İstanbul Tabip Odası, birinci yılını geride bırakan Covid-19'a ilişkin hazırladıkları raporu İstanbul Cağaloğlu’nda bulunan binalarında basın toplantısıyla açıkladı. Toplantının gerçekleştiği salona, “Türkiye’nin Wuhan’ında pandeminin bir yılı, Yanlış politikalar, ağır bedeller” pankartı asılırken toplantıya Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. 
 
Toplantıda konuşan Tabip Odası Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Prof. Osman Küçükosmanoğlu, normale dönüş sürecinin yönetilemediğini ve bunun da vakaların artmasına sebep olduğuna dikkati çekti. Aşılamadaki yetersizliklere işaret eden Küçükosmanoğlu, “Türkiye, en çok vakanın görüldüğü ülkeler arasında. Biz kapanma çağrıları yapmıştık en başında, fakat iktidar bu kapanmayı hem doğru uygulamadı hem de sopa olarak kullandı. Baro toplantıları yapılamadı, hak arama eylemlerine salgın gerekçe gösterildi. Geldiğimiz durum bir başarı hikayesi değil, yanlış politikalar sonucu yaşam savaşı verdiğimizin fotoğrafı” dedi.
 
ÖNLEMELER ALINMALI
 
Tabip Odası Covid-19 İzleme Grubu Üyesi Doç. Dr. Esin Tuncay da, sağlık emekçilerinin bu süreçte ağır bedeller ödediğini belirterek, haklarını alamadığını söyledi. Sağlık çalışanlarının haklarının verilmesi gerektiğinin altını çizen Tuncay, kapanma ile ilgili önlemlerin de acilen alınması ve aşılamanın hızlıca gerçekleşmesi gerektiğini ifade etti. 
 
PANDEMİ EŞİT DEĞİL
 
Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof Dr. Pınar Saip de bir yılın büyük acılar ve zorluklarla geçtiğine vurgu yaparak, “İlk vaka da ilk ölüm de İstanbul’da görüldü. Bir semtin ne sosyo-ekonomik düzeyi ne kadar düşükse ölümler de o denli yüksek oluyor. Pandemi de eşit değil. Evinizde çalışma imkanınız, maddi durumunuz iyiyse yaşıyorsunuz. Ekonominin çarkları dönsün diye işçi ve emekçilerin çalışmak zorunda olduğu bir yıl geçirdik. Sağlık çalışanları, emekçiler daha çok öldü” diye konuştu.
 
TÜRKİYE’NİN WUHAN’I İSTANBUL 

Konuşmaların ardından Tabip Odası yönetim Kurulu Üyesi Prof Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu, Covid-19 İzleme Grubu tarafından hazırlanan “Pandeminin bir yıllık seyri” başlıklı raporunu paylaştı. 
 
Ömeroğlu, bir yıllık süreçteki tespitlerini şu başlıklarla aktardı: 
 
“* Nisan ayı sonlarına doğru Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca İstanbul’u ‘Türkiye’nin Wuhan’ı’ olarak tanımladığında toplam yüzde 60’nın İstanbul’da idi. İstanbul’daki olgu sayıları Ağustos ayında toplam sayının yüzde 10’una kadar düştü. Ancak sonbahar aylarında yeniden artmaya başladı. İstanbul pandeminin bir yılı boyunca birden çok kez salgının başkenti oldu. 
 
* İstanbul’un mahallelerdeki ortalama gelir düzeyi ile Covid-19’un yaygınlığı arasında negatif bir korelasyonun olduğu göze çarpmaktadır. İstanbul’da en kolay okunan sınıfsal sınır D-100 otoyolunun kuzey ve güneyidir. 
 
* İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mezarlık kayıtları üzerinden günlük olarak açıkladığı ölüm sayılarına göre pandemi öncesi beş yılda yıllık ortalama 74 bin 30 ölüm meydana gelmişken 2020 yılında bu sayı 92 bin 583 ölüme çıkmıştır. İstanbul’daki toplam uygulanan aşı 22 Mart 2021 itibariyle toplamda 2 milyon 90 bin 40 olup ikinci doz 849 bin 121’dir. İstanbul’da da Türkiye’dekine benzer şekilde henüz nüfusun çok az kısmının aşılandığı görülmektedir. 
 
* İstanbul hastaneleri Covid-19 pandemisi sürecine büyük ölçüde hazırlıksız yakalandı. Bu hazırlıksızlığın bedelini en ağır ödeyenler ise salgınla mücadelede gerekli kişisel koruyucu ekipman bile sağlanmadan en ön saflara sürülen ve bu nedenle hastalanan, hayatını kaybeden hekimler, sağlık çalışanları oldu. 
 
* Covid-19 pandemisi sürecinde yaşananlar yıllardır kamu kaynaklarıyla beslenip büyütülen özel hastanecilik sisteminin Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap vermekten ne kadar uzak olduğunu; sağlığın özelleştirme politikalarıyla piyasanın vahşi koşullarına terk edilmesinin toplum sağlığı için ne kadar zararlı olduğunu bir kez daha gösterdi.
 
* Salgın boyunca herkese ‘Evde kal!’ çağrısı yapılırken işçilere ‘Çarklar Dönecek, Üretim Sürecek!’ denildi. Bu nedenle başlangıçta her ne kadar ‘SARS CoV-2 zengin, fakir ayırmıyor, herkesi aynı şekilde etkiliyor’ denilse de Covid-19 hızla bir işçi sınıfı hastalığına dönüştü.
 
* Covid-19 pandemisi on yıldır uygulanan aile hekimliği sisteminin salgın hastalıklarla mücadelede için uygun olmadığını, Covid-19 ve ileride karşılaşılabilecek yeni pandemilerle mücadele edebilmek için Türkiye’nin Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerini vakit kaybetmeksizin gözden geçirmesi gerektiğini açık olarak gösterdi.
 
* Bir yıl süresince tespit edilebilen Covid-19’a bağlı 390 sağlıkçı ölümünün yüzde 31’i İstanbul’da meydana geldi. Covid-19 pandemisi bir yılını tamamlarken İstanbul’da yirmi dokuzu uzman hekim, sekizi aile hekimi, altısı işyeri hekimi ve altısı emekli hekim olmak üzere toplam kırk dokuz hekim ve yirmi beş diğer sağlık çalışanı, toplam yetmiş dört sağlıkçı Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. 
 
* Hekimler, sağlık çalışanları pandemi bahanesiyle izin, istifa, emeklilik haklarının kısıtlanması, engellenmesi nedeniyle de mağduriyet yaşadılar. Pandemi koşullarında bile hız kesmeyen sağlıkta şiddet ve yoğun ölümlere rağmen Covid-19’un illiyet bağı aranmaksızın meslek hastalığı sayılması talebinin karşılanmaması ise motivasyonu düşüren diğer faktörler oldu.”