Remzi BUDANCİR


ARTI GERÇEK- Doğanın tahrip edilmesi, orman yangınları, ağaç kesimi, barajlar ve çevre kirliliğinin yarattığı sonuç kuraklık. Diyarbakır başta olmak üzere bölgede bulunan birçok kentte kuraklık yaşanıyor. Bu yıl yeterli oranda yağış olmadığı için meralar kurudu, tarlalarda ekilen ürünler susuz kaldı. Uzmanlar kuraklıkla birlikte gıda krizinin de yaşanacağı uyarısında bulundu. Konunun farklı yönlerini uzmanlarıyla konuştuk. Kuraklık dosyamızın ilk konuğu olan Mezopotamya Ekoloji Hareketi Sözcüsü Vahap Işıklı, konuyla ilgili Artı Gerçek’in sorularını yanıtladı.

SON 40 YILDA YÜZDE 60 ORANINDA CANLI POPÜLASYON AZALDI

Bu yılın en güncel sorunu kuraklık. Bölgede ciddi anlamda bir kuraklık var. Şu andaki durum nedir?

Evet, bölgede tarımsal alanda bir kuraklık yaşanıyor. Herkes sebebini açıklamaya, bir iklim krizinden bahsediyor. Biz meseleye böyle bakmıyoruz, yaşanan kuraklık bir sonuçtur. Sonuç olması açısından farklı sonuçlar yaratacaktır. Bugün kuraklık yaşıyoruz evet, fakat kuraklık iklim krizinin sadece birkaç sonuçlarından bir tanesidir. Kuraklık 4 evrede gerçekleşiyor. Bir meteorolojik anlamda yaşanan kuraklık, iki hidrolojik anlamda yaşanan kuraklık, üç tarımsal kuraklık ve en sonunda sosyo ekonomik anlamda yaşanan kuraklık. Bugün göller kuruyor, balıklar ölüyor. Sadece elimizdeki verilere göre Türkiye'de son 40 yılda yüzde 60 oranında canlı popülasyon azaldı. Bununla birlikte yer altı su kaynaklarının tüketilmesi meselesi var. Bunların hepsi bir anlamda sonuçtur.

SU ÜZERİNDEN SAVAŞ YÜRÜTÜLÜYOR, SU SİLAH OLARAK KULLANILIYOR

Şu anda hangi aşamadayız?

Şu anda hem hidrolojik anlamda kuraklık yaşıyoruz, hem de tarımsal alanda kuraklık yaşıyoruz. Aslında önümüzde bir gıda krizi meselesi de var. İklim krizinden bahsediliyor. Ekolojik kriz bağlamında baktığımız zaman iklim krizi ile birlikte yaşanan kuraklık ve sosyo ekonomik kuraklıkta ise tamamen gıda krizi ortaya çıkar. Bununla birlikte artan fiyatlarla birlikte gıda alamama meselesi var. Bölgeden baktığımız zaman gerçekten kuraklık için, kuraklığı ortaya çıkaran meseleler neydi? Hem ülke açısından, hem de bölgemiz açısından maden alanlarının artması, fosil yakıtların çıkartılması, barajların inşası ile yeraltı sularının tamamen tutsak edilmesi aslında su üzerinde bir idare meselesi değil, politik bir mesele olarak gözüküyor. Bölgede tamamen su üzerinden bir savaş yürütülüyor aslında. Su silah olarak kullanılabiliyor. 

Yakın zamanda su savaşları yaşanır mı?

Aslında su meselesi, su savaşı meselesi zaten var. Körfez savaşının altında yatan neden su savaşıydı. Suriye-Irak arasında kalan Dicle ve Fırat Nehirleri üzerinden yaşanan kargaşanın altında yatan neden de su melesidir. En son Irak’la yapılan bir su mutabakatı meselesi var. Bu suyun bir sınır ötesi operasyonuna karşılık mı verildi acaba? Yada Katar’la yapılan anlaşma... Bu açıkça bölgeyi tamamen bir su üzerinden bir savaşa götürebileceği bir noktaya taşınıyor. 15 yıldır bu sorun tartışılıyor.

Baraj ve HES’ler neden yapıldı?

HES’lerin kendisine baktığımız zaman ondan üretilen elektrik bile yenilenebilir enerji diye bakılıyor fakat bölge üzerinden baktığımız zaman kim için, ne için yapılıyor sorusunu sormamız lazım. Eğer halk için yapılıyorsa Batman’da halk neden susuz.  Yada Mardin’de, Suruç’ta, Siverek’te, Viranşehir’de her sene su kesintileri oluyor ve tarımsal alanda üretim duruyor. Ve bu kuraklıkla beraber HES ve barajların gerçekten bizim için bir faydası var mıydı? Eğer gerçekten çözüm olabildilerse o zaman gerçekten bir umut vaat ettiğini ortaya koysunlar.

Bölgede çok sayıda baraj yapıldı. Barajlara yönelik eleştiriler ‘enerji üretimine ihtiyaç var’ savunması ile karşılık bulunuyor. Bu gerekçe doğrumu? Sadece enerji ve su ihtiyacı için mi barajlar yapıldı?

Düşünün sadece Hasankeyf’te yapılan baraj ile beraber 199 köy sular altına kaldı. Hane başına vurduğumuz zaman yüz binlerce insan yapıyor. Bununla birlikte Botan Çayında yapılan onlarca HES ve Baraj projesi var. Burada da yüzlerce köy su altında kalıyor. Birde Sarım çayı var. Lice ve Bingöl arasında başlıyor, Silvan Barajı projesi kapsamında yapıldı. En büyük barajlardan bir tanesi. Düşün ki Muş’tan, Bingöl’den, Kulp’tan Batman Sason’un bir kısmını içine alacak  şekilde bu bölgede 118 köy su altına kalıyor. Demek ki yapılan barajların kendisi bir kuraklık, yada su meselesini, yada enerji meselesini çözme noktasında değildi.

Barajlar ne için yapıldı o zaman?

Bölgede açıkça politik amaçlar için kullanıldı. Mesele şuydu. Güvenlik barajları yapıldı. Düşünki Türkiye gibi bir ülke literatüre ‘Güvenlik Barajları’ meselesini kazandırdı. Bugün güvenlik için yakılan ormanlar meselesi de var. Hepsinin sonucuna baktığımız zaman açıkçası 1990’larda başlayan Kürt sorunundaki çatışmalı süreç, politik anlamdaki yansıması köy boşaltmaları ve göçertme politikaları oldu. Bugün orman yangınları, barajlar ve HES’erle beraber yaşanan tamamen politiksel anlamda bir göçertme ve tamamen bir asimilasyon içindir. Bunun tamamen güvenlik amacıyla yapıldığını ortaya koymak lazım. Bu şekilde ne kuraklık, nede enerji meselesine çözüm bulunabilir. 

TARIMSAL KURAKLIK GIDA KRİZİNİ TETİKLER

Yetkililer bazen ‘suyu halk kullanıyor’ diyor. Halbuki su Türkiye'de kişi başına 3 metreküp düşüyor. Aslında daha çok sanayileşmiş yerlerde fazla su kullanılıyor. Köylerde ve diğer yerlerde kendi amaçları için kullandıkları bir şey değil. Su halkın tasarruf edeceği bir şey de değil. Bölgeden baktığımızda kuraklıktan ötürü yüzde 80 hasat alınamıyor. Rekolte düşmüş durumda. Bunu görebilmek lazım. Düşünün bölgede artık kırmızı mercimek ve buğday olmayacak. Bunun yaratacağı etkiyi düşünmek lazım. Çünkü tarımsal kuraklık gıda krizini yaratacak.

GIDA KRİZİ YAŞANABİLİR

Kuraklık yaşanmaya başladı ve bu tarımı da etkiledi. Sorun nasıl çözülür? Bizi nasıl bir tehlike bekliyor?

Bu gün açıkça yapılan politikaların, çözümsüzlüğün bir sonucudur. Tarım ve Orman Bakanlığı bile şunu söylüyor. Kuraklığa karşı mücadelede attığımız adımlardan ikisinden biri 2023’e kadar yer altı barajı yapmak, ikincisi ise buharlaşmaya karşı önlem geliştirmek. Bu anlama kuraklığın etkisini azaltmaktan söz ediyor. Mesele sadece bu değil. Tarımsal alanda yaşanan kuraklığı da azaltmak lazım... Artan nüfusa karşılık gıda krizi meselesi var.  Bundan sonra bir gıda krizi, kıtlık dediğimiz şeyle karşı karşıya kalacağız. Bu gün yaşadığımız Koronanın kendisi de ekolojik krizin kendisidir. Gıda krizini de bu bağlamda görülmesi gerekir. Üretilecek çözümlerde sistemsel olması gerekir. Anlık çözümler sorunu gidermez.

ASIL AMAÇ SU ÜZERİNDEN SÖZ SÖYLEME, SUYU SİLAH OLARAK KULLANMA İSTEĞİ

Yaşadığımız her şeyin sistemsel olduğu açık. Bugün iklim krizi ile karşı karşıya isek, bunun sebeplerini yaşıyorsak bunun sistem sorunu olduğu açık. Çünkü var olan tüketim ortada. Bununla birlikte bölgeye baktığımız zaman, birde iktidar ve devletçi mantıkla güvenlik politikaları önüne koyma meselesi var. Sadece Bingöl’de orman yangınında bunu görebiliriz. 6-7 gün yanan ormana son gün ancak müdahale edildi. Bölgede yaşanan orman yangınları güvenlikçi politikalardan öte, bölgede yaşanan rantı da ortaya koydu. Maden meseleleri var. Bingöl yanı sıra Şırnak dağlarında da bunu görüyoruz. Cudi’de günlük 400 ton ağaç kesiliyor. Bu gün su politikaları meselesi, su savaşları meselesi tamamen aynı mantıktır ve Türkiye'nin bölgesel anlamda su üzerinden söz söyleme, suyu silah olarak kullanma meselesi var. Bunun için bölgede yapılan baraj ve HES’ler, boşaltılan köyler, orman yangınları,  boşaltılan köylerde tarım yapılamaması ile birlikte bir göçertme olduğunu görebilirsiniz.