+GERÇEK- Rusya, Ukrayna ve buradan NATO ile ilişkilerde Lavrov’un da gecen hafta sözünü ettiği “Barış istiyorsan savaşa hazır olacaksın” yaklaşımıyla hareket ediyor. Rusya’nın NATO’nun genişlememesi, NATO askeri konuşlanmasının doğuya kaydırılmaması ve Ukrayna’da askeri çözüm aranmaması konularında istediği taahhütlerle ilgili karşılıklı kritik bir sürece girildi.

ABD’den sunulan iki taslakla ilgili yanıt bekleniyor. Sonrasında ne olacak? Lavrov barutu kuru tutmaktan bahsediyor. Elbette bu Ukrayna’ya girecekleri anlamına gelmiyor. Dedikleri askeri kanad P,utin’e seçenekler sunacak ve kararı o verecek.

Bu Kaliningrad’a caydırıcı nükleer konuşlandırma şeklinde mi olacak? Karadeniz’de NATO güçlerinin hareket alanını kısıtlayan yeni angajman kuralları mı olacak?

Ya da Azak Denizi’nde NATO güçlerinin artan varlığını imkânsız kılan önlemler mi olacak?

Ukrayna sınır hatlarında askeri konuşlanmanın kalıcı hale gelmesi mi olacak? Ya da doğu Ukrayna’daki ayrılıkçı cumhuriyetlerin askeri kapasitesi mi artırılacak?

Fakat temelde Rusya’nın yaklaşımında temel husus şu: Doğu Ukrayna’da Rusların yaşadığı bölgelere Minks mutabakatlarına aykırı şekilde askeri müdahale olursa Rusya buna sessiz kalmayacak. Buradaki insanlara Rus pasaportu dağıtıldığı için “Kendi vatandaşlarımızı koruma yükümlülüğüm var” diyecek.

Rusya’nın Ukrayna’nın çok ötesine geçen genel anlamda Rus nüfuz haritasına softpower unsurlarıyla gelen Amerikan müdahalelerine yanıt vermekten bahseden bir Rus jeostratejik eğiliminden söz edilebilir. Kazakistan’a Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü çerçevesinde asker gönderilmesi bu konseptin test edilmesine imkan verdi. Bundan böyle çok boyutlu yanıtlara hazır olmaktan bahsediyorlar. Rusya’nın çıkış noktasına bakılırsa Amerikalılar başarısız olduğu Afganistan’dan çekilirken kaotik bir kuşak yaratma senaryosundan gittiler.

Bununla Rusya ve Çin’in önünde istikrarsız bir alan yaratmak istediler. Kazakistan bunun ikinci aşamasıydı. Ruslar bu bakışla eski Sovyet coğrafyasını yeniden koordine ederken Çin’le de ortak cephe kurmaya çalışıyor.

LİBYA'DA BELİRSİZLİK DÖNGÜSÜ

Libya’da tam anlamıyla belirsizlik döngüsü tekrarlanıyor. 24 Aralık’taki seçimler ertelendikten sonra yeni seçim takvimi üzerinde hala uzlaşma yok. BM Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi tüm taraflarla görüşerek temmuza kadar seçimleri gerçekleştirmekten bahsediyor. Özel temsilcinin çıkarmaya çalıştığı yol haritası biraz da Türkiye, ABD ve İngiltere’nin tercihlerine uygun olarak bu süreçte yeni bir geçiş hükümeti formülasyonu için enerji harcamayı gereksiz buluyor.

Ama içerde durum tersi. Temsilciler Meclisi hükümetin görev süresinin dolduğunu, meşruiyetini yitirdiğini belirtip Dibeybe’nin yaptığı harcamaları incelemeye almaktan bahsediyor. Dibeybe Türkiye’nin oyun planındaki adam. Seçim kanunu gereği istifa etmesi gerekirken boşluk oluşur da Ankara’nın hesapları bozulur diye Dibeybe istifa ettirilmedi. Sorunun başlangıç noktalarından birisi buydu.

Şimdi yetkisi tartışmalı bir hükümetle uzatmalı bir geçiş döneminden geçiliyor. Tek tesellileri savaşın başlamamış olması. Fakat Libyalı yorumcular ilginç bir şekilde savaş başlayacaksa bunun kararını Libyalıların değil Türkiye ile Rusya’nın vermiş olacağına işaret ediyor. Türkiye’nin geçmişte yakından çalıştığı Fethi Başağa gibi isimler de Dibeybe’ye meydan okuyor. Hatta Başağa gidip Hafter ile görüştü.

Mısır ve Rusya da Hafter’i desteklemiş olmalarına rağmen seçeneklerini çeşitlendirdi ve artık onlar da Trablus kanadıyla temastalar. Türkiye eski oyunla kaybedeceğini anladığı için Mısır’ın batı kanadına yaptığı açılımı doğu tarafına yapmayı deniyor. İşte doğudan bir heyet Ankara’da ağırlandı. Ama henüz küçük ve neticesi meçhul bir adım.