Öztürk TÜRKDOĞAN


ARTI GERÇEK- "Bildiğiniz gibi birkaç gün önce Elazığ sivrice'de 6.8 büyüklüğünde bir deprem yaşandı ve hem Elazığ'da hem de Malatya'da çok sayıda insanımız etkilendi. Yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Depremi konuşmuşken 'konut hakkı' üzerine birkaç söz söylemek istiyorum. Türkiye Birleşmiş Milletler ekonomik sosyal ve kültürel haklar sözleşmesine onaylanmış ve yürürlüğe koymuş bir ülkedir. Bu sözleşmenin 11. maddesinde Yaşam Hakkı Standartı düzenlenmiştir ve bu standardın en önemli bileşenlerinden bir tanesi de yeterli konut hakkıdır. Tıpkı yeterli beslenme gibi, yeterli yaşam seviyesine ulaşma gibi, hayat standardını sağlama gibi. Dolayısıyla deprem ülkesi olan Türkiye'de siyasi iktidarın vatandaşların güvenilir konutlarda yaşamasını sağlamak yükümlülüğü olduğunu bir kez daha hatırlatıyorum.

Deprem elbetteki önlenemez. Ama deprem meydana geldiğinde güvenilir, sağlam, dayanıklı konutlar üretilirse can kayıpları söz konusu olmaz ve biz de deprem gerçeüi ile yaşamayı öğreniriz. Bunları özellikle ifade etmek istedim.

Günümüzde önemli konular var. Bunların başında geçen hafta Sayın Adalet Bakanı ile yaptığımız görüşmeler. O görüşmelerde dile getirdiğimiz hususlar. Bunların başında 'yeni insan hakları eylem planı' geliyor. Aralık sonunda Adalet Bakanlığı bu toplantıya davet etmişti. Bizler de insan hakları savunucuları olarak bu toplantıya katılmış ve görüşlerimizi sözlü olarak paylaşmıştık. Yazılı raporumuzu oluşturduk ve bakanlığa ilettik.

Özellikle ifade özgürlüğü konusu. Yaşama hakkı, işkence, kötü muamele, onur kırıcı davranış yasağı, adil yargılanma hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, aile hayatına saygı, kişisel verilerin korunması, örgütlenme özgürlüğü gibi başlıklarda, mülkiyet hakkı gibi başlıklarda çok kapsamlı görüşlerimizi sunduk.

Burada şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye'de ifade özgürlüğü olmazsa olmazdır. Demokrasinin geliştirilmesi için ifade özgürlüğü geliştirilmesi gereklidir ve ifade özgürlüğü noktasında da basın özgürlüğünü vurgu yapmak istiyorum. Gazeteci arkadaşlarımızın basın kartlarının iptal edilmesi kesinlikle kabul edilemez. İletişim Başkanlığı bu konuda geri adım atmıştır ancak, 900 civarında basın mensubu arkadaşımızın kimlik kartları ile ilgili süreç hala devam etmektedir. Türkiye artık basın mensuplarına basın kartı vermeme uygulamasından vazgeçmeli. Basın kartını meslek örgütü vermeli, böylece çağdaş dünyayla paralel bir uygulamaya Türkiye gelebilir diye düşünüyorum.

Tabii Sayın Bakanla görüşme konularımızın başında hapishaneler vardı. Daha sonra Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile bu konuları uzun uzun konuştuk. Öncelikle İmralı hapishanesindeki görüş yasaklarının yeniden devreye konmasının kabul edilemeyeceğini ve Abdullah Öcalan ve diğer mahpusların avukatları ve aileleri ile görüşülmesi gerektiğini talebini bir kez daha ve özellikle belirttik. Çünkü mevzuat çok açık, bu kanuna aykırı, bitmesi gerekiyor.

Hapisanelerle ile ilgili sorunlar çok fazla. Çünkü baştan aşağı dolu Türkiye hapishaneleri. 194 bin civarında mahpus var. Kapasitenin çok çok üzerinde. Çok ciddi anlamda bize ulaşan ihlal iddiaları var. Bunları sık sık yetkililere üretiyoruz ve ihlalleri giderilmesini istiyoruz. Ama şunu vurgulamak gerekiyor ki, bizim işkence, kötü muamele ve onur kırıcı davranış yasağı olarak adlandırdığımız uygulamalar, maalesef siyasi iktidar tarafından bu şekilde algılanmıyor. 'Yetkinin aşımı' diye algılanıyor işte darp diye algılanıyor, daha kötü muamele diye algılanıyor. Halbuki birçok uygulamanın işkence uygulaması olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyoruz. Ve ihlallerin giderilmesi noktasında ısrarımızı sürdürürüyoruz. Tam da bu noktada şunu belirtmek gerekir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi Güvenlik Komisyon Başkanı Selami Altınok da yaptığımız görüşmede özellikle kaçırma vakaları ve buralarda yaşanan işkence olaylarının, üniversite öğrencileri ve çeşitli basın mensuplarına baskıyla ajanlık dayatılmasını, bu konuda özellikle istihbaratçıların denetlenmesi noktasındaki görevlerini kendilerini hatırlatmıştık.

Bu ısrarımız devam ediyor. Biz bu görüşmeleri gerçekleştirirken, şu anda neleri ifade ediyorsak, çok daha açık bir şekilde, olaylarla, iddialarla, somut verilerle bütün bunları paylaşıp ihlalin giderilmesi noktasındaki ısrarımızı sürdürüyoruz. Bugünlerde Birleşmiş Milletler'de Cenevre'de evrensel periyodik izleme toplantıları yapılıyor. 28 Ocak'ta da Türkiye konuşulacak. Evrensel periyodik izleme öncesi biz Türkiye'nin durumu ile ilgili İnsan Hakları Derneği olarak hem de çok sayıda kuruluşla birlikte çeşitli raporlar gönderdik. Son 5 yılında Türkiye bambaşka bir hale geldi. Ocak 2015'teki Türkiye ile Ocak 2020'deki Türkiye arasında çok büyük farklılık var. Her şey değişti artık tek kişi yönetimine dayalı 'Türk tipi başkanlık' diye özetlenebilir bir yönetim anlayışı var. Son 5 yıldır silahlı çatışmalar bitmedi.

Özellikle yaşam hakkı boyutunda çok ciddi ihlaller var. Yine son 5 yıl içerisinde seçme seçilme hakkına yönelik çok ağır ihlaller var ki hem 2016-2017'deki kayyım uygulamaları, hem de 2019 yerel seçimlerinden sonra seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp yerlerine kayyım atanması uygulamaları çok ciddi. Demokrasi noktasında ne kadar geriye gidildiğini gösteriyor.

Çok uzatmak istemiyorum. Özellikle tutuklu Belediye Başkanı arkadaşlarımızın salıverilmesi gerekiyor ki Türkiye gerçekten hem insan hakları planında atmayı düşündüğü adımlar hem de yargı reformu çerçevesinde atmayı düşündüğü adımlarını gerçekleştirebilirsin istiyorum. Umuyorum ki, Osman Kavala arkadaşımızı yanımızda göreceğiz. Umuyorum ki, Demirtaş ve Yüksekdağ ve diğer siyasetçi ve Belediye Başkanı arkadaşlarımızı yanımızda göreceğiz. Elbetteki ÇHD'nin yeniden başkanı seçilen Selçuk Kozağaçlı ve diğer tutuklu avukat arkadaşlarımızı aramızda görmek istiyoruz. Bu mücadele aynı zamanda bir özgürlük mücadelesi. İnsan hakları mücadelesini kararlılıkla sürdürüyoruz. Çok şey söylemek isterdim ama şunu vurgulamak gerekir ki, Sahici olmak gerekiyor. Biz de bu sürecin takipçisi olarak bu eylem programlarına ne kadar uyulup uyulmadığını kamuoyu ile sık sık paylaşacağız."