ESRA ÇİFTÇİ 


ARTI GERÇEK- Bundan tam 5 yıl önce Mardin’in Derik belediyesine kayyım olarak atanan Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk, 10 Kasım 2016 tarihinde makamına konulan bombanın patlatılması sonucu hayatını kaybetti. 

Saldırı ile ilgili 15 kişinin yargılandığı davada sadece Kaymakamlık Yazı İşleri Şefi olan Şerif Mesutoğlu ağırlaştırılmış müebbet ve ayrıca 54 yıl hapis cezası aldı ve beş yıldır cezaevinde, diğer sanıklar ise serbest bırakıldı. Olayın ayrıntıları, mahkeme tutanakları, ailenin anlatımı, kaymakamın ailesinin sosyal medya paylaşımları ve tanıkların anlatımı, olayla ilgili şaibeler ve soru işaretleri ile dolu.

Kamuoyuna mal olan olayın ayrıntılarına baktığımızda müebbet alan ve hala cezaevinde olan Şerif Mesutoğlu da kaymakamla birlikte aynı anda makam odasında ve bomba patladığında kaymakamın üç metre uzağındaki masasında çalışıyor ve o da kaymakamla birlikte yaralanıyor. Kaymakam bulunduğu yerde üzerine duvar düştüğü için kalkamıyor, Mesutoğlu yaralı haldeyken kaymakama yardım ediyor. O sırada bir polis amiri gelip ikinci bir bomba olabileceği gerekçesiyle yardım etmesine izin vermiyor. Kaymakam 18 dakika geç kalan ambulansla hastaneye kaldırılıyor. Kaldırıldığı hastanenin doktorları durumunun iyi olduğunu açıklıyor. Daha sonra kaymakam acil bir şekilde Gaziantep Bölge Hastanesine kaldırılıyor ve orada yaşamını yitiriyor. 

Tutuklu olan Şerif Mesutoğlu beş yıldır masum olduğunu, olayla uzaktan yakından bir alakası olmadığını haykırıp duruyor.

Sesini duyurabilmek için açlık grevine giriyor, olmuyor iki kere ölüm orucuna giriyor, olmuyor duruşma salonunda “bu ülkede adalet yok” diyerek bedenini ateşe veriyor. Şerif Mesutoğlu’nun eşi Saime Mesutoğlu’nun anlatımları ise Şerif Mesutoğlu’nun tamamen bu olayda kurban seçildiğine dair. Saime Mesutoğlu olay anını şöyle anlatıyor, 

“Ben de o tarihte kaymakamlıkta çalışıyordum. Öğlen tatilinde çocuğumu emzirmek için eve gidecektim, Şerif’e eve gideceğimi söyledim ve çıktım. Tam bahçeye çıkmıştım ki bomba patladı. Bombanın nereden geldiğine dair birkaç dakika şaşkınlıktan sonra kaymakamlıktan geldiği belli oldu. Hemen geri koşarak kaymakamlığa gittim ama beni içeri almadılar. Ambulanslar geldi, bende ambulansın arkasından hastaneye gittim.”

Saime Mesutoğlu hastaneye gittiğinde oradaki tanıkların anlatımına göre emniyet müdürü hastaneye geliyor ve doktorları kastederek “hiçbiriniz müdahale etmeyeceksiniz, hepiniz teröristsiniz” dediğini belirtiyor. Saime Mesutoğlu, kaymakamı hastaneden çıkarıp Kızıltepe’ye götürdüklerini ve orada yaşamını yitirdiğini belirtiyor. Mesutoğlu, eşi Şerif’in de yaralı olduğunu, kalp ritminde bozukluk tespit edildiğini, bilincinin bir ara kapalı olduğunu söyleyerek şöyle devam ediyor,  

“Şerif’i hastaneden alarak emniyete götürdüler, ifadesine başvurmak için. Bende o sırada arkadaşlarla birlikte pastanede oturarak Şerif’in ifade verip gelmesini bekliyordum. Bir baktım olayın üzerinden iki saat daha geçmemiş motorlar gelip bombanın bıraktığı enkazı topluyorlar. Ben arkadaşlarıma olay yeri inceleme gelmeden bunlar neden topluyorlar dedim. Bir süre sonra olay yeri inceleme geldi, enkazı nereye götürdüklerini sordular, çöpe attıklarını söyleyince o enkazı tekrar geri getirdiler. O sırada kesin delilleri kaybettiler. Bunların hepsi dosyada olduğu halde, hatta emniyet müdürünün elinde kazma, kürekle çekilmiş videoları olmasına rağmen mahkeme dikkate almadı.”

Saime Mesutoğlu, kaymakamlığın bulunduğu yerde birçok kamu kuruluşunun olduğunu, hepsinin de kameraları olduğunu, mahkemede kamera görüntülerini istemelerine rağmen mahkemenin oralı olmadığını söylüyor. Mesutoğlu aylar sonra mahkemenin taleplerini dikkate aldığını ama olay esnasında tüm kameraların görüntülerinin silindiğini söylüyor. Mesutoğlu, kendisinin de gözaltına alındığını 27 gün gözaltında kaldığını psikolojik işkenceye maruz kaldığını ve kendisinden sadece olayı eşinin yaptığına dair yalan ifade vermesini istediklerini söylüyor. 

Mesutoğlu, kendini Mardin emniyet müdürü olarak tanıtan kişinin, “Şerif’in adını ver seni bırakacağız, yoksa seni öldürürüz” dediğini belirtiyor. Saime Mesutoğlu eşinin olayı yapmadığını söylese de tutuklanıyor ve 2 ay cezaevinde kalıyor. “Sırf Şerif’in adını vereyim diye beni gözaltına aldılar ve tutukladılar” diyen Saime Mesutoğlu şöyle devam ediyor,   
“2018 yılında dosya karar aşamasındayken Şerif duruşmaya SEGBİS’le katıldı. Dosyada etkili bir araştırma yapılmadığını, kendisini kurban seçtiklerini söyledi ve bedenini ateşe verdi. O an hemen duruşma salonundan çıktık hastaneye koştuk. Urfa 500 yataklı hastane. Şerif’in orada olmadığını söylediler ama hastanenin etrafı güvenlikle çevrili. Günlerce o hastanenin kapısında yattım. Başhekime çıktım önce Şerif’in orada olduğunu kabul etmedi. Bende başhekime bağırarak Şerif’i öldürerek dosyayı kapatmak istiyorlar dedim. Sonra duyduk ki Şerif’i o hastanenin morgunda 5 gün tutmuşlar, Şerif bir ara çok kötü oluyor sağlıkçıları çağırıyor kimse gelmeyince kolundaki serumu söküp atıyor ve öyle rahatlıyor. Şerif’i Urfa’da 500 yataklı hastanede öldürmek istediler.”

Saime Mesutoğlu eşini ikinci kez de Ankara Numune hastanesinde öldürmek istediklerini söylüyor. Mesutoğlu, hastanede eşine doku nakli yapıldığını ve narkoz verilmeden canlı canlı ameliyat edildiğini söylüyor. Mesutoğlu, bu olayın arkasında karanlık güçler olduğunu ve çok güçlü olduklarını belirterek şöyle devam ediyor, 

“Kaymakamın ailesinin de korkunç iddiaları var. Hadi biz Kürt olduğumuz için bizi terörist görüyorlar o zaman kaymakamın ailesinin söylediklerini araştırsınlar. Kaymakamın ailesi validen bahsediyor, emniyet amirinden bahsediyor. Ben konuşabildiğim kadar konuşacağım. Beni hala takip ediyorlar, can güvenliğim yok. Çocuklarım çok küçük onları bırakıp çalışamıyorum da ya onlara da zarar verirlerse diye çok korkuyorum.”

Saime-Şerif Mesutoğlu çifti henüz otuzlu yaşlarındalar ve iki tane küçük çocukları var.  Dava Anayasa Mahkemesi’nde ve bu aile adalet bekliyor. 

KAYMAKAMIN AİLESİ KONUŞMUYOR

Şerif Mesutoğlu’nun eşi Saime Mesutoğlu’nun yanı sıra öldürülen Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk’ün ailesiyle de görüşmek istememize rağmen, önce “hayır” sonra evet demelerine rağmen iletişim sağlayamadık.  Yalnız kaymakamın kardeşinin sosyal medya paylaşımları ilginç. Onlarda Şerif Mesutoğlu’nun çocuklarını öldürmediklerini biliyorlar ama bu konuda tek kelime konuşmuyorlar. O dönemin valisini ve emniyet müdürünü aleni suçlayan açıklamalar.

GERGERLİOĞLU: KURBAN SEÇİLMİŞ

Ömer Faruk Gergerlioğlu, son üç yıldır Meclis’te Şerif Mesutoğlu’na adalet için soru önergeleri veriyor. Gergerlioğlu’nun kapısını çalıyoruz ve görüşlerine başvurduğumuzda Gergerlioğlu şöyle anlatıyor. 

“Dosyalar, deliller incelendiği zaman mahkemenin çok afaki bir karar verdiğini zorlama bir şekilde olayın Şerif Mesutoğlu’nun üzerine yıkıldığı anlaşılıyor. Benim gördüğüm suçsuz bir insan beş yıldır cezaevinde bu korkunç bir durum. Ortada aydınlatılamayan aydınlatılmak istenmeyen bir olay var ve birinin üzerine yıkıldığını görüyoruz. Bu insan içeride feryat ediyor, mahkemeye çıkıyor kendini yakıyor. Bir insanın kendisini yakması kolay mı? Elimize bir iğne batsa zıplarız. Bir insan işlediği bir suç için bunu yapar mı? Görüyoruz ki bu insan içeride çırpınıyor. Dosyanın da çok boş olduğunu görüyoruz ama tüm bunlara rağmen bir şey değişmiyor. Şerif Mesutoğlu yargısız infazla kurban seçilmiş durumda. Umarım Anayasa Mahkemesi gecikmeden bu dosyayı bozar.”

Gergerlioğlu, öldürülen Kaymakam Safitürk’ün babasının ve kardeşinin de Şerif Mesutoğlu’nun katil olmadığına inandıklarını, olayla ilgili bir çok beyanlarda bulunduklarını ve çıkıp bunu net bir şekilde söylemeleri gerektiğini söylüyor. Gergerlioğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor,

“İnsanın vicdanı sızlar. Beş yıldır bir insan içeride, çoluk çocuğu var, kendini yakmış, açlık grevlerine girmiş, ailesi perişan, madem kaymakamın ailesi de Mesutoğlu’nun katil olmadığına inanıyor, niye bunu yüksek sesle söylemiyorlar, niye bunu mahkemelerde söylemiyorlar. Benim kardeşimle alakalı bir olaydan dolayı suçsuz günahsız bir insan içeri girse, ben feryat eder dururum, bu insan suçlu değil derim ama belli ki kaymakamın ailesi pek umursamıyor. Ülkede yargının olmadığını herkes biliyor, Safitürk ailesi de bu dosyanın boş olduğunu, gizli bir iş olduğunu görüyor o yüzden bunu çok net söylemeleri lazım.  El insaf! Ne insani ne İslami bir şekilde izah edilebilecek bir durum değil.”

Gergerlioğlu, Safitürk ailesinin İslami hassasiyetleri olduğunu gördüğünü konuşmamalarının vicdanen, dinen yanlış olduğunu söylüyor. Gergerlioğlu Meclis’te neredeyse her hafta bu konuda önerge verdiğini ve hiçbir cevap alamadığını da belirtiyor.