Orhan Kemal CENGİZ


Güneydoğunun sokaklarında bir seri katil dolaşıyor.

Bu seri katil tam 40 kişiyi öldürdü, bunların 18’i çocuk.

Öldüremeyip yaraladığı, sakat bıraktığı daha 57 kişi var geride…

Son kurbanı da Şırnak’ın İdil ilçesinde yaşayan 7 yaşındaki Mihraç Miroğlu’ydu.

Ondan geriye, futbol üniforması içinde çektirdiği, saf, temiz, umut dolu bir çocuk fotoğrafı kaldı sadece.

Bir de tonlarca ağırlıktaki aracın ezdiği bisikletinin bir böcek ölüsü gibi, şekilden şekile girmiş fotoğrafı…


***

Her çocuğun bir kâbusu olur.

Ateşlendiğinde, bir şeyden kaygılandığında o kâbusu dönüp gelip onu bulur.

Güneydoğu’daki çocuklar ise rüyalarında onları kovalayan zırhlı araçlar görüyorlar.

Daracık sokaklarda, top oynarken, uçurtma uçururken, bisiklete binerken; ya da rüzgârın tadını çıkarmak için umarsızca koşarken, birden bir köşeden, kara bir gölge gibi, devasa bir zırhlı araç çıkıp geliyor.

Çocuklar ya kaçabiliyor ya kaçamıyor.

Kaçamadıklarında, geriye, kırık dökük bir bisiklet ve tarifi mümkün olmayan acılar kalıyor.

***

Çocuklar, bu zırhlı araçların sadece Güneydoğu’da çocuk öldürdüğünü biliyor.

Batı’da bu araçlar, asfalt yollardan gidiyor; Batı’da çok dikkatli sürüyorlar bu araçları.

Ama çocuklar biliyor, Güneydoğu’ya gelirken bu araçları kullanan amcalara bir haller oluyor.

Onları çok korkutan Kurt Adam filmlerinde olduğu gibi, bu amcalar kendi yaşadıkları topraklara yaklaşırken bir değişime uğruyorlar; bıyıkları uzayıp aşağı doğru sarkıyor, gözleri kızarıyor kızgınlıktan; elleriyle sürekli kurt işareti yapıyorlar…

Bu araçlar onların yaşadıkları semtlere gelirken, artlarında toz bulutları bırakarak fırtına gibi esmeye başlıyorlar.

Çocuklar biliyor bütün bunları; ama bilmek bir işe yaramıyor.

Onlar bu devasa araçlar karşısında kendilerini korumak için çok küçük, çok çelimsizler…


***

Ölüp gittiklerinde, artlarında hiç bitmeyen bir yas bıraktıklarını biliyor bu çocuklar.

Yine biliyorlar ki, bu sarkık bıyıklı amcalar, onları öldürdükten sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyorlar.

Elleriyle kurt adam işareti yapan bu amcalar mahkeme önüne çıktıklarında; “zırhlı araç çok yüksektir, ben bu çocuğu göremedim…zırhlı aracın kaportası çok kalındır ben bu çocuğu duyamadım…bizim araçların kör noktası çoktur, bu çocuk da kör noktaya girmiş işte…” diyorlar.

Ölen çocuklar, bu amcalara mahkemelerin çok müsamahalı davrandığını biliyor.

Onlara hiçbir soru sorulmadığını; neden o kadar hızlı gittiklerinin sorgulanmadığını, neden o kadar dikkatsiz olduklarının üzerinde durulmadığını da…

Sonra o mahkemelerdeki hâkim amcalar bilirkişi raporları istediklerinde, bütün o bilmiş kişilerin ölen çocukları suçlu çıkardıklarını, kurt işareti yapanları kusursuz bulduklarını da…


***

Çocuklar başlarına kötü şeyler geldiğinde buna hep kendileri yol açtı zannederler.

Sizin hiçbir suçunuz yok çocuklar inanın.

Ben hukukçu bir amcanız olarak; mahkemelerde yapılan o savunmaların sadece sizleri kandırmak amacını taşıdığını söylemek zorundayım.

Hiçbir devlet; hiçbir kamu görevlisi, kullandığı araçlara sorumluluğu yükleyerek, insan hayatına son vermek gibi bir suçtan kendini aklayamaz.

Bu zırhlı araçların bombaya karşı ses geçirmez olduğu; o yüzden insanları duymadıkları, çok yüksek oldukları o yüzden insanları göremedikleri; manevra yapamadıkları falan bunların hepsi çocukları kandırmak için söyleniyor…

***

Devletler sadece insanları öldürmemek değil, ölmelerini engelleyecek tedbirleri de almak zorundadır çocuklar.

10 yılda 40 kişi ölmüşse ve her defasında aynı bahaneler üretiliyorsa, arkasında korkunç bir şey vardır bunun.

Ölen çocuklar hep Kürt çocuklarıysa…

Öldürenler hiç ceza almıyorsa…

***

Ölümünüzde sizin hiçbir kusurunuz yok çocuklar, asla…

Mahkemelerde söylenen yalanlara inanmayın…”

Kaynak: https://orhankemalcengiz.net/zirhli-katil-ve-cocuklar/