Seda TAŞKIN


+GERÇEK- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Öcalan, Demirtaş’ın oradan verdiği mesajlardan rahatsız olduğu ortada bir gerçek” sözlerine yanıt veren HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, “Erdoğan konuşmasında Öcalan’ı kastederek ‘kendisine sormak gerekir’ dedi. Biz de tam olarak bunu söylüyoruz. Bu ağırlaştırılmış mutlak tecridi kaldırın, açın kapıyı” dedi.

Aralarında +Gerçek’in de bulunduğu bir grup gazeteciyle bir araya gelen HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İmralı ve Demirtaş söylerinden, üçüncü ittifak görüşmelerine, Kılıçdarğlu’nun açıklamalarına kadar gündemdeki bir dizi konuda açıklamalarda bulundu. Oluç’un gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Cumhurbaşkanı Erdoğan önce “Edirne’deki en büyük hesabı İmralı’dakine verecek” dedi daha sonra ise “Öcalan’ın Demirtaş oradan verdiği mesajlarından rahatsız olduğu ortada bir gerçek” dedi. Erdoğan’ın Öcalan hakkındaki konuşmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonraki hamlesi ne olabilir?

İmralı’da ağır tecrit sürüyor. Abdullah Öcalan ile yüz yüze yapılan en son görüşme 2019 yılında yapıldı. O zamandan bugüne kadar sadece bir kez aile görüşmesi gerçekleştirdi ve o da yarıda kesildi. Bunun görüşmenin dışında 2019 yılının Mayıs ayından bu yana kendisiyle bir görüşme gerçekleşmedi. O yüzden elimizde herhangi bir bilgi yok. Ama Erdoğan’ın konuşmaları üzerinden bizim çıkartabileceğimiz noktalar var. Erdoğan grup toplantısında konuşurken sadece “Edirne’deki İmralı’ya hesap verecek” demişti ancak önceki gün yaptığı konuşmasında ise daha fazla şey söyledi. Hatta Erdoğan konuşmasında Öcalan’ı kastederek ‘kendisine sormak gerekir’ dedi. Biz de tam olarak bunu söylüyoruz. Bu ağırlaştırılmış mutlak tecridi kaldırın, açın kapıyı. Ya avukat heyeti ya da içinde bizimde bulunduğumuz bir siyasi heyetle görüşebilsin. Hem Türkiye hem de bölge politikasına dair eleştirilerini ve önerilerini söylesin, biz de birinci ağızdan duyalım.

‘BİZ KENDİSİNE SORMAK İSTİYORUZ’

Biz Öcalan’ın kendisine sormak ve görüşmek istiyoruz. Ya da kendi el yazısıyla mektubunu okuyalım. Halk da bunu istiyor. 2013-2015 yılları arasında İmralı ile müzakere yapılırken nihayetinde bu görüşmeler açıklandı ve 28 Şubat 2015 tarihinde Dolmabahçe mutabakatına gelindi. Aynı şekilde varsa bir görüş, öneri, eleştiri duymak isteriz. Aksi taktirde bu durum seçim için araçsallaştırılmış oluyor. Bu nedenle konunun bir tarafı olan kişi şu anda tecrit altında, cevap hakkı, iletişim yok. İsmi etrafında tartışma yapılıyor.

Kılıçdaroğlu, DEVA ziyaretinde “demokrasi gelecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi. Siz bu konuya ilişkin neler söylemek istersiniz?

Kılıçdaroğlu sanırım Diyarbakır derken Kürt sorununu kastediyor. Demokrasiyle, Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümünü birbirinden ayırmak doğru da değildir, mümkünde değildir.  Bir ülkede demokrasi varsa o zaman Kürt sorunun da yaşanmıyor demektir. Ülkede kimlik ve kültür hakları savunulmuyorsa, Kürt sorunu çözülmemiş demektir. Siyasi irade kayyım yoluyla gasp ediliyorsa, Kürt halkının siyasi temsilcileri rehin olarak tutuluyorsa, Kürt çocukları ve gençleri panzerler eziyorsa bu ülkede Kürt sorunu çözülmemiş ve demokrasi de yok demektir. Kılıçdaroğlu, bu sözleriyle doğru bir yere işaret etmiştir. Ama bu laflar yetmiyor. Kendisi daha önceki bir konuşmasında Kürt sorunun çözüm yerinin meclis olduğunu söyleyerek, siyaset alanında muhatabın HDP olduğunu söylemişti. Bu sözlerin hepsi doğru ancak bu yetmiyor. Gerçekten adım atılması gerekiyor. Kürt halkı da Diyarbakırlılar da bu sözleri çok duydu. Ne yazık ki bu sözleri duyduktan sonra hep vahim sonuçlarla karşı karşıya kaldık. Umarız yine benzer bir durum yaşanmaz.

Yine aynı görüşmede Kılıçdaroğlu, üçüncü yol çalışmanızı olumlu bulduğunu söyledi. Sonrasında ise TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Bekir Bozdağ, "Millet ittifakı, 3'üncü ittifakı kurduruyor. 3'üncü ittifak, Millet İttifakı’nın seçim stratejisinin bir parçasıdır" dedi. Bu sözleri değerlendirir misiniz?

Bizim üçüncü yol diye tarif ettiğimiz siyasi duruş, HDP’nin temel politikasıdır. Bu seçimlerle ilgili bir durum değildir ve yeni bir şey değildir. Sayın Bozdağ’ın bu konudaki açıklamalarına ancak gülümseyerek cevap verebilirim. Geçtiğimiz yıl Eylül ayında deklarasyon yayınladık ve orada da bir demokrasi ittifakına ihtiyaç olduğunu söyledik. Bunu söylerken sadece seçimlerle ilgili olarak da söylemedik. Hem seçim öncesi hem de seçimler sonrası açısından söyledik. Bu tür değerlendirmeler demokrasi kültüründeki eksiklikten kaynaklanıyor. Cumhur İttifakı’nda birbirine ağır hakaretlerde bulunmuş iki partinin günün birinde birbirleriyle ittifak kurması bir siyasi taktirdir. Her siyasi parti, siyasi taktikler uygular. HDP’de siyasi taktikler uygular ama HDP’nin bir de stratejik haritası vardır. Dolasıyla üçüncü yol o tanımla konuşacaksak bizim için stratejik bir yoldur. Cumhur ittifakı ve onun lideri Erdoğan toplumu ben varım demektedir. Toplumsal ve siyasal muhalefetin buluşacağı güçlü bir mücadele birliğine ihtiyaç vardır. Bu sadece seçimlerle ilgili değildir. Bizim de öyle bir demokrasi ittifakı çalışmamız vardır meşrudur. Bir mücadele aracıdır. Bu konuda da adım atıyoruz.

Sol sosyalist yapılarla gerçekleştirdiğiniz toplantının üzerinden on gün geçti. İkinci bir toplantı tarihi belirlendi mi? Nasıl bir yol yürüyeceksiniz?

Gerçekleştirilen toplantıda birkaç karar alınmıştı ve bunlardan bir tanesi de bu genişlik yetmez daha geniş olmalıdır denildi. Herkesin üzerinde anlaştığı bir konuydu. Diğeri de heyetler olarak görüşmeleri sürdürüleceği ve gereken aşamada bir toplantı daha alınma kararıydı. Şimdi heyetler olarak çalışma sürecek. Heyetler arasında asgari müştereklerde buluşup, demokrasi ve hukuk mücadelesini nasıl daha sağlıklı yürütebiliriz üzerine görüş alışverişi yapılacak ve sonunda da bir noktaya varılacaktır. Ben olumlu bir noktaya geleceğini düşünüyorum. Bu aşamada da zaten kamuoyuna bilgilendirme yapılacaktır. Süreç hızlı ilerliyor. Hızlı gelişen trafik içinde hızlı adımlar atmamız gerekiyor.

Semra Güzel ile ilgili verilen süre bu hafta tamamlanıyor. Savunma verecek mi? son durum nedir?

Savunma iki şekilde yapılabiliyor; ya savunma verecek kişinin yerine birini görevlendirebiliyorsunuz ya da yazılı olarak yapabiliyorsunuz. Semra Güzel arkadaşımızın hangisini tercih edeceğini bilmiyorum. Ama komisyon sonrasında genel kurula gelecektir, orada da savunmasını mutlaka yapacaktır. O konuda kimsenin şüphesi olmasın. En geniş şekilde konu ele alınacaktır.

HDP TBMM’nin üçüncü büyük partisi ancak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem masasında davet edilmedi. Burada Kürt seçmenin bir hayal kırıklığı yok mu? Sizin bu duruma parti olarak tepkiniz nedir?

Kürt seçmende bir hayal kırıklığı olmadı. Biz başından beri yerel seçimler sonrasında hem mecliste yaptığımız konuşmalarda hem de sahada yaptığımız çalışmalarda Millet İttifakı içinde olmak istemediğimizi seçmenlerimizle paylaştık. Biz ‘millet ittifakı içinde yer almak istiyoruz ama olmuyor’ diye bir şey söylemedik. Yerel yönetimlerde AKP-MHP ittifakına egemenlik alanlarını daraltacağız, alanlarını kaybettireceğiz demiştik. Bu bizim için siyasi bir taktikti. İttifakın içinde değildik sonra da ittifakın içinde olmak gibi bir yaklaşıma da sahip olmadık. Bu nedenle seçmenimiz böyle bir hayal kırıklığı yaşamadı.

Her ittifak önemlidir ancak bazı konularda anlaşma zemini çok güç olduğu yerlerde ittifakın parçası olmaya çalışmakta kimseye fayda sağlamaz. Bu nedenle kendi çalışmamızı, kendi ittifak anlayışımızı gerçekleştirmek için mücadele etmeyi daha doğru bulduk.

İktidarın HDP’yi kapatma yoluyla seçmenini çaresiz bırakmak ve HDP’yi parçalamak gibi bir düşüncesi olduğu tartışılıyor. Konuya dair neler söylemek istersiniz?

İktidarın bu tür hedefleri vardır. Edirne-İmralı tartışması da bunun bir parçasıdır. HDP yönetimi de seçmeni de bu gibi konularda oldukça duyarlı ve bilinçlidir. Bu tür planların hedeflerin farkındadır. HDP’nin parçalanması konusu da bizim için gülüp geçilecek bir meseledir. İktidarın böyle planları varsa tekrar gözden geçirsin.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde hem seçmenin hem tabanın hem de parti içindeki farklı görüşlerin bizim de cumhurbaşkanı adayı çıkarmamız lazım diye bir tavrı olur mu? HDP’nin aday çıkarması durumunda, Erdoğan karşısında ilk turda seçimi kaybettirme ihtimali sizce ne olur?

Cumhurbaşkanlığı seçimleri için müzakere etmeye hazırız sözlerinin arkasındayız. Henüz aday çıkarma konusunda bir karar vermedik. Buna partinin kurulları karar verir. Günü geldiğinde bunu değerlendireceğiz. Aday çıkarma ihtiyacı varsa aday çıkartacağız. Kimi çıkartırız, nasıl yaparız konuştuğumuz bir konu olmadığı için bir şey diyemem. Ama aday çıkarmaya gerek yoktur gibi bir noktaya varılırsa zaten kamuoyu ile paylaşırız.

HDP kapatılırsa ne olacak? Bir B planınız var mı?

B,C ve D planlarımızı yaptık. HDP kapatılırsa seçmenlerimizi asla seçeneksiz bırakmayacağız, bu konuda tutumuz çok net. HDP’yi siyasetten tasfiye etmek ve 452 kişiyi de siyasi yasaklı hale getirmek istiyorlar. İktidar bu şekilde bize büyük kaybettirmek istiyorsa, o zaman bizde iktidara büyük kaybettireceğiz. Kesinlikle kimseyi seçeneksiz bırakmayacağız. Seçmenlerimiz siyasi iktidardan bu ağır tasfiye operasyonun siyasi hesabını mutlaka soracaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Hangi kayıp daha büyük olur onu hep beraber görürüz.

“Kapıları açın” dediniz. Diyelim hükümet izin verdi ve Öcalan size yeniden 23 Haziran benzeri bir metin vererek, size öneride bulundu. Açıklamasında Millet İttifakı’ndan uzak durun ya da her iki tarafa mesafeli davranın dedi. HDP böyle bir durumda nasıl tavır alacak?

HDP kendi kararlarını kendisi veren bir partidir. 31 Mart ve 23 Haziran tarihinde de bunu göstermiştir. Elbette HDP bütün önerileri, eleştirileri tartışır, değerlendirir ve kendisine göre bir karara varır. Kendimize güvendiğimiz için siyasi olarak açın kapıları diyoruz. Tartışabileceğimiz bir öneri varsa kapalı kapılar ardında kalsın demiyoruz. Ne varsa tartışalım herkes duysun diyoruz. Türkiye’de demokratik politik kültürü başka türlü inşa edemeyiz. Şeffaflık bu konuda çok önemli diye düşünüyoruz. Her zaman birinci ağızdan duymak görüşleri en sağlıklı olandır.

Öcalan’dan AKP ile bu meselenin çözülebileceği yönünde bir mesaj geldi. Böyle bir mesaj geldiğinde HDP’den buna bir karşı duruş olacak mı?

Ortada üzerinde konuşacağımız bir veri olmadığı için tamamen fikir yürütüyoruz. Her türlü şeyi düşünüyoruz. Eleştiriden kaçmayız ama ortada bir şey yok. Ortada veri yok olsa tartışmadan kaçmayız.

Gündemde olan konulardan birisi de gazeteci Sedef Kabaş’ın tutuklanması. Yine Sezen Aksu’ya yönelik söylemlerde tartışılmaya devam ediyor. Diğer yandan da iktidarın CHP’li belediyelere yönelik tutumda sertleşmiş gözüküyor. Siz parti olarak bu durumu nasıl görüyorsunuz?

İktidarın elinde topluma umut verecek herhangi bir hikayesi yok. Geçmiş yılları hatırlarsanız iktidarın topluma sunacak hep bir hikayesi olurdu. Bunların hepsi gitti. İktidar böyle bir kulvara giremedikleri için mümkün olduğu kadar kutuplaştırma politikası izliyor. Sezen Aksu meselesi de Sedef Karataş meselesinde de bu böyle.

‘CUMHURBAŞKANI SANKİ İSTANBUL BELEDİYESİYLE YARIŞIYOR’

Cumhurbaşkanı sıfatıyla bir partinin genel başkanı bir televizyona çıkıp saatlerce İstanbul belediyesini konuşuyor. Konuşacak bir şeyleri kalmamış. Sanki Cumhurbaşkanı İstanbul belediyesiyle yarışıyor. Bu vahim bir tablo değil mi? İktidar uluslararası alanda da kutuplaştırma ve gerginlik siyasini güdüyordu bu siyasetten de geri dönmek zorunda kaldılar. Tam tersi şimdi komşularla barışma yollarını arıyorlar. Kayıplarını azaltmayı seçiyorlar ama bunun yanlış yol olduğunu görecekler. Seçimlere yaklaştıkça bu gerilim artacaktır. İttifaklarını koruyamadıklarını görüyorlar.