ARTI GERÇEK- 2020 yılının önümüzdeki yılları mutlak surette etkileyecek çok önemli olaylarla hızlı bir şekilde hayatımıza girdiğini belirten Ahmet F. Ünsal, "Hemen 2020'nin başında meclis olağanüstü toplanarak Libya'yla ilgili bir tezkere oylaması yaptı ve teskere iktidar dışında kalan, yani HDP, CHP, İYİ Parti şaşırtıcı bir şekilde ve Saadet Partisi tarafından reddedilerek beklendiği gibi kabul edildi. Şimdi önümüzdeki günlerde Libya'yla ilgili bir süreç başlayacak ve Türkiye 1911 Libya Trablusgarp Savaşı sonrası ilk defa Libya topraklarında fiili olarak asker bulunduracağı bir sürece doğru hızlı adım atıyor" dedi.

Libya meselesinde Katar hariç bütün Arap dünyasının Hafter güçlerini desteklediğini ifade eden Ünsal, "İç politik meselelerde sıkışmış, ekonomisi yerlerde sürünen, ciddi anlamda Suriye'de zora girmiş bir hükümetin, bir başka askeri zafere ihtiyaç duyarak pratik ömrünü uzatacağına dair kaygıları ve siyasal iktidarın bu ihtiyacının bir parçası olmamak konusundaki muhalefetin ısrarı nedeniyle, "Akdeniz'in paylaşılmasına evet, ama oradaki askeri varlığa, askeri müdahaleye, hayır noktasında bir ayrışma oluştu" dedi.

Ünsal'ın konuşmasının devamı şöyle:

"Önümüzdeki günlerde Libya meselesi hem Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, hem Türkiye-Rusya ilişkileri, Türkiye-Arap dünyası ilişkileri bakımından Türkiye'nin önüne çok nahoş bir gelecek çıkartacağını dair kuşkularımızı paylaşmam gerekiyor. Tabii bu sürecin nasıl işleyeceğini şu anda öngörmek çok mümkün değil.

ABD-İRAN GERİLİMİ

Aynı şekilde gene azil sürecinde olan, bu sene seçime girecek olan Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'da en büyük düşmanı olarak gördüğü İran'ın resmi bir generalini, üçüncü bir ülkede, Irak'ta, resmi davetli olarak bulunur iken öldürmek suretiyle Ortadoğu'da bir başka savaşın fitilini ateşlemiş görünüyor. Süleymani'nin şahsından, kişiliğinden bağımsız olarak söylemek gerekirse bu bir saldırı suçudur. 

Süleymani sonuç itibarıyla bir ulus devletin gözlük askeridir. Bütün bunların ötesinde, bunun bir saldırı suç olduğu ve bu suça dönük olarak hem bölgede diğer politik aktörlerin, hem İran'ın nasıl tepki göstereceği, tepkinin ne kadar süre devam edeceği meselesi Ortadoğu'da hepimizi fazlasıyla meşgul edecek . İran'ın merkezli Amerikan üslerine yapılan saldırı gerçekleşti. Orada ölümlerin yaşanıp yaşanmadığı tartışmalı olmakla birlikte bu süreç belli ki daha devam edecek. 

KANAL İSTANBUL

Kanal İstanbul sayın Cumhurbaşkanı'nın ifadesi ile Montrö'ye bir alternatif olarak, Karadeniz'e Marmara'dan geçiş yapmak suretiyle Türkiye'nin Montrö'yü delebileceği bir su yolu olarak lanse edildi.

Kaldı ki siz bu kanalı yaptığınız zaman gemileri oradan geçirmeyi zorunlu tutamazsınız. İsterse gemiler İstanbul Boğazı'nda sıra bekleyerek ücretsiz bir şekilde, o boğazı kullanmak suretiyle Karadeniz'e ya da Karadeniz'den Akdeniz'e açılabilir.

"İstanbul'da kanal yaptım burayı kullanın" gibi bir mecburiyet tahtında hiçbir devletin ve hiç bir geminin tutulması söz konusu olmayacaktır. Eğergeminin dümeni kilitlenip İstanbul Boğazı'nda kaza yapıyor ise, aynı şekilde İstanbul Kanalı'nda da geminin dümenini kitlenmesi ve kaza yapması söz konusu. 
Ayrıca İstanbul Kanal'ı ile oluşacak çevresel kirlenme var. Karadeniz yukarıdan, aşağıdan Marmara denizinden akacak olan, Karadeniz'e boşalacak olan tuzlu su, ters akımının, Karadeniz havzasını daha çabuk boşaltacağını, dolayısıyla Karadeniz'de ve Marmara Bölgesi'nde ekosistemini oşinografik olarak olumsuz etkileyeceği ve oradaki canlı hayatını olumsuz olarak etkileyeceğini uzmanlar ciddi olarak dile getiriliyor. 

Ayrıca Kanal İstanbul yeraltı sularının tuzlanması da söz konusu. doğrusu benim kanaatim İstanbul Kanalı'nın bütün üretim tesislerini özelleştirilmiş, ekonomisi neredeyse çok çok kötü gitmekte olan bir devletin, Kanal İstanbul çevresinde oluşturacağı araziler ve oluşturacağı kent rantını gerek yandaşlarına gerekse de yabancı sermayeli pazarlayarak Türkiye'ye alternatif kaynak getirme çabası olarak görüyorum. Türkiye ekonomisinin üretime dayanmayan ekonomisinin azarlaması gereken bir şeye ihtiyacı var.

DEMİRTAŞ'IN YARGILANMASI

2019'dan belki 1000 esasında 2017-2018 den beri Türkiye gündemini meşgul etmekte olan bir başka konu da Demirtaş. Demirtaş davası klasikleşti. Sincan'da şehrin dışında izleyicilerin gitmesini neredeyse imkansız açtıracak bir ortamda, unutulmaya terk edilmek üzere devam etmekte olan bir dava. Beklendiği gibi tutukluluk devam ediyor.

Selahattin Bey, bu dava süreçlerinde savunma değil, daha çok siyasi bir grup toplantısında konuşan genel başkan edasıyla meseleleri dile getiriyor. hükümetin Selahattin Demirtaş davasına uzak bir mekanda unutulmaya terk edilmiş bir dava olsun diye istemiş olduğu ve buna dönük bütün almış olduğu tedbirler öyle anlaşılıyor ki sonuçsuz kaldı da bilmese de kendi mecrasında ve uluslararası ilginin de gene herhangi bir kaybı olmaksızın devam ediyor.

ÖĞRENCİ EYLEMLERİ

Son olarak İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin yemek boykotu ile ilgili devam eden bir süreç vardı. Öğrenciler polisin bütün engellemelerine rağmen mücadele etti. Maalesef bir genç öğrenci intihar ederek hayatını kaybetti. Yoksulluktan, yemek bulamadığı için çaresizlikten, intihar eden İstanbul Üniversitesi öğrencisinden sonra yemek haklarını kazandılar. 

Bu da 2020'nin umut veren, mücadele edildiği zaman, ısrarla haklı bir konuda mücadele edildiği zaman sonuca ulaşılabileceğini göstermesi bakımından umut verici bir olay. 

YENİ PARTİLER

Ahmet Davutoğlu'nun Partisi 2019'un sonunda kurulmuştu. 2020'nin ilk ayında da gelen bilgilerden anlaşılıyor ki Ali Babacan Bey'in ekibi de bir partileşme sürecine girecek. Kimlerle çıkacak yola, nasıl bir politik söylem tutturacak, programı ne olacak? Onu zaman gösterecek. Ama, yeni partilerin, yeni alternatif arayışlarının Türkiye'nin tıkanmış siyaseti içerisinde bir umut olmasını temenni ederim."