Oktay Cansın EMİRAL


Metropoll Araştırma Kuruluşu tarafından açıklanan seçim anketinin sonuçları bu hafta açıklandı. Araştırma bulguları  siyasi iktidarı elinde bulunduran AKP-MHP ittifakının dişe dokunur ölçüde oy kaybettiğini gösteriyor. Olası bir erken seçim sonucunda Metropoll’ün bulgularına göre ‘‘AKP yüzde 30,7’’, ‘‘MHP ise yüzde 7,3’’ oranında oy alması muhtemel görünüyor.  Bu sonuçlara göre şimdilik AKP-MHP ittifakının yüzde 38’lik bir oyu var demektir. Bu manzara bize 2002 yılının siyasi iklimini hatırlatıyor. Bilindiği gibi 2002 Türkiye genel seçimlerinde AKP yüzde 34,4, MHP ise yüzde 8,3 oranında oy almıştı. 2002 seçimleri sonucunda AKP 365 milletvekili, CHP ise 177 milletvekili ile mecliste yer almış idi.

Metropoll araştırma sonuçlarında ilgi çeken bir başka sonuç ise herhangi bir partiye oy vereceğini açıklamayan yani çekimser kalan yurttaşların oranının yüzde 8,9 oranında olması. Siyasi katılım mekanizmalarının ülkemizdeki yurttaşlar tarafından en çok kullanılanı kuşkusuz seçimlerde oy verme eylemi ile gerçekleştirilen katılım tarzıdır. Seçimlerde oy kullanarak siyasi katılımda bulunmayı sırası ile gazete, dergi, televizyon, sosyal medya yayınlarını takip ederek siyasi katılımda bulunmak, sonrasında ise herhangi bir sivil toplum kuruluşuna üye olup gereken sivil toplum eylemlerinde bulunmak yer alıyor. Bu da bize yüzde 8.9’luk çekimser kalan kişilerden oluşan kesimin yoğun bir medya izleyicisi ve siyasi eylem katılımcısı olduğunu anlatmaktadır; yani medya organları üzerinden en iyi propagandayı hangi parti gerçekleştirirse ve etkili siyasi patriklerde bulunabilir ise çekimser kesimin oylarına rahatlıkla ulaşabilecektir.

Metropoll Araştırma Kuruluşu’nun 2020 seçim anketine göre dikkat çeken diğer bir kesim ise yüzde 7,7 oranda bulunan kararsızlar kesimi. Kararsızlar kesimi siyasi seçimlerde genellikle oy kullanan; fakat oy vereceği partiyi genellikle oy kabininde seçen yurttaşlardan oluşmaktadır. Bu kesim genellikle ilk kez oy kullanacak gençleri de içerisine almaktadır; yani ‘‘Z Kuşağı’’nı. Yüzde 7,7’lik devasa sayılan bir kararsız kesimin oylarını alabilen partiler gerçekleşecek bir sonraki genel seçimlerin galibi olacak. 

Mevcut siyasi arenada büyük çoğunluğunu gençlerin ve AKP-MHP ittifakına oy vermiş ancak sonra pişman olmuş yurttaşların oluşturduğu kararsızlar kesiminin oylarını alabilmek için gerçek bir pragmatik yönteme ihtiyacınız var demektir. Pragmatik bir siyasal iletişim yöntemi denilince aklıma  Amerika’da Barack Obama’nın seçilip Başkan olduğu 4 Kasım 2008 seçimlerinde kullandığı seçim kampanyası geliyor. Hem karasızları hem de çekimserleri ikna edebilen bu tarz pragmatik yöntemler deyim yerinde ise  siyasette ‘’Bir taşla iki kuş’’ vurmak anlamına gelmektedir. 2008 ABD Başkanlık Seçimleri’nde  Barack Obama kampanyasında Facebook’un kurucularından Chirs Hughes ile birlikte çalışarak sosyal medya üzerinden gençlere ulaşmıştır. Yeni oluşturulan sosyal medya hesapları, internet siteleri ve birçok video sayesinde gençlere  politik programını duyurmuştur ve başarılı olmuştur. Tabii ki ABD toplumunun ekonomik gelişmişliği göz önünde tutulduğunda halen daha oldukça pahalı sayılabilecek internet kullanım masrafları kampanyanın başarısında olumsuz etki göstermemiştir. Türkiye’de ise böyle bir kampanyanın başarı olasılığı ABD’dekinden düşüktür; çünkü Türkiye toplumunun ekonomik durumu interneti yeterince aktif olarak kullanmasının önünde kısıtlı da olsa engeller oluşturmaktadır. Bu sebeple halen daha yaygın olarak kullanılan televizyon siyasi seçim kampanyalarının en etkili enstrümanıdır. İnternet gazeteleri ise fazla internet harcamadığı için en çok ziyaret edilen internet ortamları konumundadır. Bunun yanında gazeteler, sanat eserleri ve kitap gibi geleneksel iletişim enstrümanları siyasal kampanyalarda güçlü etkisini sürdürmektedir. Türkiye’de sosyo-ekonomik şartlar böyle olduğu müddetçe siyasi iletişim kampanyaları ultra profesyonellik gerektiren bir olgu durumuna dönüşüyor; yani muhalefet partisiyseniz kararsız ve çekimser seçmenin oylarına ulaşıp iktidarı almak için epeyce medya harcaması yapmanız gerekmektedir.

Her şeye rağmen insanlığın ortak kültürel mirası sayılan etik değerler sayesinde Türkiye’de demokrasinin lehine olan bazı dışsal etkiler yaşanıyor. Dünyaca ünlü sosyal medya kuruluşu olan Twitter, AKP iktidarının gayrı ahlaki bir şekilde faaliyet gösteren 7340 Twitter hesabını kapattı ve kurumsal şeffaflık ilkeleri gereğince hesapları ifşa etti. Öyle anlaşılıyor ki gelecekte de bu türlü kirli girişimlere tevessül edecek hesapları kapatmaya devam edecek. Twitter kaynaklı gerçekleştirilen bu tarz eylemlerin tüm dünya demokrasilerine fayda getireceğini umut etmeliyiz; çünkü doğası gereği dijitalizasyon anti-demokratik nitelikler göstermektedir. Bu demokratik nitelikli sorun uluslar arası dayanışma ve eylemsel birlik sayesinde demokratik bir kazanıma dönüştürülebilir. Twitter’ın AKP trollerinin hesaplarını kapatmasını demokrasi tarihinde bir milat olarak kabul edebiliriz. Çok önemli bir gelişme bence…