Hakkında toplam 70 yıl hapis cezası verilen Mücadele Birliği Yazı İşleri Müdürü Sami Tunca, cezaevinden DFG’ye gönderdiği mektubunda, Türkiye’de en tehlikeli mesleğin gazetecilik olduğunu söyledi.

Gezi Parkı eylemlerine katıldığı gerekçesiyle yargılandığı davada, 49 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılıp, hakkındaki diğer dosyalarda verilen cezalarda toplamda 70 yıl hapse mahkûm edilen Mücadele Birliği Dergisi Yazıişleri Müdürü Sami Tunca, kendisine dayanışma mektubu gönderen Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’ne (DFG) tutuklu bulunduğu Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nden yanıt verdi.

8 yıldır tutuklu bulunan 32 yaşındaki Tunca, gönderdiği mektubunda hakkındaki suçlamalara dair bilgiler paylaşıp, Türkiye’de gazeteci olmanın anlamını ve cezaevindeki koşulları anlattı.

GAZETECİYSEN, YAZARSAN ÖLÜM, FOTOĞRAF MAKİNESİNİN DEKLANŞÖR ANI KADAR YAKINDIR

Hapishanelerin bu ülkenin bir gerçeği olduğunu dile getiren Tunca, ne zamanki birisi bu sisteme, iktidara karşı düşüncelerini söylemeye kalksa hapishane gerçeği ile karşı karşıya kaldığını söyleyip, bu gerçeklikten nasibini alan şair, yazar, gazeteci ve çizerleri hatırlattı. Tunca, “Bu topraklarda hapishane gerçekliği ile tanışmak aslında büyük bir şanstır. Çünkü toprağa düşmek gibi bir durumla da karşı karşıya kalabiliyor insan. Gazeteciysen, yazarsan ölüm, fotoğraf makinesinin deklanşör anı kadar yakındır. Asit kuyularında ya da sokak ortasında faili meçhule gidebilir insan. Böylesine tehlikelerle dolu bir ülkede en tehlikeli meslektir gazetecilik” dedi.

 

Tutuklananların bu açıdan şanslı olup, her şeye rağmen dik durmaya devam ettikleri sürece mesleğe değerini verebildiklerini belirten Tunca, “Dışardaki dostlarımız açısından da zor bir süreç yaşanıyor. Gazeteler kapatılıyor, gazeteciler işkence görüyor, gözaltına alınıyor ve daha nice şeylere maruz kalıyorlar. Gerçekler gizli kalsın, hiçbir şey medyaya yansımasın. Ancak bu ülkede devrimci basın anlayışı var olduğu müddetçe ezilenlerin, sömürülenlerin sesi var olmaya devam edecektir” diye belirtti.

Tutsak bir gazeteci, her şeyden önce de devrimci bir tutsak olarak bu ülkede işçiden, emekçiden, ezilen halklardan yana saf tutmanın sonuçlarının bunlar olabileceğini kendisinin de bildiğini dile getiren Tunca, “Ancak değil 60-70 yıl, binlerce yıl da hapis cezası verseler işçiden, emekçiden, ezilen Kürt halkından, baskı gören, şiddet gören kadınlardan, öğrencilerden, gazetecilerden yana saf tutmaya devam edeceğim. Sömürüsüz, eşit ve özgür bir dünya kuruluncaya kadar” ifadelerini kullandı. 

Tunca, cezaevlerinde pandemi gerekçesiyle hak gasplarına ilişkin ise mektubunda şu bilgilere yer verdi: “Pandemi koşulları ile birlikte sohbet, spor hakları tamamıyla engellendi, ziyaretler aylarca yasaklandıktan sonra ayda 2 defa kapalı görüş şeklinde yapılmaya başlandı. Dışarıda normalleşme adımları atılıyor, maskeler çıkarılıyor ama biz tutsaklar ağır karantina altında tutulmaya devam ediyoruz. Ki 2 doz aşımız vurulmasına rağmen. Gardiyanlar aşılı ve her hafta içeriye gelip, test olarak bir hafta burada kalmalarına rağmen durum böyle devam ediyor. İnsanlar iki gün evde kalmakta zorlanırken, biz 2020 Mart ayından bu yana aynı durumdayız. 24 saat boyunca yalnızca üç kişi olduğunuzu düşünün.

‘PİŞMANLIK’ DAYATILIYOR

Şimdi bununla yetinmeyen devlet, biz tutsakları altı ayda bir denetlemeye, puanlama sistemine tabi tutmaya başladı. Bunu kabul etmiyoruz. Birçok arkadaşımızın tahliye zamanı gelmesine rağmen “pişmanlık göstermediği” gerekçesiyle denetimli serbestlik hakları elinden alınmış durumda.

Devrimci-demokrat basının göndermiş olduğu gazeteler Basın İlan Kurumu’ndan ilan almıyor gerekçesiyle verilmiyor. İlan alan gazeteler verilebilirmiş. Bunlar da bayide satılan gazeteler. Nitekim dergiler konusunda da aylarca aynı prosedürü uyguladılar. Ama şimdi ücretini biz ödediğimiz ve abone olduğumuz zaman alabiliyoruz. Abone olduğumuz dergiler gelince haftalarca tarafımıza, inceleniyor denilerek verilmiyor.

GAZETELER İÇERİ ALINMIYOR

Bu abonelik meselesinde yaptığımız itirazlar sonucunda Ağır Ceza Mahkemesi dergilerinde kitap gibi hediye eşya olarak alınabileceğine karar verdi. Fakat bu karar emsal niteliğinde olmasına rağmen idare, abone olma şartını işletmeye devam ediyor. Gelen dergiler için yine mahkemeye başvurup, bu prosedürün işletilmesi sürecini beklemek zorunda kalıyoruz. İşte yaşadığımız sorunlar da bunlar. " (MA)