İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Habertürk Televizyonu canlı yayınında Fatih Altaylı'nın sorularını yanıtladı.3 yıldaki toplam 20 gün tatil yaptığını söyleyen İmamoğlu, "Bana en yakın başkan benim 3 katım tatil yapmış. Sayın Cumhurbaşkanı neredeyse 4 katı tatil yapmış, başkanken kendi döneminde, bizde izin günleri var" dedi.

'YÖNETİCİLERİN ELEŞTİRİYE İHTİYACI VAR'

Eleştirilere kızmadığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, "Eleştiriyi dinlemeyi çok seviyorum. Eleştirilerin nirvanası benim evim, eşim çocuklarım sağlam bir eleştirici. Bu ülkenin hükümetini eleştirmek için birçok şeyi göze almak lazım. Biz bunu aştık. Otoriter rejimin Türkiye'ye ödettiği bedeli bir daha yaşatmaması adına, o eleştirinin karşılığını veren, onun bir nimet olduğunu, tabii linçi bunun içine katmıyorum" diye konuştu.

"Bu ülkenin, şehirlerin, yöneticilerin eleştiriye ihtiyacı var" diyen İmamoğlu, "Yöneticilerin esprisi yapılamıyor yıllardır. 1980'lerden beri her şeyi takip ediyorum. O günlerden beri inanılmaz geri gitmişiz. Parodide, skeçte siyaset yok. Geçenlerde Güldür Güldür'de bir skeç yapıldı, ben o kadar mutlu oldum ki onun bir parçası olduğuma... Zeka dolu eleştirilerin bize büyük faydası var" ifadelerini kullandı.

'3 SENEDE 20 GÜN TATİL YAPTIM'

İstanbul'daki seller sırasında tatilde olmasıyla ilgili eleştirilerle soru üzerine İmamoğlu, şu yanıtı verdi:

"Ben tatil meraklısı bir insan değilim. Belki eşimle de yıllardır en çok münakaşa ettiğimiz alan bu alan. Evliliğe karar verdiğimde, 24 yaşındaydım, babamın ilk lafı 'Sen çalışma delisisin, sen hele biraz daha nefes al' oldu, ben dinlemedim. İş yaşamımda hep çalıştım. Şimdi de öyleyim. Ben tatilci bir belediye başkanıyım yoksa her anı mercek altında insanların gözünün içine sokularak manipüle edilen bir konumda mıyım? 3 yıldaki 4 tatilimi de biliyorsunuz. Toplam 20 gün, 3 senede. Bana en yakın başkan benim 3 katım tatil yapmış. Sayın Cumhurbaşkanı neredeyse 4 katı tatil yapmış, başkanken kendi döneminde, bizde izin günleri var."

Ekrem İmamoğlu'nun açıklamalarından satır başları şu şekilde:

YERİN ALTINA 10.2 MİLYAR LİRA YATIRIM YAPTIK

Niye tatile gittiniz? Kasım ayında adaylığım konuşuldu, bir maratona girdik, seçimimiz iptal oldu, ikinci seçim derken 1 Temmuz'da göreve oturdum. 7,5 ay bir kampanya maratonu üstüne 2-3 günlüğüne Bodrum'a gittim. Geldiğimde de o malum ki o dönemde 8-10 yerde su baskını oldu. O durumu gördüm, utanç duydum. İyi ki o süreci, o tarihte yaşadık. Tam 107 noktada sel baskını yapılan yerlerin tespitini yaptık. 3 yıl içinde 10.2 milyar lira yerin altına tüneller vs yatırım yaptık. Şu anda İstanbul bu görüntüleri yaşamıyor. Üsküdar'da denizle kara birleşmişti, şimdi birleşmiyor. Şimdi hiçbir yerde yok. 

DERE YATAĞINI İMARA AÇIP KÜÇÜLTMÜŞLER

Esenyurt'ta dere yatağını imara açmışsınız. Kim, Esenyurt Belediyesi ve İBB AK Parti döneminde. Dünyada var mı bu Allah aşkına? Dere yatağını almışsınız, "L" çizmişsiniz, başka bir yerden devam ettirmişsiniz. Yetmemiş dere yatağını küçültmüşsünüz. Dolayısıyla her yağmurda o sokağı sel basıyor. 800 milyon liralık yatırım yapıyoruz orada. Ben Fethiye'de iken, 3 günlük bir tatilde denk geldi. Koca İstanbul'da sadece bir sokakta ve işin devam ettiği bir yerde sel oldu. Ben sel olduğunda çizmeleri giyip oraya git, vatandaşa "cek", "cak" diyecek bir belediye başkanı değilim. Çizmeleri daha önce giydim.

İŞ BİTMİŞ, ÇİZME GİYİP ŞOV MU YAPMALIYIM?

Gece 03.30'da uyandırdılar beni. Ben oradan yola çıksam İstanbul'a gelmem 8,5 saat. Uçak sabah 8.30'da var. İstanbul'un başka yerinde baskın yok. Tek bir noktada sorun var. İş çözülmüş, 3 bin 600 personel çalışıyor. Ben telefon başındayım. İş çözülmüş. Saat 8.30'da çizmeleriyle Bakan oraya geldikten sonra duyuldu. Bu iş bitmiş, gelip orada çizme giyip şov mu yapmalıyım?

AK PARTİLİ VEKİL KALDIĞIM OTELİ NEREDEN BİLİYOR?

 AK Parti'nin bir önceki grup başkanvekili, Çanakkale Milletvekili, Twitter'dan bildirim düştü, "Sayın Başkan havalimanına 74 kilometre mesafedesiniz. Uçağa binip derhal İstanbul'a gelemiyor musunuz" minvalinde bir eleştiri. Bakın yemek sonrası bir masada oturuyoruz, yan tarafta da otelin sahibi. Döndüm, "Beyefendi bu otel havalimanına kaç kilometre?". "74" dedi. Benim hangi otelde kaldığımı nereden biliyor? 74 kilometre olduğu bilecek kadar detaya nasıl hakim?

TEHDİT EDİLİYORUM, ŞİKAYETÇİ OLUYORUM, İLGİLENİLMİYOR BİLE

İki şeyi unutturmayacağım. Biri benim MOBESE'den takip edilme sürecimin üstünü kapatmaya çalışanlar... Bunun müsebbibini bulacağım. İkinci mesele, ben tehdit ediliyorum, başvuruda bulunuyorum. Bu tabii duyuluyor, basına düşüyor. İçişleri Bakanı açıklama yapıyor, diyor ki "Bizde böyle bir kayıt, bilgi yok" diyor. Aradan zaman geçiyor, vatandaş tutuklanıyor, hapisten açıklama yapıyor, "Basına düşmeseydi bu iş vazgeçmeyecektik" diye ifadesi var. Bunu da unutturmayacağım. Başka bir şey, yine bir tehdit alıyoruz, ihbarda bulunuyoruz. İlgilenilmiyor bile. Tehdit eden kişi, eğitimci Nazmi Arıkan'ı öldüren kişi. Bunlar acı işler.

O, BENİM DİYANET İŞLERİ BAŞKANIM DEĞİL: Bu hangi akıl biliyor musunuz? Seçim iptal oldu bir sürü gerekçe aradılar. Şimdi İçişleri Bakanı televizyonda çok ciddi bir şey söylermişcesine... Cumhurbaşkanı cuma çıkışında "Çaldılar" diyor, yanında Diyanet İşleri Başkanı, ki benim Diyanet İşleri Başkanım değil. İnancım gereği onu Diyanet İşleri Başkanı kabul etmiyorum. Birine iftirada bulunurken onu teyit edercesine gülüyorsanız, başınızı sallıyorsanız beni temsil etmezsiniz. 

DEMOKRASİNİN YÜZ KARASI GÜNLERDİ

İçişleri Bakanı ne yapsın, Cumhurbaşkanı "Çaldırlar" demiş. İçişleri Bakanı çok ciddi bir şekilde "Sandık başında terörle iltisaklı kişiler tespit ettik" dedi. Bir kişi bile sorgulandı mı, cezaevine girdi mi, iddianame düzenlendi mi? Demokrasinin yüz karası günlerdi. Şimdi iftiranın, manipülasyonun peşindeler. Ben bunlara karşı duyarsız kalmam. Ben bu insanlara karşı büyük mücadele veriyorum.

HATA YAPTIM, ERTESİ GÜN ÖZÜR DİLEDİM

 ("Eleştiriye açığım dediniz. Karadeniz gezisinden sonra gelen eleştiriler üzerine danışmanınız Murat Ongun, çok tatsız bir cümle kullandı. Eleştiriye açık olup bir yandan da 'Ne derlerse desinler' demek hoş muydu?" sorusu üzerine)

O cümleyi duyar duymaz kendisi ile konuştum. Ama Murat'ın cümleleri o cümleler değil. Yanındaki arkadaşların ifadesiyle de kendi ifadesiyle de değil. Ben Murat'a güveniyorum. Sadakati yüksek ve doğruları yapmaya gayret eden biri. Herkes hata yapabilir, o da hatalar yaptı ama benim iyi bir yol arkadaşım. Ancak onun konuşmasından çok benim cümlem tepki çekti. O zaman baktım ki bizim bu sözcü meselesi yanlış anlaşılabiliyor. Onun için sözcülük meselesini kaldırdık. Ben de eleştirildim, "Vız gelir tırıs gider" dedim. Yaklaşık 9-10 saat sonra, ertesi gün özür diledim. Hata yapabilirim. Ama 3 yıllık siyaset yaşamında birkaç hatası üzerinden bir psikoloji tarifi yapmayı uygun bulmuyorum. Vicdansız bir yorum olarak görüyorum.