Can DÜNDAR


ARTI GERÇEK- Dün vefat eden Necdet Üruğ, 12 Eylül’ün simge paşalarının sonuncusuydu. Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri olarak askeri rejimin kararlarında sorumluluğu vardı. Ama ondan önce de 1. Ordu Komutanlığı döneminde, Sıkıyönetim Komutanı olarak önemli sırları saklamıştır. Abdi İpekçi suikastı bunlardan biridir.

İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca yakalandıktan sonra Emniyet’te sorguya alınmıştı. CHP iktidardaydı; İçişleri Bakanı, Hasan Fehmi Güneş’ti. Ağca’nın sorgusunu gizli bir bölmeden izliyordu. Tetikçi konuşmaya başlamıştı, ama o arada 15 günlük sorgu süresi doldu. Süreyi uzatmak için Sıkıyönetim’in izni gerekiyordu. Emniyet, 15 günlük ek süre talep etti. Orgeneral Üruğ, talebi reddetti. Bunun üzerine Ağca, daha fazla konuşamadan Sıkıyönetim’e teslim edildi.

Hazırladığım bir yazı dizisinde bu konuya dikkat çekince Org. Üruğ bana bir mektup yollayıp kararının gerekçesini açıklamıştı. Buna göre gözaltı süresini uzatmama kararı, “polis içindeki ideolojik bölünmüşlük ve sivil cezaevlerinden sürekli kaçmalar yaşanması”ydı.

İşe bakın ki, Emniyet’ten kaçmasın diye sorgu süresi uzatılmayan Ağca, Sıkıyönetim’e teslim edildikten 6 ay sonra, Türkiye’nin en iyi korunan askeri cezaevinden kolayca kaçırıldı.

Elbette bu firardan sonra da kuşkular Orgeneral Üruğ üzerinde toplanmıştı. Üruğ, bu konuyu sorduğumda da, “Çok üzücü ve içe sindirilmesi mümkün olmayan bir olay” tarifi yapmıştı.

Ama pekâlâ içe sindirildi. Hatta Ağca’nın istihbaratın, yurtdışındaki illegal operasyonlarında kullandığı bir çetenin parçası olduğu, devletçe korunup kollandığı anlaşıldı. Suikastın peşine düşen ve Roma’da cezaevinde Ağca’yla görüşen Uğur Mumcu da İpekçi’den sonra, bir başka suikastın kurbanı oldu.

Bir baskı devrinin kudretli komutanı Üruğ, sadece 12 Eylül darbesine dair değil, öncesine ve sonrasına ilişkin de çok şey bilen bir tanık olarak, karanlığı dağıtabilecek sırlarıyla çekip gitti.