Kemal ÇÖZÜM


“İbo Show”a çıkan “demokrat”-“muhalif” bir kısım sanatçı-şarkıcının eleştirilmesi (bu konuda Mehmet Esen'in hakkını teslim etmek gerekir) çerçevesinde gitgide yayılan ve sertleşen bir tartışmaya tanık oluyoruz.

Ve görünen o ki, kapsamı ve çerçevesi giderek genişleyen yeni tartışmalara (kimi “düzey”lerde kapışmalara) tanık olacağız.

Bu noktada tartışma "İbo Show"un dışına taşmak zorundadır. Bu anlamıyla da gündemimizdeki konu yandaş kanallardaki programlara katılan “demokrat”, “muhalif” etiketli sanatçı-aydın vb.’lerinin demokratlıkları, muhaliflikleri olmak zorundadır.

Demokrat-muhalif görünen bir kısım sanatçı, aydın-gazeteci neden yandaş TV'lere çıkar, dizi yapar şarkı söyler, tartışır? 

Biraz daha açalım; TV’lerde yayınlanan dizileri ele alalım. Bugün yandaş kanallarda yayınlanan dizilerin hemen hepsi AKP iktidarının kendi kültürünü (*) yaygınlaştırıp benimsetmekte kullandığı en önemli araçlardan biridir.

“Payitaht Abdulhamid”, “Kuruluş Osman”, “Diriliş Ertuğrul”, “Uyanış Büyük Selçuklu” vb. uç örnekleri bir kenara bırakalım. “Eşkıya”sı, “Çukur”u, ve burada adını sayamadığımız diğerleri çok mu farklıdır? Uç örnek dediğimiz “tarihsel” diziler, AKP adına tarihi yeniden yazarken diğerleri de günlük yaşamı ve o yaşam içindeki insan ilişkilerini AKP “kültürü”yle yeniden biçimlendirmektedir.

Yabancı dizileri temel alan birkaç tanesini ayırırsak bütün dizilerde din, yani İslam, her fırsatta gözümüze sokulan bir olgudur (**). Bu, zorda kalınan anda ferahlatan bir dua biçiminde de karşımıza çıkar, yine sıkıştığın anda başvuracağın bir mahalle ermişinin dini sohbetiyle de. Ama esnafın “hayırlı Cuma”sının yeri ayrıdır tabi.

Ve elbette ki bütün selamlaşmalar, bütün vedalar İslamidir. Sabah da akşam da “hayırlı” olmak zorundadır, herkes “Allah’a emanet” edilir ve “Allah yar ve yardımcı”dır her daim. “Günaydın”lar, “İyi Akşamlar”, “Hoşçakalın”lar ve benzerleri kadim zamanlarda kalmış, unutulmuşlardır. 

Bu dil, kasaba esnafının dilidir ve tüm ülkeyi esnaflaştırıp kasabalılaştırmaktadır.

Keza kadının “hiç”leştirilmesi belirleyicidir bu dizilerde. Kadınlara biçilen klasik rol (***), bu dizilerin “normal”idir. Onu da bir kenara bırakalım, hemen her dizide kahramanımız en az iki kadınlıdır, hatta ikisini birden hamile bırakan “kahraman”lar dahi vardır: “ne yapsın adam, ikisini de seviyor-bırakamıyor ve en önemlisi sahip çıkıyor”.

Diğer bir ortak yön, hemen her dizideki ilişkilerin bir “reis” etrafında ve biat kültürüyle şekillenmesidir.

Keza çok değinilen şiddet-kan olgusunu da belirtmek gerekir. Ancak burada önemle üzerinde durulması gereken olgu, özellikle son dönemde bazı dizilerde İŞİD türü cinayetlerin (Kafa kesme- canlı canlı yakma, canlı canlı gömme vb.) giderek yaygınlık kazanmasıdır. Hangi yapımcı, hangi yönetmen, hangi senarist hangi kaygılarla bu türden sahnelere yer verebilir ve hangi demokrat-muhalif sanatçı bu türden sahnelerde rol alabilir?

Ve yine ırkçılığa varan bir “milliyetçilik” bütün dizilerin orta özelliklerinden biridir. Vatan-millet, terörizm demagojileri eşliğinde yoğun bir milliyetçi-ırkçı propaganda salt Kürt, Ermeni, Rum vb. halklara karşı değil aynı zamanda bu halkların hak ve özgürlüklerini savunan devrimci, sol kesimleri de hedef almaktadır.

Bu noktada temel kavramlarından birinin de “örgüt” kavramı olduğunu vurgulamamız gerekir. Her dizide “dış güçler”e, bağlı, uluslararası bir üst aklın yönettiği “örgüt” veya “örgütler” vardır. Örgüt ve örgütlenme kavramlarını halkın bilincinden-dilinden silmek, yok etmek, lanetli hale getirmek temel hedeftir. Bunun için de “terörizm-terörist” vb. nitelemeleri kullanmadan her türden kötülük ve tehlike doğrudan “örgüt” kelimesiyle tanımlanmaktadır.

Örgütler ve örgütlenenler haindir bu dizilerde. Temel işleri silah-uyuşturucu kaçakçılığı, kumarhanecilik, haraç, kadın satma, cinayet, işkence, asma-kesme vb. olan çetelerin mensupları ve şefleri ise vatanları uğruna mücadele eden kahramanlardır

Daha bir çok olguyu peşpeşe sıralayabiliriz ancak uzatmak da istemiyoruz.

Bütün akışın saydığımız bu “ortak yön”ler etrafında geliştiği dizilerde rol almanın, katkıda bulunmanın hiç mi sorumluluğu yoktur.

“İbo Show”a katılmak bir seviye düşüklüğü ise Tatlıses gibi karakterlerin başrolde sırıtmayacağı bu dizilerde yer almanın seviye ve sorumluluğu nedir acaba? (****)

Dizileri bir kenara bırakalım, “yandaş” kanallarda yapılan açık oturumları ele alalım.

Cehaletleri, yalakalıkları ve kişiliksizlikleriyle bu programların kadrolu elemanları olan bir takım adamların iktidarın her söz ve eylemini aklayıp göklere çıkarma yarışına girdikleri, karşılıklı küfür ve hakaretlerin ortalığı kapladığı, kavgaların-küsmelerin, stüdyoyu terketmelerin damga vurduğu bu programlarda demokrat-muhalif kimlikli birinin yeri olabilir mi?

Hiç kimse “ama doğruların o kanallarda dile getirilmesi kötü mü olur” gibisinden çocukça gerekçeler ileri sürmesin. Herkes de biliyor ki çağrılanlar orada figüran rolü için çağrılıyor ve gidenler de bunun böyle olduğunu biliyor.

Şu soruların cevabı aranmalıdır: katılanlar kimdir, konuyla ilgileri ve yeterlilikleri nedir?

Ve bir takım soruları da kendimize sormalıyız: Beni neden çağırıyorlar, ben bu kanalı nasıl değerlendiriyorum, diğer katılımcılar ahlak-karakter-kişilik vb. bir takım değerler açısından karşımda yer almayı hak ediyorlar mı? Adam yerine koyup karşıma alabileceğim biri var mı?

Tamam “İbo Show”a katılmak çok yanlış da, bu programlara katılmak çok mu doğru?

Sonuç olarak;

Doğrudur, sanatçılarımız da, yazar-çizerlerimiz de geçinmek zorundadır. Ve yine doğrudur ki, onlar ekmek dışında bir de alkışa, takdire ve onaylanmaya ihtiyaç duyarlar. Hatta bazıları için öyledir ki, ekmeksiz susuz kalabilirler ama bunlarsız kalamazlar. 

Bunlar anlaşılabilir gerekçelerdir belki ama yaşanan örneklerde  sorulması gereken soru şudur: Sahip olduklarını iddia ettikleri demokrat-muhalif kimliklerini-kişiliklerini çiğneyerek elde edecekleri bu “ekmek” kimi doyurur ve bu “alkış-takdir-onay” kimi tatmin edebilir?

Hele ki, Mehmet Esen’in -çok haklı olarak- belirttiği gibi, ilişkide olduğu her kadını sürekli -en az bir kez de hastanelik edinceye kadar- döven ve bununla övünen bir adamın “Show”unda yer alan “hak-hukuk savunucusu” kadınların hangi motivasyonla bu platformlarda yer aldıklarını anlamak mümkün değildir.

Açık konuşalım sorunun kaynağında "geçim" olabilir, "alkış" olabilir ve “korku” da olabilir. Ama bütün bunlar tarihsel ve toplumsal-sınıfsal çerçevede ele alınmak zorundadır. Bu noktada sorunu “aferizm”, “işbirlikçilik” çerçevesinde ele almak gerekecektir ve alınacaktır da…

Hadi “alkış”ı bir kenara bırakalım, bugün “geçim” olsun “korku” olsun, herkes için sorundur ve olmaya da devam ediyor. Ama İnsanlık tarihi, hiçbir dönem bunları teslimiyetin-işbirlikçiliğin gerekçesi olarak kabul etmedi ve etmeyecektir de…

Peki ne yapacaktır, bu ülkenin demokrat-muhalif sanatçıları, yazar-çizerleri?

Yapılacak olan yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi bu alanlarda da alternatif kurumları-platformları yaratabilmektir.

Kapitalizm her şeyi kuruluşunu paraya-sermaye bağlamıştır ve kafalara böyle işlemiştir. Ancak biz biliyoruz ki her şeyin yaratıcısı ve temel sermayesi emektir. Emekleri verimli ve sonuç alıcı hale getirmenin yolu da örgütlülüktür.

Daha fazla emek, daha fazla fedakarlık ve daha fazla örgütlülük. Başka bir yol yok.


(*) AKP ve Kültür: paradoks- oksimoron ne dersek diyelim ama meramımız anlaşılmıştır herhalde.

(**) Şu da var ki, bir kaçı hariç dizilerin çoğunda bu tür sahneler, sıradan seyirciden ziyade ,AKP’nin gözüne sokulmak için olur olmaz her yere sıkıştırılmaktadır. Yönetmen, yapımcı veya senaristler bildiğimiz kaygı ve beklentilerle senaryoları-diyalogları bu yönde zorlamaktadır.  

(***) Evin “yatak”tan, çocuklardan, yemekten, temizlikten sorumlu “efendi”sidir kadınlar.

(****) Son dönemlerde yeni bir moda da dizilere birilerini hami olarak “atayıp” onun ismi etrafında dizilere misyon yüklemek. Geçmişte yaşanan ve tartışılması gereken bir örneğin (Ezel- Tuncer Kurtiz) kötü bir taklidi olarak bu yolla dizilere “ilericilik-demokratlık” misyonu yükleme faaliyeti diyebileceğimiz bu çabaları başka bir yazının konusu olarak ele almak daha doğru olacaktır.