Yunanistan’a kaçmaya çalışırken tutuklanıp Türkiye’ye geri gönderildikten sonra bir jandarma komutanı tarafından zorla Meriç Nehri’ne atılan göçmenler gazetecilere konuşmuştu.

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun konuya dair verdiği soru önergesini yanıtlayan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Yazılı soru önergesinde gerçekleştiği iddia edilen olayın doğruluğuna ilişkin Bakanlığımızda bilgi ve belge bulunmadığı tespit edilmiştir” ifadelerini kullandı.

MERİÇ'E ATILAN GÖÇMENLER OLAYI NEDİR?

Serbestiyet'e konuşan göçmenlerin aktardığına göre, bir grup göçmen, Edirne’den Yunanistan’a kaçmaya çalışırken Yunan güvenlik güçleri tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmiş, sınırda görevli bir Türk komutan ise kendilerine teslim edilen göçmenleri askerlere emir vererek Meriç Nehri’ne attırmıştı.

Olayda 5 göçmen hayatını kaybetmiş, çok sayıda göçmenden haber alınamamıştı. Sağ kalan göçmenlerden Abdulkerim Al Ali'nin ifadeleri şu şekildeydi:

"Yanımızda 5-6 asker vardı, onlar da oturdular yanımıza. Sohbet ettik. “Ne iş yapıyorsunuz, neden gidiyorsunuz?” gibi normal sorular sordular. Türk askerlerinden biri bize “Helal olsun, gidin, orada çalışın daha iyi kazanın” dedi, “Benim Fransa’da vatandaşlığım var, ben de askerlik bittikten sonra gideceğim oraya” dedi.

Hiçbir sıkıntımız yoktu o esnada. O arada bir komutan geldi, bize dediler ki oradaki askerler, “Bu komutana sakın ‘Yunanistan’a gitmeyeceğiz, vazgeçtik’ demeyin, çok kızıyor.”

Komutan gelince askerlere emir verdi, “Bunların hepsini Yunanistan’a yeniden gönderin” diye. “Nehre atın Yunanistan’a dönsünler” dedi.

Askerlerden biri komutana o grup içerisinde Hristiyan bir kişi olduğunu söyleyince, “Seni de mi kabul etmediler? Gel ben seni yeniden göndereceğim, gel!” dedi komutan. Omuzundan tuttu, nehre götürdü. Nehir arkamızda olduğu için biz görmedik, ağaçlar da vardı. Nasıl attılar göremedik. Birkaç dakika sonra yanımıza geldi, herkes korkuyordu bizi de atacaklar diye nehre. Yüzme bilmeyenler çoktu. 50’den fazla kişiydik, 5 kişi yoktu yüzmeyi bilen. Yaşlılar vardı, çocuklar vardı.

Komutan askerlere emir verdi herkesi nehre atmaları için. “Eğer dönerlerse, gitmezlerse kafalarına sıkın” dedi.

Ben biraz Türkçe bildiğim için beni aldılar, “Sen tercüme et arkadaşlarına” dediler. Yüzme bilip bilmediklerini soruyordular gruptakilere. Mısırlı bir kişi, “Benim burada işim yok, buradan geçmiyorum. Avrupa’da ikametim var ama oğlum kayboldu, sınırda onu arıyordum. Beni bırakın, ben döneceğim uçak ile” dedi ama dinlemediler.

Bir başkası komutana “Allah için beni atmayın, 4 çocuğum var” dedi. Komutan onun yanına geldi ve dedi ki, “Allah kim? Ben Allah’a inanmıyorum.”

Sonra komutan “İstanbul’a mı döneceksiniz?” diye sordu. Evet cevabını verince de “İstanbul sizin gibilerle dolu” dedi.

Komutan emri verip gitti, askerler kaldı. Askerler düşünmeye başladı. Kendi aralarında “Atacak mıyız? Serbest mi bırakacağız?” diye konuşuyorlardı.

Kalan askerlerin içerisinde de daha düşük rütbeli bir komutan vardı, o “Serbest bırakalım gitsinler” diyordu. Sonra tekrar düşündüler konuşarak, eğer nehre atmazlarsa ve bizden biri geri dönerse bu sefer başlarının yanacağına karar getirdiler. Korktular. Fikir değiştirdiler ve atmaya karar verdiler.

Beşer beşer atmaya karar verdiler ve seçmeye başladılar. Boyu biraz uzun olan, dayanabilir gözükenleri ilk başta attılar.

Biz ilk başta, “Bizi nehre atmayın, Suriye’ye gönderin en azından, deport edin ama buradan atmayın” dedik ama bizi dinlemediler. O anda atmaya başladılar. Arabada beraber olduğumuz 6 kişiden 2’sini göremedik orada. Ya bizden önce atıldılar ya da başlarına ne geldi bilemiyorum. Onlar hâlâ kayıp durumda.

Arkadaşlarımın sırası geldi, ben de askerlere söyledim beni arkadaşlarımla atmalarını. Kalktım, beraber atladık nehre. Biz atlamadan bir komutan geldi, “Biri ölüyor, yüzme bilen varsa atlasın kurtarsın” dedi ama kimse kalkmadı. Çünkü kimse yüzme bilmiyordu. Sonra atmaya devam ettiler.

Nehir çok hızlı çekiyordu ve atılan bir kişinin başına ne geldiğini göremiyorduk.

Bizim sıramız geldi, girdik nehre. Bir kişi yüzmeyi hiç bilmiyor ve çok korkuyordu, ben de çok az biliyorum. Ben de çok korktum. Nehre girdikten sonra 1 metreye, sonra 1 buçuk 2 metreye yakın yükseldi su seviyesi.

O esnada yüzme bilmediğimiz için boğulmaya başladık. Üç kişi ölecektik orada. Ben şehadet getirdim, artık oradan çıkabileceğime inanmıyordum. Ama nehirde öbür tarafa gitmeye çalışıyorduk.

Çok su yuttum, arkadaşım da bitmişti, ölmek üzereydi. İki kişi bizden önce çıkmış, bize biraz yardım ettiler. Çıktık. Çıkar çıkmaz arkamıza bakmadan Yunanistan tarafına gidip teslim olduk. Bizi yeniden hapishaneye attılar. Birkaç saat sonra yeniden bizi Türkiye’ye bıraktılar.

Nehir olayı gündüz 4-5 gibi oldu. Hapishanede önceden gelenlerle, sonradan gelenlerle neler olduğunu konuştuk. Son gelenler en sonda çocukları da attıklarını söylediler. En başta çocukları atmayacağız demişlerdi, ben çocukların atıldığını görmedim ama son gelenler öyle söyledi."