Esra ÇİFTÇİ


ARTI GERÇEK- Pandemi sürecinin başlamasının ardından müzik emekçileri maddi-manevi kayıplar yaşadılar, sanat ürünlerini, yaratıcılıklarını, eserlerini ortaya koyabilecek alanlarını yitirdiler. Pandemi, pek çok iş kolunda çalışma şartlarını olumsuz etkilerken, kültür sanat alanında üretim yapan müzik emekçileri bu dönemi ciddi sıkıntılarla çok daha ağır geçirdi. Yüzün üzerinde müzisyen yaşadıkları ekonomik ve psikolojik sıkıntılar yüzünden intihar etti. Müzik aletlerini satanlar oldu. Artı Gerçek olarak bu haftaki dosyamızda müzik emekçilerinin yaşadığı sorunlara yer verdik. 

EDİP AKBAYRAM: MÜZİSYENLERE ÇOK BÜYÜK DARBE VURULDU

İlk olarak sözü usta sanatçı Edip Akbayram’a veriyoruz. Akbayram, yaşananlar karşısında çok üzüldüğünü ifade ediyor: 

“Aşağı yukarı bir buçuk yıldır covid-19 nedeniyle hiçbir sanatçı konser veremedi. Hepimiz sağlığımızı düşünerek evlerimize kapandık. Ama işine gidip, evine ekmek götürmek zorunda olan bir sürü müzisyen vardı. Dolayısıyla bir buçuk senedir hiç kimse çalışamadı. Şimdi bizler sanatçı, yorumcu, şarkıcı olarak belli birikimlere sahip insanlarız ama arkamızda çalışan müzisyenler yalnızca konser müzisyenleri değil. Barda çalışıp gece 12’de sahneye çıkıp saat 3’e kadar çalışacak evine ekmek götürecek bir sürü müzisyen var.”  

Akbayram, bu süreçte müzisyenlere ve esnafa çok büyük bir darbe vurulduğunu söylüyor. Akbayram’ın sözleri şöyle:

“Bu yasaklar olunca biz meslek birliği olarak yakından takip ettik 120’ye yakın sanatçı intihar etti bu ülkede. Bu, Türkiye Cumhuriyeti için çok acı ve yakışan bir durum değil. Dolayısıyla ben bir buçuk senedir çalışmıyorum arkamda çalışan müzisyenlere elimden geldiği kadar yardım etmeye çalıştım. Kimisinin çocuğu okula gidecek, kimisi kirasını verememiş. Birçok müzisyen böyle darlık içerisinde. Gazetede okumuşsunuzdur Türkiye’nin en iyi başkemancısı intihar etti. Bunların bu ülkede yaşanmaması lazım. Neredeyse İBAN hükümeti olduk gibi. Yani acılar yaşıyoruz, seller var, orman yangınları var, bir bakıyorsunuz ‘İBAN numarası’ deyip duruyorlar. Ben bu ülkede 50 yıldır sanatçıyım, 50 yıldır vergimi ödüyorum, sen bana bir ay iki ay bakamayacak mısın devlet olarak? Bunlar acı şeyler.”

İLKAY AKKAYA: ÖRGÜTLÜ OLMAYIŞIMIZIN BEDELİ AĞIR OLDU

Çoğu müzik emekçisinin sosyal hakları yok, birçoğu sigortasız ve kayıt dışı çalışıyor. Müzik emekçilerinin haklar temelinde örgütlü olmayışlarının bedelinin ağır olduğunu söyleyen sanatçı İlkay Akkaya’ya veriyoruz sözü:

“Bulunduğumuz ortamda Pandemi öncesi de işlerin yolunda olduğu söylenemezdi. Ancak salgınla birlikte sorunlar daha da görünür hale geldi ve dahası büyüdü. Yaptığımız işin doğası gereği kalabalıklardayız ve üretimimiz de bundan besleniyor bir yanıyla da. Pandemi yasaklarının ilk günlerinde zorlu ve uzun bir sürecin başında olduğumuzu pek çoğumuz fark edemedi. Üretim devam etti, kongreler sayesinde yeni pikler yaşandı ancak sahneler hep kapalıydı. Haklar temelinde örgütlü olmayışımızın bedeli ağır oldu." 

Akkaya, gece yarısından sonra ‘müzik yasak’ başlıklı toplum mühendisliğinin de rahatça yürürlükte olduğunu söylüyor. Akkaya şöyle devam ediyor: 

“Sektör emekçileri yalnızca yorumcular ve eser sahipleri değil. Sahne emekçileri, orkestra elemanlarından menajerlere, ses tesisatından ışığa, rodisinden gişecisine kadar çok büyük bir kitle. İşin aslı, insanca yaşamak için gerekli her şey için mücadele ediyoruz, köle gibi yaşamak serbest yalnızca. Hiçbir bilginin şeffaf bir şekilde paylaşılmadığı ve temel bir mantık örüntüsünden uzak bir salgın dönemi yaşadık ve yaşayacağız da. Ve maalesef bunun için örgütlenme adına fiili olarak atılmış bir adım yok henüz. Bazı tartışmalar sürüyor birçok platformda ancak belirsizliğin bu kadar belirgin olduğu bir tarihsel süreci karşılayabilmek ve aşabilmek için sanırım yine olayların değiştirme gücü gerekecek.”

SEVİNÇ ERATALAY: HAYATIN RİTMİ BOZULDU

Sanatçı Sevinç Eratalay’da müzik emekçilerinin yaşadıkları karşısında öfkeli. Eratalay, müzik sektörünü virüsün değil, devletin yok ettiği bir sektör olduğunu söylüyor. Eratalay şöyle konuştu:

“Pandemi dönemi ile birlikte hayatın ritmi bozuldu. Hayatın ritminin bozulması demek, tüm sektörlerin yaşamının altüst olması, yok olması demektir. Bundan en fazla etkilenen sektörlerden birisi de müzik sektörüdür. Pandemi vb. durumlarda demokratik ülkelerin sosyal, hukuksal tüm sektörlere ayırdığı bir bütçe olur. Bazı devletler ise halk için değil, belirli bir zümre için çalışır. Müzisyen açmış, enstrümanını satıyormuş, intihar ediyormuş, koca bir sektör yok oluyormuş o devletin umurunda olmaz.”

Eratalay konuşmasına şöyle devam ediyor:

“Müzik emekçileri yıllarını verirler bu işe. Yüreklerini, emeklerini, alın terlerini. Sanatçılar kendi aralarında online dayanışma konserleri düzenledi, yetti mi? Tabi ki hayır. Sigortasız, işsiz olan binlerce müzik emekçisi kırıldı. Sahil kenarlarında, sokakta dip dibe olan insan topluluğundan virüs kaçarken, gece 12’den sonra müzik eğlence yerlerinde ortaya çıkıp bulaşma riskini anlamak zor. Büyük krizlerin olduğu dönemlerde senin kazandığın her kuruşun yarısından fazlasını alan devlet şimdi yok. Son olarak şunu söyleyeyim, müziğin temeli ritimdir. Hayatın ritmi bozulunca müziğin de ritmi bozuldu. Bu değişime ayak uydurup, yeni kurulacak bir hayatın ritmini yaratmak zorundayız.” 
Sokak müzisyeni Sedat Anar: Hayat üniversitesinin arka kapısından mezun olduk

Bir başka müzik emekçileri ise sokak sanatçıları. Özellikle metropollerin kent dokusunun önemli parçaları onlar. Metro çıkışlarında, vapurlarda, şehir meydanlarında rastlarız onlara. Pandemi belki de en çok onları etkiledi. Virüsün yanı sıra şiddete de maruz kaldılar. Uzun yıllardır sokak müzisyenliği yapan Sedat Anar, Türkiye’de sokak müzisyeni olarak hem maddi hem de manevi anlamda yaşamanın çok zor olduğunu söylüyor. Anar, pandemi sürecini şöyle anlatıyor: 

“Hangi partiden ya da hangi belediyeden olursa olsun zabıtalar sokak müzisyenlerini hiçbir zaman rahat bırakmaz bu ülkede. Tıpkı 2014 yılında Ankara Karanfil Sokak'ta müzik yaparken zabıtalardan bir kamyon dayak yediğimiz gibi. Sokak müziği kültürünün Türkiye’de halen oluşma aşamasında olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Halen dilencilik yaptığımızı iddia eden zabıtalar, dilencilere yaptıkları gibi kabahatler kanunundan ceza kesiyorlar.”

Anar, sokak müziğinin aktif bir şekilde 90’lı yılların sonlarından itibaren yaygınlaştığını söylüyor. 

“Bizon Murat ve arkadaşlarının kurduğu SiyaSiyabend grubunun Fatih Akın’ın Köprüyü Geçmek adlı müzik belgeselinde görünmesinden sonra sokak müziği yaygınlaşmaya başladı. Türkiye’de çıkan herhangi bir derginin yapmış olduğu müzik sayısını alın yüzde doksan sekizinde sokak müzisyenlerine yer verilmemiştir. Yani o dergiyi hazırlayanlar her türden müzisyene yer verirken sokak müzisyenlerinin varlığından haberdar olmadığını mı düşünüyorsunuz? Ben salonlarda konser yaptığımda monitör istediğimde arkamdan ‘sokaktan gelmiş sokakta monitörle çalıyordu sanki’ dediklerini de duydum.” 

Anar, intihar eden müzisyenler arasında sokak müzisyeni bir tanıdığının da olduğunu ve kimsenin ruhunun duymadığını söylüyor. 

“Hani Yeşilçam filmlerinde ‘Hayat üniversitesinin arka kapısından mezun oldum’ diye bir cümle vardır. Herkes de bu replikte güler. İşte Türkiye’de yaşayan bir sokak müzisyeniyseniz o cümlenin gülünecek bir şey olmadığını anlarsınız. Ya da Fatih Akın’ın belgeselinde SiyaSiyabend grubundan Dede Murat’ın dediği gibi ‘Sokakta kafanı taşa koyduğunda taşın taş olduğunu anlarsın.’ Her şey göründüğü gibi güzel değildir sokakta. Temennim şudur ki sokak müzisyenlerinin de Mesam ya da Müyor1 gibi bağlı olduğu bir kurumları olsun. Belki sesimizi duyarlar buradan”

CHP MİLLETVEKİLİ VELİ AĞBABA: MÜZİSYENLER KÜÇÜK DÜŞÜRÜLDÜ

Siyasi partilerden de müzik emekçilerinin yaşadığı sorunlara ilişkin tepkiler geldi. CHP Milletvekili Veli Ağbaba, CHP Genel Merkezi önünde sanatçılarla birlikte basın açıklaması yaptı. Türkiye’de salgın sürecinin doğru yürütülmediğini söyleyen Ağbaba şöyle konuştu: 

“Bu süreçte en büyük mağduriyeti yaşayan kesimlerin başında müzisyenler geldi. Müzisyenlerimiz bu süreçte; çocuğunun nafakasını, evinin kirasını, doğalgaz, elektrik, su faturalarını ödeyemediler. Hayatta en büyük varlıkları ve sermayeleri olan müzik aletlerini satmak durumunda kaldılar. İktidar ise müzisyenlere, günübirlik yardımlar, göstermelik destekler verdi. Bunun için bile müzisyenlere ‘müzisyen olduğunu ispat et, mail at, video at’ denildi, küçük düşürüldü.”

Ağbaba, müzisyenlerin, sanat emekçilerinin örgütlenmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılması gerektiğini söylüyor. Ağbaba, müzisyenlerin yaşadığı zorlukları şöyle ifade ediyor.

“Bu süre içerisinde müzisyenlerimiz arasında başka işlerde çalışanlar oldu. Düşünün hamallık yapan var. Bir müzisyen ‘Ellerim artık enstrüman çalabilecek durumda değil’ demişti. Parasızlıktan şehir değiştiren, ailesinin yanına göç edenler var. Tüm bu yaşananları göz önüne aldığımızda, iktidarın sanata da müzisyenlere de bakış açısı ortaya çıkmış oluyor. Biz müzik yaşasın, müzisyen yaşasın, sanat yaşasın istiyoruz. O dönem dile getirdiğimiz önerilerimizi bir kez daha tekrarlamakta fayda var; öncelikle müzisyenler yasal statüye kavuşturulmalıdır. Sosyal devlet politikası olarak ya Esnaf Bakanlığı kurularak ya da Kültür Bakanlığı bünyesinde sanat emekçileri kayıt altına alınmalıdır.”

YARIN: SİYASİ İKTİDAR MÜZİK EMEKÇİLERİNİ GÖRMEK İSTEMEDİ