonda da Bilinç-Ardıl-Birikimi´nin kodlarına rastlıyoruz. Bu kodların altını çizmek gerekirse;

Vassilios kurtardığı mültecilerden biri olan Amina´ya aşık olur. Onunla çeşme başında buluşur, utana sıkıla evlenme teklif eder. Aileler kız isteme ritüelinde bulunduktan, tatlılar yenilip, büyüklerin elleri öpüldükten sonra üç gün üç gece düğün yapılır.

Kitapta mekan ve insan ilişkisindeki uyum, hoşgörü, anlayış...vs. hakim bir didaktik aktarımla hep aynı tempoda devam eder, çünkü Vasilios babasına verdiği sözü yerine getirmiştir. Yani hem doğaya hem de insanlara çok iyi davranır. Geçimini sağladığı deniz de bu yüzden Vasilios´u korur ve ödüllendirir. Bu yanıyla olay örgüsünün, sadece beyaz-iyi-güzel olandan yola çıkarak didaktik çıkarımları yansıttığını söylemek yanlış olmaz. Ancak Hıdır Eren Çelik´in Şair ve Kırçiçeği adlı kitabında iyiliğin ve kötülüğün kısmen de olsa göreceli (rölatif) olabileceği, birkaç yanlıştan bir doğrunun çıkarıldığı gerçeği ile (olay örgüsüyle) karşılaşıyoruz. Bu didaktik yöntemin hakim olduğu Mekansal Kimlikedinimi´ni  yazının üçüncü ve son bölümünde ele alabiliriz.


[1] Çeviri : Songül Kaya