Zeki RÜZGAR * 


Bilindiği üzere, dün (17 Haziran 2021) HDP İzmir İl binası silahlı saldırganlarca basılarak Gencecik bir kadın Deniz Poyraz, organize ve sıradanlaşan bir kötülük ile katledildi.

Olayı aydınlatmakla görevli, İzmir valiliği, İzmir emniyet müdürlüğü, İzmir savcılığı ise elbirliğiyle olayı çarpıtmak, delil karartmak ve adeta katilin savunmasının temel taşları olabilecek açıklamalar yapmakla meşguller.

Bu nedenle, belki de en sonda söylemem gerekeni en başta söylemeliyim. Bu davanın delil ve dosyaları İzmir ilindeki görevlilerden derhal alınmalıdır. Aksi taktirde, katile göstermelik bazı cezalar verilse bile bu soruşturma ile gerçeklerin açığa çıkarılması imkanı yoktur ve her saniye bizzat görevliler tarafından delil karartılmaya, ortaya çıkanlar ise çarpıtılmaya devam edilecektir.

İzmir Valiliği olaya ilişkin ilk olarak, İlimizde bugün saat 11.05 sularında 32 iş yerinin bulunduğu bir iş hanının 2. katındaki HDP il binasına, sağlık çalışanıyken istifaen ayrılmış olan O.G. isimli şahıs girerek, parti çalışanı olan D.P. isimli şahsı tabanca ile ateş ederek öldürmüştür.Şüpheli şahıs yakalanmış olup olay tüm yönleriyle araştırılmaktadır.” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Daha sonra ise, güya olayla ilgili hassasiyetleri nedeniyle ölen ve katilin isimlerini açıklamayı doğru bulmadıklarını, ancak “ölenin HDP'li, katilin ise 'müstafi bir sağlık çalışanı'” olduğu bilgisini kamuoyu ile paylaşmıştır.

Daha sonra ise, ismini açıklamayı doğru bulmadığını söylediği katilin savunması adı altında bir açıklamayı basına sızdırmıştır. Bu açıklamada, "Birkaç kez keşif amaçlı çalışmalarım oldu. Gaziemir İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne bulundurma olarak 2021 Mayıs ayında silah ruhsatı başvurusu yaptım, geçici ruhsat aldım. Kızlarağası’ndan Mehmet isimli şahıstan 3 bin 500 TL bedelle Ruger Silah aldım. Bu silaha 10 mermi koyarak bugünkü olayı gerçekleştirdim. Olay yeri olan HDP il binası içerisinde 10 mermiyi de sıktım. Amacım birkaç kişiyi orada bulabilmekti. Ancak sadece 1 kişi oradaydı. Buraya da PKK'lıların geldiğini düşündüğümden herhangi bir ayrım yapmadım. Başka kişiler de olsaydı onlara da ateş edecektim. Eylem sonrası kullandığım silahı çantaya koyarak olay yerinden ayrılırken polislerce yakalanarak gözaltına alındım." devamında ise katilin, “babasının TEKEL işçisi olarak emekli olduğunu, kız kardeşinin öğrenci olduğunu, herhangi bir parti, dernek, sendika üyeliğinin olmadığını, annesinin vefat ettiğini, İzmir Gaziemir’de ailecek ikamet ettiklerini, bekâr olduğunu ve askerlik yapmadığını, sağlık memurluğundan 2021 yılının Nisan ayında istifa ettiğini” ifadeleri yer aldı.

Ancak valiliğin yaptığı tüm açıklamalar, gerçekdışı ve kamuoyunu yanıltmaya, katile bir savunma alanı yaratmaya dönüktür.

Olay aslında çok açıktır. Sadece katilin Instagram profili bile incelendiğinde, yaklaşık iki yıldan bu yana eğitilmeye devam edilen bir katilin söz konusu olduğu; muhtemelen öldürme konusunda beceri kazanması için Suriye'deki çetelere katılmak üzere oraya götürüldüğü; Suriye'de ve ülke içinde sadece Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterinde bulunan silahlarla eğitim verildiği; hedefinin de rastgele katliam olmadığı, eylemin 40 kişiyi hedef alan bir katliam olarak organize edildiği; toplantı bilgisinin ise bizzat kendisini eğitenler tarafından kendisine verildiği, ortadadır.

Fakat, HDP'lilerin açıklamadığı bir nedenden dolayı 40 kişilik toplantı son anda iptal edildiği için, annesinin tesadüfen hastalanması nedeniyle, onun işlerini görmek, yani bina temizliği ve çay dağıtmak üzere orada olan Deniz Poyraz, işkence ve eziyet ile katledilmiştir.

Basına düşen ilk haberlerde ve HDP'lilerin ilk açıklamalarında katilin yalnız olmadığı, binaya üç kişi olarak girdikleri, olayın başında söylenmekte idi ve nihayet HDP'nin Eş Başkanlarından Pervin Buldan açıklamasında bunu tekrar etti.

Fakat katledilen sadece masum bir genç kız olunca, sadece bir katilin ortaya sürülmesi yeterli ve daha uygun görülmüştür. Yoksa, şu anda yapıldığı gibi, bir kadını katleden üç caninin, yüceltilmeleri mümkün olmayacaktı. Algı yönetimi ile ilgili bilgisi olan herkes bilir ki, gerici ve ırkçı kesimlere bile, üç kişinin bir kadını katletmiş olmasını pazarlamak mümkün değil.

Şimdi tüm bu söylediklerim size gerçek gibi gelmiyorsa, gelin hep birlikte elimizdeki verileri değerlendirelim.

Birincisi, HDP'lilerin açıkladığına göre bir önceki akşama kadar parti yetkililerinin de katılacağı 40 kişilik bir toplantı organize edilmiş, bu toplantı son anda iptal edilmiştir. Yani toplantı iptal edilmemiş olsaydı, binada 40 kişi olacaktı. Dolayısıyla hedef bu 40 kişidir. Katilin bir çanta dolusu silahla gelmiş olmasının nedeni de bu bilgidir. Öyle Google'dan adres bulan birinin, tek başına bu istihbarata ulaşması mümkün değildir. Dolayısıyla katillere bu istihbarat önceden verilmiştir.

Muhtemelen Deniz Poyraz'ın bile toplantının iptal edildiğinden haberi yoktur. Bu nedenle görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla, gelip binanın temizliğini yapmış, daha sonra birkaç parça domates ve birkaç zeytinden oluşan kahvaltısını hazırlayarak, kahvaltıya oturmuş, kahvaltısını yapma fırsatı bile bulamadan katledilmiştir.

Katilin eğitildiği ve bu eğitimi pekiştirmek üzere Suriye'ye götürüldüğüne ilişkin bilgiler için, bizzat katilin Instagram'ındaki açıklamaları ve fotoğraflarını incelemek yeterlidir. Yine bizzat Valiliğin, katilin savunması olduğu savı ile açıkladığı ifade incelendiğinde bu açıkça anlaşılmaktadır. Birincisi, asker kaçağı olan bir memur bizzat devlet tarafından sağlık personeli kisvesi altında yurtdışına çıkarılmış. Normal şartlarda bir asker kaçağının yurtdışına çıkması mümkün değil. Bu demektir ki, özel izinle falan çıkarılmış. Sağlık çalışanı olarak görev belirtilmiş olmasına rağmen, bütün görüntülerde elinde silahlar var. Hem de sadece TSK'nın envanterinde bulunan uzun namlulu silahlar. Yine görüntülerin tümü, savaş bölgelerinde ve siperlerin arkasında. Aynı zamanda götürüldüğü gibi tekrar geri getirilmiş. Geldikten sonra ne yaptığı ise ya sorulmamış veya bu bilgi kamuoyu ile paylaşılmadı. Sedat Peker'in açıklamalarından sonra eski asker ve Mitçilerin de itiraf ettiği üzere, bazı kirli işler için böyle kişilerin kullanıldığı ve yurt dışına götürüldükleri artık herkesin malumu. Muhtemelen bu katil de o “özel elemanlar”dan biri.

Valiliğin açıklamaları incelendiğinde, katil lehine bir sempati ve olumlu bir algı yaratılmaya çalışıldığı hemen göze çarpmakta. Tıpkı Ogün Samast için yaptıkları gibi. Bu nedenle kamuoyuna verdikleri ilk bilgi, katilin “müstafi sağlık çalışanı” olduğu ve “Küçüklükten beri PKK'li öldürmek istediği” olmuştur. Oysa bu açıklamanın aksine psikolojisi bozuk olduğu işe gitmemiş falan değil. Basına sızdırılan ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla, 2020 yılında kendisi istifa etmiş. Muhtemelen de Suriye'ye gitmek için.

Valilik, burada hem son zamanlarda sağlık çalışanlarıyla ilgili meydana gelen sempatiyi kullanmak istemiş, hem de katilin hedefinin PKK'lılar olduğu algısı yaratarak, sanki bir kadını öldürmekle hataya düştüğü, bu nedenle yaptığının makul görülebileceği, algısı yaratmak istemiştir.

Valilik olaya ilişkin bilgiler konusunda da kamuoyunu yanıltmayı tercih etmiştir. Yukarıda da alıntıladığım gibi, 11:05 saatinde meydana gelen bir olayda bir kişinin öldürüldüğünü, failin yakalandığını, açıklamıştır. Daha sonra açıklanan, ifadelerde ise katilin geçici silah ruhsatı aldığı ve bundan sonra bir tabanca ve on kurşun ile olayı gerçekleştirdiği, izlenimi veren bir beyan basına sızdırılmıştır. Bu açıklamaların tümü, tamamen gerçekdışı ve kamuoyunu yanıltmak amacı taşımaktadır.

Katil ve arkadaşları saat 10:31'den önce binaya girmiştir.

Çünkü, HDP Genel Merkezi saat 10:31'de Twitter hesabından il binalarının saldırganların hedefi olduğunu ve bir çalışanlarının rehin alındığını açıklamıştır. Dolayısıyla, tivitin birkaç saniyede yazıldığı kabul edilse bile, katiller en geç saat 10:31'de binadalar.

HDP, saat 10:48 de ise aynı şekilde, partililerinin İzmir/Konak'ta bulunan il binasına gitmek üzere yolda olduklarını kamuoyuna açıklamıştır.

Saat 11:25 de ise çalışanlarının katledildiğini aynı şekilde açıklamıştır.

Muhtemelen 11:25 saatindeki açıklama, katilin polise teslim olmasından sonra yapılmıştır.

Dolayısıyla, olay öyle 20 dakika içinde gerçekleşmemiş, katil en az 50 dakika içeride kalmıştır.

Katil açıklandığı gibi polisler tarafından yakalanmamıştır. Binayı darman dağın etmiş, kilitli kapıları kırmış, bir kadına işkence ederek öldürmüş, hatta çıkarken binayı ateşe vermiş, yürüyerek alt kata inmiştir. Görüntülerden, polisin onu yakalamak için tereddüt ettikleri bile anlaşılmaktadır.

Katilin teslim olduğu görüntülerde, polislerden biri merdivenlere dikkat edilmesi konusunda arkadaşlarını uyardığı açık olarak duyulmaktadır. Dolayısıyla, katil işini bitirip teslim olmaya karar verene kadar hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Katil teslim olduktan sonra da, apar topar olay yerinden kaçırıldığı ve o sırada yüzlerce polis olay yerine daldığı için, katilin suç ortaklarının kaçabilmesi için zemin yaratılmıştır. Dolayısıyla yukarıda kimlerin olduğu, katilin kaç kişi ile bu katliama giriştiği şimdiden bir sır olmaya mahkumdur. Özel görevli polislerin bunu bilmiyor olmaları mümkün olmadığına göre, olay yerinin tecrit altına alınmamış olmasının tek açıklaması vardır, o da bu durumun bilinçli olarak tercih edilmesidir.

Valiliğin açıklamasında olaya ilişkin 11:05 saatini açıklamasının iki nedeni olabilir. Birincisi, Deniz Poyraz'ın işkence ile katledildiği gerçeğini gizlemek; ikincisi ise polisin uzun bir süre olaya müdahale etmemiş olmasını kamuoyunun gözünden kaçırmaktır.

Katillerin binada 50 dakikadan az olmamak üzere kaldığı sadece açıklamaların saatleri ve katilin yakalanma anına ilişkin saat incelendiğinde açıkça ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, polis görevini yapmamış, katliama seyirci kalmıştır. Bunu gizlemek için ise Valilik açıklamalarında gerçekdışı beyanlara başvurmayı tercih etmiştir.

 Katilin sadece bir tabanca ve on mermi ile olayı gerçekleştirdiği de gerçekdışı bir açıklama ve delilleri karatma amacı taşımaktadır. Katil, olay yerine bir taksi ile gelmiştir. Taksiden indiğinde elinde epeyce geniş bir spor çanta bulunmaktadır. Katliama giden bir katilin tercih edeceği en son şey ellerinin dolu olmasıdır. Sadece bir tabanca ve on mermi için hiç kimsenin koca bir çantaya ihtiyaç duymayacağı açıktır. Zaten çanta incelendiğinde içinin dolu olduğu net olarak görülmektedir. Bu çantanın içinde büyük çaplı silahların olduğu kesindir. Hatta katil, muhtemelen arkadaşlarının kullanacağı silahları da kendisi olay yerine çanta ile getirmiştir.

 Ve gizlenmek istenen en en en.... gerçekten bunu tarif edecek kelime bulamıyorum. O da Deniz Poyraz'ın işkence ile katledildiğidir.

 Basına sızdırılan otopsi raporunda 7 kurşun deliği sayılmaktadır. Fakat muhtemelen valilik öyle açıkladığı için birkaç internet haber sitesi Deniz'in 6 kurşun ile katledildiğini yazmıştır.

 Evet öncelikle, basına sızdırılan otopsi raporunda Deniz'e 7 kurşun sıkıldığı ve ayrıca kafatasında, sebebi açıklanmayan büyük bir kırık olduğunun tespiti yapılmıştır. Kurşunlardan biri kafasında 6 tanesi ise diz bölgesindedir. Ayrıca olay yerinde çok fazla kan olduğu da tutanağa yazılmıştır. Biraz adliyenin tozunu yutan hukukçu ve tüm adliye çalışanlarının bildiği üzere, mafya veya kontgerilla elemanları, özellikle sorgulamak istedikleri kurbanlarının önce bacaklarını hedef alırlar. Böylece hem kişinin bilincinin açık olmasını, hem de kendisine yapılanı net olarak görmesini sağlamış olurlar. Bu aynı zamanda bir işkence yöntemidir de.

 Otopsi raporundan anlaşıldığı kadarıyla, olay yerinde çokça kan görülmüştür. Bu durum öncelikle Deniz'in ayaklarının hedef alındığını ve kafasına sıkılmadan önce uzun bir süre o şekeldi tuttuklarını net olarak göstermektedir. Ayaklarından birine 4, diğerine ise 2 kurşun sıkılmıştır. Çokça kan aktığına, yani yaralı halde sağ kaldığına göre bir süre ya sorgulanmış veya canice bir his ile işkence edilmiştir. Çünkü, kafasına sıkıldıktan sonra öleceği kesin olduğu için, kanama duracaktır. Hatta muhtemelen henüz ölmeden önce, sert bir cisim ile (tahminim dipçik ile) kafatası parçalanmış ve en son kafasına kurşun sıkılarak katledilmiştir.

 Valiliğin bu bilgileri gizlemesinin nedeninin, katil hakkında yaratılmaya çalışılan sempatiye zarar vermemek olduğu açıktır. Bu kadar vahşi ve kanlı bir görüntünün sempati yaratamayacağı açıktır.

Oysa otopsi raporundan açıkça anlaşılacağı üzere, valilik, emniyet, savcılık, kim ne yaparsa yapsın katil psikopat bir canidir ve aklı ile vicdanını kaybetmemiş hiç kimsenin ona sempati duyması mümkün değildir. Ancak gerçekler gizlenip, deliller çarpıtılırsa amaçlarına ulaşmaları mümkün olur.

 Yine basına yansıyan fotoğraflardan anlaşıldığı kadarıyla, en az 35 adet kurşun deliği veya delil tespit edilmiştir. Maalesef valilik olayı ört pas etme niyetinde olduğu için bu konuda gerçek bilgileri vermemektedir. Fakat kurşunların yarattığı tahribat dikkate alındığında, bunların tabanca kurşunundan daha büyük çaplı bir silahla meydana geldiği izlenimi vermektedir.

 Ancak maalesef olay ve otopsi tutanaklarında da açıkça yazıldığı gibi ne olay yeri, ne de deliller yeterince incelenip, toplanmıştır. Yani katliam için en az 50 dakika bekleyen, devlet görevlileri bir katliamın delillerini toplamak için bu kadar süre bile harcamayı gerekli görmemiştir. Binanın büyük olduğu gibi saçma sapan bir gerekçenin arkasına saklanarak, olay yerinin video görüntüsünü almakla yetindiklerini tutanağa yazmaktan çekinmemişlelerdir. Bu gerekçenin arkasına saklanarak, delil karatmaya ilişkin suçlarını örtmeye çalışmışlardır.

Tüm anlattıklarım dikkate alındığında, İzmir'deki hiçbir makamın ne valilik, ne emniyet, ne adli tıp, ne de savcılık, olayı ortaya çıkarmaya dönük hareket etmemektedir. Gün boyunca yapılan yetersiz ve kısmi açıklamalarla sadece katile sempati oluşturmayı ve delilleri karartmayı tercih etmektedirler.

Soruşturmanın, adeta suç ortağı gibi hareket eden görevlilerden alınması için, elimde kamuoyunun baskı oluşturmasını talep etmekten başka bir seçeneğim olmadığımdan, gördüğüm yanlışları ve 28 yıllık bir avukat olarak olaya ilişkim çıkarımlarımı bilginize ve vicdanınıza sunuyorum.

* Avukat