Gülşah GÜRSOY*


Kantarın Topuzu Manifestosu

Neler oldu:

Son yıllarda Türkiye’de bir hak arama platformuna dönüşmüş olan Twitter, bu kez de tacize uğramış kadınların seslerini duyurmaya başladıkları bir “ifşa dalgasına” sahne oldu. Leyla Salinger isimli kullanıcının birkaç gün önce yazar Hasan Ali Toptaş’ın bir videosunu “Bu adamın ifşalanmasını heyecanla bekleyen kaç kişiyiz? Ben ve pek çok arkadaşımın kendisi ile nahoş anıları var üniversite yıllarına ait. Şu anki bilinç ve cesarete sahip olsam kesinlikle ifşa ederdim. Klasik orta yaş üzeri cis erkek edebiyatçı.” yazarak paylaşması ve ardından yirmi kadar kadının da Toptaş’ın tacizine uğradıklarını anlatmalarıyla olay çığ gibi büyüdü. Edebiyat dünyasından pek çok erkekle ilgili taciz hikayeleri ortaya çıktı. Bu erkeklerden bazıları, Toptaş gibi, sahip oldukları güç ve yetkilere sırtlarını dayayarak yıllardır kadınları taciz ettiklerini kabul ederlerken, bazıları da tüm iddiaları reddettiler. Toptaş’ın kabulünü ise çalıştığı yayınevinin yönettiği bir Twitter hesabından atılan, “yaptık bir hata, erkekliğime verin, olur böyle şeyler” minvalinde bir tweetten öğrendik. Bu tweette kullanılan “eril faillik” ibaresi ise absürtlüğü sebebiyle o andan beri dilimize yapıştı.

10 Aralık akşamı hala bu konuda sıcak tartışmalar devam ederken, birçok yeni isim de ifşa edilmişti ve bunlardan İbrahim Çolak’ın yazdığı tweetler gündeme oturdu. Çolak bu iki tweetinde taciz iddialarını kabul ediyor, bu durumun herkes tarafından duyulmuş olmasını kaldıramayacağını, artık çevresindekilerin yüzüne bakamayacağını söylüyor ve hayatına son vereceğini ima ediyordu. Bundan bir süre sonra da Çolak’ın intihar ettiği ve öldüğü haberi yayınlandı.

Çolak’ın itiraf niteliğindeki tweetleri ve intiharı sosyal medyayı tabiri caizse salladı. Çolak kendi tweetlerinde yaptığı tacizleri kabul edip bunun utancıyla yaşamak istemediğini söylemiş olmasına rağmen; İslamcı kimliğiyle tanınan Çolak’ı savunmaya geçen iktidara yakın kesimler tacizcileri ifşa eden kadınları Çolak’ın ölümüne sebep olmakla, yargısız infazda bulunup insanların hayatlarını karartmakla suçladılar ve “artık bu ifşa olayında kantarın topuzu kaçtı” dediler. Kadın hareketindense bu suçlamalara pek çok tepki geldi. Kadınlar tacizcinin intiharı seçmiş olmasının kendi sorumluluğu ve tercihi olduğunu, halihazırda taciz ve tecavüzler yüzünden travma geçirmiş, işinden olmuş, sakat kalmış ya da intihar etmiş binlerce kadın varken bir de tacizcilerin yüzleşmeyi kaldıramamalarının sorumluluğunu kadınlara yükleyemeyeceklerini söylediler. Tacizlerin sosyal medyada ifşasının amacının erkeklerin hayatlarını karartmak ya da onlara iftira atmak değil, ülkede yıllardır işlemeyen adalet mekanizmasını ve süregelen cezasızlığı durdurmaya yönelik bir adım olduğunu ve erkeklerin tacizin suç olduğunu kavrayıp bundan vazgeçmeleri için caydırıcı etki yaratabilecek bir şey olduğunu söylediler.

Twitter’da pek çok kadın Leyla Salinger’e ve tacizcileri ifşa eden diğer kadınlara destek olurken, Avukat Aslı Kazan ve eski AKP Milletvekili Aydın Ünal gibi bazı kişiler Salinger’in geçmiş yıllarda atmış olduğu bir tweete atıfta bulunarak kendisinin FETÖ’cü olduğunu, bu “ifşa furyasının ve yargısız infazların” da FETÖ’nün oyunu olduğunu iddia ettiler. Kazan’ın avukat kimliğiyle bir nevi ihbarcılığa soyunarak Salinger’i hedef göstermesine ise kadınlardan tepki yağdı: Kazan’ın bu tutumunun ifşa mekanizmasını itibarsızlaştırarak kadınların gözünü korkutmaya çalışan erkek egemen siyasetin ekmeğine yağ sürdüğünü, kadınların tacize uğradıklarında bu olayı düşünerek tacizi anlatmaktan hepten imtina edebileceklerini, zaten var olan siyasi baskı ortamına bir de böylesi yeni korkuların bir kadın tarafından eklenmesinin akla hayale sığmayan bir durum olduğunu yazdılar. Kazan bu hedef göstermeyle hem devlete vatandaşını ihbarcılık oynuyor hem de tacizcileri ifşa eden kadınların hayatlarını daha büyük tehlikeye atıyor ve yeni ifşaların ortaya çıkmalarına mâni oluyor.

Gelelim zurnanın zırt dediği yere:

Peki bazı erkekler ifşa dalgasından neden bu kadar korkuyorlar ve İbrahim Çolak’ın ölümüne neden delicesine sarılıp bunu kadınlara mal etmeye çalışıyorlar? Bir tacizcinin yıllardır herhangi bir yargı/yüzleşme sürecine girmemiş olması ve taciz gün yüzüne çıktığında yüzleşmeyi kaldıramayıp “bu utançla eşimin çocuklarımın yüzüne bakamam” diyerek intihar etmesi neden ve nasıl tacizi ifşa eden kadınların suçu oluveriyor? Kantarın topuzunu kaçıran asıl şey ne?

“Çolak’ı siz öldürdünüz” diyerek kadınlara saldıran erkekler (ve yardakçıları bazı kadınlar da) artık sıranın kendilerine gelmekte olduğunu fark ettiler. Yükselen ve güçlenen kadın hareketi karşısında kapıldıkları çaresizlik ve korku; yıllardır ezdikleri, taciz ve tecavüz ettikleri, öldürdükleri kadınların hesabının sorulacağı günlerin yaklaştığını gösteriyor. Adalet mekanizmasının kadınların canını korumaya yetmediği bu ortamda, İstanbul Sözleşmesi gibi kadınlar için hayat memat meselesi olan bir sözleşmeyi ilga etmeye çalışan hükümet ve destekçileri bu korkuya kapılan erkeklere dayanak olurlarken, kadınlar haklı mücadelelerini sürdürmekte kararlılar. İstanbul Sözleşmesi’nin hala yürürlükte olmasının sebebi her 8 Mart’ta, her 25 Kasım’da ve her kadın cinayeti davasında bütün engellemelere rağmen sokaklarda ve adliye önlerinde olan kadınların bu konudaki azmidir. Bu Sözleşme’nin uygulanması, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin ve tacizlerin durdurulması büyük ölçüde devletin elindedir. Devlet bu konuda gerekli ve yeterli adımları atana kadar kadınlar bunun peşini bırakmayacaklar.

Çünkü kantarın topuzu kaçalı çok oldu. Yıllardır her siyasi görüşten ve her kesimden birçok erkek ellerine biraz güç ve yetki geçtiğinde kadınları ezmeyi kendilerine hak gördüler. Her alanda kadınların önünü kesip, işyerlerinde kadınlara “burada yükselmenin yolu benim yatağımdan geçiyor” diyebilecek cüreti ve terbiyesizliği gösteren erkek patronlar, “sen de amma geri kafalısın” diyerek kendisiyle birlikte olmayı reddeden kadını aşağılayan ve reddedilmeyi hazmedemeyen erkek hocalar, iş arkadaşları, akrabalar ve daha kimler kimler… Ama hiçbir erkek bunu tek başına yapmıyor. Burada kadınları kapana kıstırdığını sanan, karşılaştığı her tacizden sonra susan, bundan fayda sağlayan, birbirinin ayıbını örten ve daha büyük ayıpların işlenmesinden haz alan insanlardan oluşan koca bir ağdan bahsediyoruz. Siz tacizci erkekler ve tacizi ortaya çıkaran kadınları itibarsızlaştırmaya çalışan işbirlikçiler, sanıyor musunuz ki kadınlar sonsuza kadar sizin bu kirli ağınızın içinde sıkışıp kalacaklar? Sanıyor musunuz ki sizin gaddarlığınız büyüdükçe kadın hareketi sinecek ve bunca yıldır yaptıklarınızı sineye çekecek? Sanıyor musunuz ki kadının sesi kısılacak, eli kolu bağlanacak ve siz yıkılmasından deliler gibi korktuğunuz o egemenlik duvarlarınızın arkasında sonsuza dek rahat yaşayabileceksiniz? Yanılıyorsunuz, hem de çok.

Kadın hareketi korku eşiğini aşmıştır ve her geçen gün derinleşen cesaretiyle karşınızda dimdik durmaktadır. Elimizden aldığınız özgürlüklerimizin, çaldığınız emeklerimizin, taciz ve tecavüz edip yıprattığınız ruh ve bedenlerimizin, öldürüp gömdüğünüz kız kardeşlerimizin hesabını sizden tek tek soracağız. Utanılacak şeyler yapıp korkunç suçlar işlerken kaybolan ahlakçılık sopanızla mağdura sesini çıkardı diye bir darbe de siz vuramayacaksınız artık. O devir çok gerilerde kaldı.


* İnsan hakları aktivisti, Philipps Marburg Üniversitesi Barış ve Çatışma Çalışmaları yüksek lisans öğrencisi