Onur HAMZAOĞLU


ARTI GERÇEK- Bugün 1 Temmuz 2021, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı. 1926'da çıkartılan bir kanunla Türkiye, 1923'te ilan etmiş olduğu cumhuriyeti, bağımsızlığını; denizlerinde, göllerinde, akarsularında kapsayıcı bir şekilde ilan etmiş oldu. Mutlu bir gün, ancak bu mutlu günümüz maalesef AKP ve MHP iktidarı eliyle karartılmak isteniyor. 

Suçluların, uygulanan şiddetin, cezanın çok etkin ve kalıcı bir biçimde kalmasını sağlamak amacıyla 1999 yılında Birleşmiş Milletler'in bir belgesi haline gelen İstanbul Protokolü, 2011 yılında ülkemizde yasalaştı. 2012 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla uluslararası bir sözleşme olarak kabul edilmiş oldu. 

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, 20 Mart 2021 tarihinde yayınlamış olduğu bir kararnameyle bugünden geçerli olmak üzere bu uluslararası sözleşmeyi feshetmek istiyor. Oysa AKP iktidarının son 7 yılında 2 bin 500'e yakın kadınımız, erkekler tarafından katledildi, canlarından oldular. Bu etkin bir şekilde soruşturulması, belgelenmesi gereken, caydırıcı süreçlerin daha fazla uygulanması gereken bir durumken, bu koşullar ortadan kaldırılıp eşkıyalığın, mafyanın önünün açıldığı gibi kadınların, LGBTİ+ bireylerin katledilmesinin de önü açılmış oluyor maalesef bu uygulamayla. Ancak ne mutluyuz ki yine bugün milyonlarca kadın, LGBTİ+ bireyler sokakta. Feshin feshedilmesi talebiyle sokaktalar. 

Evet, bugün 1 Temmuz 2021. AKP-MHP iktidarı pandemiyi kontrol altına almadan pandemi öncesi günlere dönmek istiyor. Oysa bu hepimiz için çok büyük bir risk taşıyor. Ne madenlerde, fabrikalarda, okullarda, işyerlerinde, ne toplu taşım araçlarında pandeminin gerekli kıldığı düzenlemeleri yapmadılar ve günlük vaka sayısı itibariyle baktığımızda da 30 Haziran'daki veriler dikkate alındığında Türkiye'de 14 gün boyunca günde 352 yeni vakadan fazla vaka olmaması ya da 7 gün boyunca günde ortalama 704 yeni vakadan fazlası olmaması gerekirken 5 bin 500'leri aşan, 7 kat, 8 kat, 15 kata ulaşan günlük vaka sayıları mevcut. 

Bu da Türkiye'de henüz pandeminin kontrol altına alınmadığı, bu koşulların, fiziksel yapıların doğrudan doğruya düzenlenmesinin önemli olduğunu gösteriyor. Bunun yanı sıra şu anda elimizde iktidara rağmen kendimizi koruyabileceğimiz pandemiye karşı, hastalanmamaya, ölmeye karşı koruyabileceğimiz bir aşı var. 

Ülkemizde uygulanmakta olan her iki aşı da hem güvenilir hem de etkili. Dünya nüfusunun yüzde 10'u civarında insan aşılanabildi. Türkiye bu ülkeler arasında 54. sırada. Nüfusunun ancak yüzde 18'ini aşılayabilmiş durumda ve yoksul ülkelerle zengin ülkeler arasındaki fark 50 katı geçmiş durumda. Yoksul ülkelerde bir kişi bile aşılanamamışken zengin ülkelerde 50'den fazla kişi aşılanabiliyor. 

Şu an itibariyle yoksul ülkelerde aşılama sıklığı binde 9. Zengin ülkelerde ise yüzde 45,7'ye ulaştı. Bunun tüm dünyaya, bütün insanlara yaygınlaşması gerekiyor. Ülke, milliyet, cins, ırk ayrımı yapılmaksızın. Yoksa bu felaket daha da derinleşecek, daha da çok can alacak. Ülkemizde de yapılmakta olan aşılar, biraz önce de söylemiş olduğum gibi, bizi bu hastalıktan, ölümden, yoğun bakım koşullarından korumak adına etkili. Zararından çok, çok büyük yararı var ve iktidara güvenmeyip aşıya güvenmemiz gerekiyor. 

Aşı dışındaki uygulamalar maalesef hepimizin hayatını, İstanbul Sözleşmesi'nde olduğu gibi, risk altına sokmaya devam ediyor. Ama korunmak elimizde. Hep birlikte aşıya ulaşmamız gerekiyor. Zamanı geçirmeden, hemen bugünden başlayarak aşıya güvenelim ve aşımızı olalım.