Türk Ocakları İslam Dünyası Meseleleri ve Çözüm Yolları Sempozyumu'na katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "İslam, adaleti ve adaletin çevresinde dönenleri tesis edenlerden yanadır" ifadelerini kullandı. CHP lideri, konuşmasında Karl Marx'ın "11. Tez" olarak bilinen, "Filozoflar dünyayı çeşitli biçimde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir" şeklindeki unutulmaz sözünü hatırlattı.

Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi'nde düzenlenen sempozyumun açılışına CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Tunus Eski Kültür Bakanı Prof. Dr. Mehdi Mabrouk, Rusya Müslümanları Dini İdaresi Birinci Başkan Yardımcısı Damir Mukhetdinov, Türk Ocakları İstanbul Şube Başkanı Cezmi Bayram, farklı ülkelerden katılımcılar ve akademisyenler katıldı.

Programda Türk Ocakları İstanbul Şube Başkanı Cezmi Bayram, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuştu.

Kılıçdaroğlu, sempozyum katılımcıları arasında erkeklerin yoğunlukta olduğunu söyleyerek "Günümüz İslam dünyasının meselelerini kadınlar olmadan konuşamayız" ifadelerini kullandı.

'BÖYLESİNE ÖNEMLİ BİR BULUŞMADA, ÖNEMLİ BİR İSİMDEN ALINTI YAPMAK İSTİYORUM'

Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

"2016'da düzenlenen sempozyumda bir konuşma yapmış ve İslam dünyasındaki temel sorunların neler olduğuna dair düşüncelerime ve sorunların çözümüne ilişkin önermelerimi paylaşmıştım. Böylesine önemli bir buluşmada önemli bir isimden alıntı yapmak istiyorum. Karl Marx, 'Filozoflar dünyayı çeşitli biçimde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir' der. Bu cümlenin geniş yorumuna atfen şunu söylemeliyim. Sizlerle birlikte biz siyasetçilerin de öncelikli görevi ülkesini daha iyiye ve daha güzele doğru değiştirmektir. Sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin önermelerde bulunmak, sorunu tespit etmek kadar önemlidir. Eğer sahip olduğumuz bilgiyi, var olan sorunları ortadan kaldırmaya dönük olarak yorumluyorsak bir başka soruna da kapı aralamış oluruz. Günümüz İslam Dünyasının sorunlarını bilmeli, hatta gerçeklikle yüzleşebilmeliyiz.

Bakara Suresi, 44. ayette Yahudi din adamlarına ithafen şöyle seslenilir: Siz insanlara gerçek iyilik, erdem ve dindarlığı tavsiye ederken kendinizi unutuyor, bundan muaf olduğunuzu sanıyorsunuz öyle mi? Aklınızı kullanmıyor musunuz? Elbette burada hitap Yahudi din adamlarına yöneliktir. Ancak muhatabı tüm din adamları, tüm yönetici kadrolar, tüm insanlıktır.

'BİR ÜLKEDE ADALET YOKSA YOZLAŞMA VARDIR'

İslam dünyasının güncel sorunlarına ve çözümlerine ilişkin önlemlerini, itirazlarını çok daha yüksek sesle dile getirmesi toplumsal barışımızın tesisi açısından bir zorunluluktur. İslam, kayırmacılığa, denetimsizliğe, otoriterliğe izin vermez. Bu bağlamda İslam hangi sistemle yönetildiğimize değil, nasıl yönetildiğimizle ilgilidir. Doğrudan nasıl yönetilmemiz gerektiğinin yanıtını da kendisi verir. İslam açısından kriter adaletle yönetilip, yönetilmediğimizdir. İslam tüm insanlığa adalet penceresinden bakar ve bakmamız gerektiğini bir şart olarak önümüze koyar. İslam'a göre herkes için ve her alanda tesis edilmemiş adalete adalet denilemez. İslam'ın öngördüğü adalette 'ama' ile başlayan ve adaleti, adalet arayışını daraltan, erteleten cümlelere bahane ve gerekçelere yer yoktur. Bizler, İslam'ın temel değerlerini savunuyormuş gibi görünerek zenginliği, kayırmacılığı, özgürlüğü, denetimsizliği kendisine bahşeden, gerçek bağlamından kopartılarak sunulan sabır ve şükür tavsiyeleriyle de milyonlara yoksulluğu, dışlanmayı, baskıyı reva gören anlayışlara karşı adaleti savunmalıyız.

Adaletli olduğunuza, hesapverebilir olduğunuzu da kabul etmişsiniz demektir. Bir ülkede adalet varsa onun etrafında biliniz ki hukukun üstünlüğü, denetlenebilirlik, hesap verebilirlik, kadın-erkek eşitliği, liyakat, özgürlük, sosyal devlet, hakça bölüşüm, insan ve doğa hakları vardır. Bir ülkede adalet yoksa, adaletsizliğin çevresinde kayırmacılık, eşitsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, liyakatsizlik, yozlaşma, bağımlı yargı vardır.

İslam, adaleti ve adaletin çevresinde dönenleri tesis edenlerden yanadır. Adaleti nasıl tesis edeceğiz? İçinde bulunduğumuz bu çağda müslüman olmanın neyi ifade ettiği, nasıl bir müslüman kimliğine sahip olmamız gerektiği konusunda aklımızı kullanarak en geniş mutabakatı sağlamalıyız. Bu mutabakatı da dışardan bir dayatmayla değil bizzat kendimiz İslam ülkelerinin içinde bulunduğu durumla, soğukkanlı bir biçimde yüzleşerek gerçekleştirebiliriz.

Tüm özgürlük alanlarını herkesi kapsayacak şekilde güvence altına alan bir laiklik anlayışından yana olmalıyız. İçinde bulunduğumuz coğrafyada etik ve ilkelere dayalı bir düzen hedefiyle yol yürümeliyiz. Haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olmayı tercih edemeyiz.

Dünyadaki çatışma alanlarının yaklaşık yüzde 60'ını müslüman ülkeler oluştururken, kafamızı kuma gömemeyiz. Şekli olarak kimin nasıl yaşadığıyla değil, sürdürdüğü yaşam pratiği içinde ne kadar adaletli olup olmadığıyla ilgilenmeliyiz.

Konuşmacı listesine baktığımda neredeyse hiç kadın akademisyen, araştırmacı görmedim. Bir, iki isim dışında erkek ağırlıklı bir listeyle karşı karşıyayız. Oysa Türkiye ilahiyat birikiminde kadınlar vardır. Günümüz İslam dünyasının meselelerini kadınlar olmadan konuşamayız. Kadınlar olmadan çözüm yolları da bulamayız."

İstanbul'un yüzyıllardır İslam coğrafyasının başkenti olduğunu belirten Ekrem İmamoğlu ise şöyle konuştu:

'İSTANBUL EN DOĞRU HAMLELERİN VÜCUT BULDUĞU BİR ŞEHİR OLURSA TÜM DÜNYA MUTLU OLUR'

İstanbul, İslam coğrafyasının yüzyıllardır başkenti. Binlerce yıldır da dünyanın başkenti. İstanbul en doğru hamlelerin vücut bulduğu bir şehir olursa tüm dünya mutlu olur. Böyle bir buluşmayı sağladığınız için size yürekten teşekkür ediyorum. İslam coğrafyasında sorun çözümü oluşacaksa hâlâ bunun merkezi İstanbul'dur. Bir tesadüf daha var: Ben de elhamdülillah Müslümanım. Bireysel olarak da katkı sunmanın keyfini yaşıyorum.

'KORKUNÇ EŞİTSİZLİKLER… NİCE ZORBALIKLAR… NİCE ADALETSİZLİKLER…'

Dünya tarihinin ilginç bir dönemindeyiz.  Bilimde, teknolojide yaşanan olağanüstü ilerlemelere bakınca, insanın aklına, zekâsına, üstün yeteneklerine hayran olmamak mümkün değil. Ama toplumlar, ülkeler, medeniyetler arası ilişkilere bakınca, bambaşka bir tablo çıkıyor karşımıza. Korkunç eşitsizlikler… Nice zorbalıklar… Nice adaletsizlikler… İnsanın iyi yanının da kötü yanının da ne kadar güçlü olduğunu görmek, sarsıcı bir tecrübe. İyilik ve kötülük yalnız dış dünyada, beşerî hayatta değil, insanın iç benliğinde de mücadele halinde. Ben, iyilik ve kötülük arasındaki bu büyük savaşın, iyiliğin mutlak zaferiyle sonuçlanacağından hayatım boyunca bir an bile şüphe duymadım.

'HİÇ KİMSEYİ İNANCI, KİMLİĞİ NEDENİYLE KAÇINILMAZ OLARAK KÖTÜ KABUL EDEMEYİZ'

İnancın özü ile kimi tezahür biçimleri arasındaki görülebilen büyük uçurumlar günümüz İslam dünyasının da önemli bir meselesi elbette. Belki de en önemli meselesi. Bu meselenin tarihi, coğrafi, kültürel, felsefi, siyasi pek çok boyutu olduğu muhakkak. Ve elbette kolay bir çözümü de yok. Milyarlarca insanı ilgilendiriyor. Ancak, kişisel ahlak düzeyinde, Müslüman gibi yaşamak düzleminde yapabileceğimiz çok önemli şeyler olduğuna inanıyorum. Her şeyden önce, iyi insan olmanın, belli bir kimliğe, belli bir inanca sahip olduğumuz için kendiliğinden edinebileceğimiz bir özellik olmadığını idrak etmemiz gerekiyor.  O mertebeye ancak kendimizle mücadele ederek, başkaları için emek sarf ederek ulaşmamız mümkün. Müslümanlık bize bu mücadeleyi kazanmanın yollarını gösterdiği, herkes için adaletli ve vicdanlı olmayı, yardımlaşma ve dayanışmayı emrettiği için çok kıymetli.  İyilik nasıl belirli bir kimliğe, belirli bir inanca sahip olmanın kendiliğinden yol açtığı bir sonuç değilse, kötülük de değildir. Hiç kimseyi inancı, kimliği nedeniyle kaçınılmaz olarak kötü kabul etmek mümkün mü Allah aşkına kabul edemeyiz, öyle muamele edemeyiz. Amaçlarımız ne kadar kutsal ne kadar iyi ve değerli olursa olsun, 'Amaca giden yolda her şey mubahtır, her vasıta kullanılabilir' diye düşünemeyiz.

MARX'IN 11. TEZ'İ NEDİR?

Komünist ideolojinin kurucularından Karl Marx’ın 11. Tezi, ‘Feuerbach Üzerine Tezler’ adlı çalışmasının son tezidir.

Politik hareketin de felsefenin bir parçası olduğunu vurgulayan Marx bu çalışmasında, “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir” der.

Almanca aslı "Die Philosophen haben die Welt nur verschieden interpretiert; es kömmt drauf an, sie zu verändern.” olan bu sözü içeren çalışmayı Marx hayattayken yayımlayamamıştı.

Metin, onun ölümünden sonra Friedrich Engels tarafından düzenlenmiş ve 1888 ‘Ludwig Feuerbach ve Klâsik Alman Felsefesinin Sonu’nun ekinde yayınlanmıştır.

Engels tarafında bu çalışma, “yeni dünya anlayışının dahiyane tohumunun atılmış olduğu ilk belge” şeklinde tanımlanmıştı. Metnin özgün hali ise 1924 yılında ortaya çıkmıştı.