Tutuklu iş insanı ve insan hakları aktivisti Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrısı yapan 10 büyükelçinin sınır dışı edilmesi tartışmaları gündemdeki yerini koruyor.

Muhalefet kanadı bu adımın ülkeyi telafisi olmayan bir sürece sürükleyeceği uyarısında bulunurken, iktidar cephesinden de bu görüşü destekler nitelikte mesajlar gelmeye başladı.


Hükümete yakınlığıyla bilinen Sabah gazetesi köşe yazarı Melih Altınok, 10 büyükelçinin sınır dışı edilmesi talimatı verdiğini açıklayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’un bu hamlesinin ‘sıra dışı’ olduğunu belirtti.

"Büyükelçiler gönderilir mi?" başlıklı köşe yazısında Altınok, Erdoğan’ın bu adımının uygulanabilirliğinden ziyade işin nereye varacağını çizen bir çerçeve ve ‘kararlılık mesajı’ olduğunu ifade etti.

“Dolayısıyla bugünden yarına söz konusu büyükelçilere yönelik bu derece sert yaptırımların gündeme gelmesini beklemiyorum” ifadelerini kullanan Altınok, ‘şaşırmayı bırakmalıyız’ telkininde bulunduğu yazısında şunları kaydetti:

“ABD, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda'nın Ankara Büyükelçileri, Türkiye'nin Osman Kavala hakkındaki AİHM kararına uyması için bildiri yayınladılar.

Herkes Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu girişim karşısında verdiği "istenmeyen adam ilan edilsinler" tepkisinin teamüllerin dışında ve sert olduğunu söylüyor.

Evet, Cumhurbaşkanın hamlesi sıra dışı.

Ne var ki söz konusu ülkelerin tavrı da alışılmışın dışında. Daha önceki girişimlerine bakarsak el arttırdıkları ortada.

Eğer söz konusu bir davada AİHM kararına uyulmamasıysa, bunun AB'nin kurumsal kimliğini temsil eden organlarca dile getirilmesi gerekirdi değil mi?

En azından bugünlerde AB ile benzer sorunlar yaşayan Polonya'yla tartışmalarındaki kadar sağduyulu davranmalılardı.

Belki takip edenleriniz olmuştur. Polonya Anayasa Mahkemesi, Avrupa Birliği yasalarının ulusal anayasadan "mutlak üstünlüğü" ilkesinin (Bizdeki 90. Madde) Polonya Anayasası'na aykırı olduğu yönünde karar aldı.

Kavala meselesindeki gibi tek bir karar üzerine yapılan tartışmadan bahsetmiyorum... Üye bir ülkenin Birliğin temel prensiplerinden birini çöpe atması gibi yapısal bir krizden bahsediyorum.

Tartışma Polonya'da ve tüm AB'de öylesine büyümüş bir durumdaki Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Milos Zeman, "Umut veren devrimci bir yargıyı selamlıyorum. Polonya her zaman cesur olmuştur" diyerek karara destek verdi.

Bence isyan bayrağını açıp egemenlik tartışmasına bodoslama dalan Polonya'ya gösteremedikleri tepkiyi, Birliğe aday bile olmayan Türkiye'den esirgemeyenlerin derdi Osman Kavala'nın mağduriyeti falan değil...

Bu popüler dava üzerinden Türkiye'yi Biden'ın seçim öncesi açıkça konumlandırdığı pozisyona doğru itmeye çalışıyorlar. Diplomasi, teamüller umurlarında değil.

Öyle ya Türkiye ve AB arasındaki AİHM'le ilgili bir mevzuda ABD'ye, Kanada'ya ve hatta yeni Zelanda'ya ne oluyor?

Mesele "başkaysa" İngiltere niye ağzını açmıyor?

Herkesin merak ettiği Büyükelçiler gerçekten deport edilecek mi sorusuna gelince...

Ben Cumhurbaşkanı'nın çıkışının, oyunun kurallarını değiştirmeye çalışanların restine karşı genel bir kararlılık mesajı olduğunu düşünüyorum. İşin nereye varabileceğine işaret eden bir çerçeve.

Dolayısıyla bugünden yarına söz konusu büyükelçilere yönelik bu derece sert yaptırımların gündeme gelmesini beklemiyorum.

Ama ilerleyen süreçte daha sert hamleler de görecek gibiyiz.

Şaşırmayı bırakmalıyız.

Zira birilerinin hâlâ ne zaman çıkacak diye korkuyla gün saydığı 3. Dünya Savaşı çoktan başladı zaten. Pandemi başka ne ki?”