Medine KILIÇ


Bazı filmler oyuncular için izlenir. Hele bir de filmin konusu ‘efsanevi’ bir uyuşturucu baronuysa kaçırılmaz…

Kolombiya’da kokain ticareti ile milyoner olan ama yetiştiği yoksul mahalleyi unutmayan Pablo Escobar’ın şiddet, kan, acımasızlık, isyan ve merhametle örülü serüveni, Penelope Cruz ve Javier Bardem ikilisinin performansıyla beyaz perdeye yansıdı.

Bu muhteşem çiftin filmde hangi harikaları yarattığına bizzat tanık olma arzusunun kuvveti ancak bu filmi seyrettirir. Yoksa ‘Pablo Escobar'ı Sevmek’ izlenmese de hayıflanılmayacak filmlerden biri sadece…

Mafyanın gücünü, nasıl siyasallaşabildiğini, yoksul gençlerin nasıl tetikçiye dönüştürülebildiğini, ABD ile arka bahçesinin tutuştuğu güç savaşını Pablo Escobar efsanesi üzerinden anlatmaya çalışan film, bir biyografi filmi gibi sanılsa da ‘efsanenin itibarını’ düşürmeye odaklı.

Kızına ve oğluna düşkün baba, sevgilisini korumaya çalışan yüce gönüllü ve cömert Escobar sahnelerine rastlasak da asıl olarak, rahatlıkla cinayet emirleri veren, bakanı bile öldürtebilen, onlarca yere bomba attırarak ülkeyi kan gölüne çeviren, paraya muhtaç ailelerin küçük kızlarını zevkleri için kullanabilen bir Escobar portresi çiziliyor filmde.

Gerçekten Escobar bu muydu bilemiyoruz… Filmin sonunda Virginia Vallejo’nun “Pablo’yu seviyor musun” soruna verdiği “Pablo’yu seviyorum ama Escobar’ı sevmiyorum” cevabı; bize bir fikir vermeye çalışıyor ama bu sözleri sarfeden Virginia bile tatmin edici bir cevap vermediğinin farkında sanki…

Başrollerdeki Penelope Cruz ve Javier Bardem ikilisi bile filmin sempati yaratmasına yetmemiş.

Javier Bardem’in canlandırdığı Pablo Escobar’a bir süre aşık kalan televizyon programcısı Virginia Vallejo’yu oynayan Penelope Cruz ise muhteşem güzelliği ile yine karşımızda. Çekici, başarılı ama başı derde girdiğinde Pablo’nun tanık olduğu suçlarını polise anlatmakla tehdit eden ve son aşamada bunu yaparak öldürülmesinde rol alacak kadar da zayıf bir sevgili rolünde Penelope Cruz… Escobar’ın sonu gelmez cinayetleri nedeniyle işten atılıp parasız kaldığında terk ettiği adama para için yalvarmaya giden bir kadının daha sonra polisle işbirliği yaparak bir zamanlar birlikte mutlu oluğu adamı yakalatan kadına dönüşmesi pek iç burkucu.

Virginia Vallejo, Escobar’dan gözyaşları ve çaresizlik içimde para istemeye giderken merhamet bekler ama mahallesinin yoksullarına kokainden kazandığı paralarla evler yapan “Robin Hood Pablo” onu hayal kırıklığına uğratır. Hem merhametsiz hem de saygısızdır. Virginia’ya son sözü ise hatıralarını ancak tiksinti ile yadettirebilir: Sürtük…

Filmin bu en çarpıcı anı çabuk sönen tutku, sadakatsizlik, korkaklık, ayrılan yollar ve değişen şartlara göre seyreden kadınlık ve erkeklik hallerine tutulan bir ayna gibi. Burada kime üzülmeliyiz? Eski sevgilisinden, beklediği sonsuz bağlılığı bulamadığı için ucuz bir intikamcılığa tenezzül eden erkeğe mi, bencilce ve korkakça terk ettiği adama yalvarmaya giden, gitmişken işi tehdit etmeye dek vardıran kadına mı?

Film derinlikten yoksun ve iz bırakmıyor. Hatta Hollywood klişelerine sadık kalınarak “katil ve ahlaksız uyuşturucu baronu”, hep galip ve hep mağrur ABD tarafından ezilir.

Baronların kirli dünyasına giren bir kadın yenilmeye de mahkumdur! Üstelik artık 20 yaşında değildir, eskisi kadar çekici olmayan bacaklarıyla 40’lı yaşlarına gelmiş olan bu kadına show dünyası da iş  vermez haliyle… Bu nedenle en iyisi polisle işbirliği yapmalı ve yüce Amerikan adaletinin tesisi için Escobar’ı harcamaktan çekinmemeli. Bu sözler Escobar’ın peşindeki iyi ve karısına sadık olduğundan Virginia’nın araladığı kapıdan girmeyen polis karakterinin bulduğu ‘çözüm’ü özetliyor.

Nitekim iyi polisin teklifine önce kayıtsız kalan Virginia finalde teslim bayrağını sallayarak ‘kurtulmaya’ gidiyor. Ve sonuçta onun verdiği can alıcı bir bilgi sayesinde Escobar saklandığı bir evde kıstırılarak öldürülüyor.