Aksoy Araştırma, haftalık olarak Türkiye’nin nabzını tutarak, halkın ekonomik buhran karşısındaki tutumunu, siyasi partilerdeki oy değişimini, siyasi rejimle ilgili yurttaşların bakışını ve güncel tartışmalara dair toplumun bakış açısını araştırıyor. Birgün'den Sercan Meriç'in haberine göre Aksoy Araştırma’nın Kurucusu Ertan Aksoy "Toplum iktidarın yanlış politikaları nedeniyle ülkenin bu hale geldiğini görüyor." diyor.

Son dönemlerde işçilerin, emekçilerin “Geçinemiyoruz” haykırışıyla sokaklara çıktığını görüyoruz. Sınıf siyasetinin yükseldiğine yönelik değerlendirmeniz nedir?

Türkiye'de emek cephesi aslında her zaman çok iyi sınavlar verdi. Emekçiler haklarını çoğu kez almayı başarabildi. Bugün de aynı dönemdeyiz. Emek hızlıca dönüşüyor Türkiye'de. Hizmetler sektörü giderek daha fazla büyüyor. Hizmet sektöründeki emekçiler de hakkını arar vaziyette. Emekçilerin mücadelesine toplum da dahil oluyor. Korkunç bir yoksulluk ve yoksullaşma hali söz konusu. Emekçilerin itirazını daha da fazla yükselttiği bir dönemi yakın zamanda göreceğiz.

Sizin son araştırmanıza göre ekonomideki kötü gidişatın sebebi için “kötü yönetim” diyenlerin oranı yüzde 76,7. Bu tespitin siyaseten sonucunu alabiliyor muyuz?

Buradaki temel değişim şu: 2008 yılının ortalarında ekonomik kriz daha görünür hale geldiğinde, iktidar hızla suçu kendisinin dışındaki bütün unsurlara atmayı tercih etti. Ve o dönem yapılan ölçümler bize suçu dışarıya atma politikasının büyük oranda karşılık bulduğunu da gösteriyordu. Fakat 2018’de başlayan kriz bitmedi. Her geçen yıl derinleşerek devam etti.

O sırada Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi...

Toplum yeni sistemin, yoksulluğun üzerine bir çarpan etkisi yarattığını fark etti. Büyük bir çoğunluk, hatanın dış mihraktan ya da başka bir şeyden kaynaklanmadığını, aksine iktidarın yanlış politikaları nedeniyle ülkenin bu hale geldiğini deneyimliyor.

Peki, bu seçim sonuçlarına etki edecek mi?

Benim iddiam ilk seçimde net olarak Türkiye’de iktidarın değişeceğine yönelik. Bugünkü muhalefet o günün iktidarı olacak. Bunun olmaması için, hayatın olağan akışına aykırı bir şeyin olması lazım. Trend açısından baktığımızda kademe kademe eriyen, aşılan bir iktidar bloku ve seçmen grubu var. Yüzde 30’a kadar gelip, oraya sıkışan, aynı zamanda yüzde 30’un taleplerine, yönlendirmelerine göre de dönüşen iktidar var. Geldiği yer itibariyle dönüştürdüğü tabana dönüşen bir iktidar var.

ÜÇ ADAY DA ERDOĞAN’IN ÖNÜNDE
Muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı da gelecek seçimlerde merak ediliyor. Sizin araştırmalarınızda hangi isim öne çıkıyor?

2019 Eylül ayında, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ölçümlerde Erdoğan’ın önüne geçti. Bu durumu koruyor. ABB Başkanı Mansur Yavaş da pandeminin başlamasıyla birlikte, Erdoğan’ın önüne geçti ve o durumu koruyor. Geçen yılki orman yangınlarında iktidarın yönetememesi, muhalefetin yerel yönetimlerdeki performansıyla birlikte Kılıçdaroğlu da Erdoğan’ın önüne geçti ve koruyor. Üçünden hangisi aday olursa, diğer ikisinin de itibar sermayesi ve toplumdaki karşılığı üçüncüsünün de aynı zamanda toplumsal sermayesi olacağı için diğer bütün unsurlar da bir araya geldiğinde, hangisi olursa olsun kazanacağını düşünüyorum.

Altılı masa için “Halkın asıl dertlerine dair iktidarı zorlayacak politika üretemiyorlar” şeklinde eleştiriler var.

Altılı masanın bir araya gelişi, ilgili partililerde veya o yapının oylarında büyük bir sıçrama yaratmış değil. Ama altılı masayı sadece oy hareketi üzerinden değerlendirmek de bizi hataya götürür. Altılı masanın birinci önceliği iktidar değişikliğine, bir fikre hazırlık. Hayat pahalılığını ortadan kaldırmak için kapsayıcı bir yönetime ihtiyaç var. Toplumun sadece ekonomiyi konuşmasını istemesi anlaşılır, çünkü toplum sadece ekonomiyi konuşuyor. Ama siyasiler meseleyi daha teknik olarak ele almak zorunda. Bu nedenle asgari müşterekler üzerinden oluşacak her uzlaşı hem yaşamsal hem kıymetlidir.

Sokağın sesinin bir şekilde siyaset alanına taşınması noktasında CHP’nin performansını başarılı buluyor musunuz?

Gençliğimden bu yana siyasal yapıların içerisinde bulunan biri olarak sokakta iktidarlara karşı geliştirilen her itiraz beni de heyecanlandırıyor. Bunun yanına başka bir şey daha eklemek durumundayız. Bugün sokak hareketi iktidarın can simidi gibi sarılacağı bir şey. İktidar bütün bu ekonomik olumsuzluklara karşı dikkati dağıtacak araçlara ihtiyaç duyuyor. Boğaziçi eylemleri haricinde hiçbir alanda istediği kutuplaşmayı da yakalayabilmiş değil. Bu nedenle iktidar sokağı gerçekten arzuluyor. Ama bir taraftan da muhalefetin yükümlülüğü var. Bunun için mitingler son derece önemli. Özellikle bu kadar süre iktidarda kalmış, bütün kamu mekanizmasını ele geçirmiş iktidara karşı sokak hareketleri birçok olumsuzluğa maalesef ki açık. Buna karşı mitingler ise daha kontrollü bir mekanizma. Bu nedenle Mersin’deki gibi mitinglerin yeniden başlayıp hızlıca devam etmesinin önemli bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Göçmenlerle ilgili bu popülist, ırkçı, faşist dalganın da büyüdüğüne şahit oluyoruz. Göçmenlerle ilgili sağlıklı, doğru bir çözüm nasıl bulunabilir?

Göçmene bakış konusunda radikal bir dönüşüm söz konusu. Kaynaklar azaldığında ilk göze batmaya başlayan göçmen oluyor. Özellikle Afgan göçmenler konusunda, ki orada Suriyelilerden çok büyük bir ayrışma var, toplum sadece genç savaşçı erkek gördükleri için öfke büyüdü. O daha çok Suriyeli sığınmacılara doğru döndü. Dünyanın birçok yerinde yapılan çalışmada dönen göçmenin yüzde 10 – 12'leri geçtiği görülmüyor. Göçmenle değil göçü yaratan siyasetle kavga etmemiz gerekiyor. Daha fazla entegrasyon için çaba harcanmalı. Diğer taraftan da göçmenden yana olmak, plansız göçten yana olmak değil. Çünkü plansız göç herkesten önce göçmene zarar veriyor. Plansız göç devam ettiği sürece içerideki göçmen daha fazla ekonomik sömürüye, daha fazla psikolojik şiddete maruz kalıyor.

Gezi davasındaki cezalarla iktidar seçime giderken baskıyı artıracağı yönünde mi mesaj verdi? Seçim güvenliğiyle ilgili de tartışmalar var…

Bugün ülkede adi suçlar işlemiş olan çok sayıda insan dışarıdayken, düşüncesini ifade ettiği için, itiraz hakkını kullandığı için o insanlar Gezi davasında mahkûm edildiler. Sandık güvenliği konusunda ise muhalefet eskiye göre çok daha iyi bir deneyime sahip. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) burada birinci sorumludur. Ona da baskıyı artırmak gerekiyor. Hâkimlerin, ilçe seçim kurullarındaki yetkililerin değiştirilmesi gibi iktidar hazırlık yapıyor. Burada seçmene düşen bir görev var. Karşısına çıkan her olumsuz haberden etkilenip, hızlıca pes edip, “Zaten yaptırmayacaklar” fikrine kapılmadan sandığa katılımı artırmak gerekiyor.

İKTİDAR VEKİLLERİ KAÇIŞ ARIYOR

DEVA Partisi seçime kendi logosuyla girme kararı aldı. Bu karar ne anlama geliyor?

DEVA ve diğer benzer tarihlerde kurulmuş, benzer partilerin yüzde 7 barajı karşısında şansının yüksek olduğunu söylemek şu an için çok gerçekçi değil. Esas olan şey DEVA veya diğer partilerin muhalefetin cumhurbaşkanı adayına destek verip vermeyeceği. Net ifadelerle muhalefetin cumhurbaşkanı adayını destekleyeceğini tekrar ettiler. Dolayısıyla bir olumsuzluk yaratma ihtimali son derece düşük şu an.

MHP’nin baraj sorunu var mı?

Eğer seçim ifade ettikleri gibi zamanında yapılırsa ve iktidar bir kış daha görürse MHP’nin baraj sorunu olacak. Ama ondan daha büyük bir sorunu olacak Cumhur İttifakı’nın… Kadrolarını tutmakta zorlanacaklar. Çünkü oradaki erimeyi gören milletvekillerinin ciddi bir kısmı yollarını ayırmayı tercih edecek.

Böyle bir kulisiniz var mı sizin?

Kulis değil ama tamamen analize dayalı. Belirli aralıklarda MHP’de ve AKP’de bir milletvekili partisinin aksi yönde görüş açıklayıp disipline sevk ediliyor. Bu deneyimdeki isimlerin, kurdukları cümlenin parti suçu olacağını bilmeme ihtimali yok. Dolayısıyla bunlar bilerek kurulmuş cümleler. Kaçış rampasına kendilerini atıyorlar aslında.

HDP’nin pozisyonu seçim sonucunu nasıl etkiler?

HDP’nin seçmeni, Türkiye'nin en siyasi seçmeni. HDP’nin kapatılması da HDP seçmeninin kararlılığını artırır, başka hiçbir etkisi olmaz.