Ertuğrul KÜRKÇÜ


ARTI GERÇEK- "Muhalefet Oy vermek isteyen her yurttaşın oyunu serbestçe sandığa atmasını ve sandıktan çıkan her oyun açıkça kayda geçmesini güvenceye bağlamadıkça, “ilk seçimde gidiyorlar” anlatısının bir masala dönüşme riski tepemizde asılı durmaya devam edecektir.

Muhalefet meydan okuyor: İlk seçimde göndereceğiz… Sandığa gömeceğiz… Bu yıl içinde muhalefet adına söz alan istisnasız herkes bu cümleyi kurdu: Ali Babacan’dan, Canan Kaftancıoğlu’na; Meral Akşener’den, Pervin Buldan’a; Kemal Kılıçdaroğlu’dan Selahattin Demirtaş’a; Temel Karamollaoğlu’dan Erkan Baş’a kadar, muhalefet adına söz alan herkes bu görüşte. 

2020 sonu ve 2021 başında gerçekleştirilen ütün kamu oyu yoklamaları istikrarlı bir biçimde gösteriyor ki: AKP’nin siyasi desteği, yüzde 30’lara iniyor; muhalefet partilerinin oyları 2018-2019’a göre yükseliyor. MHP baraj altına iniyor. Cumhur İttifakı ve müttefikleri yüzde 50+1’in yanına yaklaşamıyor. “Cumhur İttifakı” dışındaki muhalefet partilerinin aritmetik toplamı son dört aydır yüzde 50+1’in üstünde seyrediyor. Mart sonuçlarına göre Tayyip Erdoğan muhtemel rakipleri, Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener karşısında kaybediyor ve ara her ay Erdoğan ve “Cumhur İtifakı” aleyhine açılmaya devam ediyor.

Bu işaretlere bakarak, Muhalefet sözcülerinin rejimi ilk seçimde yenilgiye uğratacaklarından güvenle söz etmeleri doğal. Bu iyimserlik, ağır baskılar, geçim sıkıntısı, şiddet ve zorbalık altında bunalan halkların yüreklerine su serpiyor ve onları bilemeye devam ediyor. 

Buna karşılık, iktidar sözcüleri de üst perdeden atmaya devam ediyor. En son Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu nöbeti Süleyman Soylu’dan devraldı; muhalefete kibirle ve tane tane meydan okudu: “Seçim yok. Seçim olsa da iktidarın size verilmeyeceğini biliyorsunuz.” Dedi.

Çavuşoğlu’nun dili sürçmüyor. Ne dediğini bilerek konuşuyor, çünkü ne yaptığını hiç aklından çıkarmıyor. Kaybetmeye mahkûm olduğu bir seçime doğru sürüklenmekte olan bir diktatoryal rejim şu yollardan birisini seçer: Seçimleri yaptırmamak veya seçim sonuçlarını saymamak; seçimleri manipüle etmek, yani hile hurdaya baş vurmak. AKP ve “Cumhur İttifakı” her iki yolu da denedi ve sonuç aldı.

2015 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını tanımadı. Ya 400 vekil ya kaos diyerek kendisini tek başına iktidardan mahrum eden HDP ve HDP seçmeninin üzerine yürüdü. Sırtını DAİŞ’e dayadı. DAİŞ’in Suruç ve Ankara katliamlarını, SADAT’ın kent savaşları izledi.  Savaş ve darbe dinamiği koşullarında, 1 Kasım 2015’te AKP’den kopan oyların bir bölümü geri döndü ve AKP-MHP ittifakı kuruldu.

OHAL altında gerçekleşen Başkanlık Rejimine geçişin oylandığı 2017 Referandumu, sayımının orta yerinde Yüksek Seçim Kurulu damgasız ve mühürsüz zarfları geçerli saydı. Devlet zoru ve devlet hilesiyle HAYIR, EVET yapıldı. 2018 Cumurbaşkanlığı seçimleri de aynı hilelerle OHAL altında gerçekleştirildi.

Her iki oylama sonuçlarını, en son matematiksel ve istatiksel yöntemlerle “adli tahlil”e tabi tutan beş bilim insanından oluşan bir uluslararası kurul 5 Ekim 2018’de güncelledikleri incelemeleri sonucunda 2017 referandumunda oy verme merkezlerinin yaklaşık yüzde 11’inde “oy kaydırma” işlemi yapıldığını, ve bu işlemlerden doğan sapmaların “Hayır’ı” “Evet”e çevirecek ölçüde, yüzde 15 oranında etkili olduğunu saptadılar. Aynı şeyler 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de tekrarlandı ve yüzde 9 sapmayla Erdoğan esasında ikinci tura kalacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmış sayıldı.

31 Mart seçimlerini hatırlatmaya gerek yok. Bu rezalet sadece İstanbul halkının ve özellikle Kürt seçmenin inadıyla geri püskürtüldüğünü ve bedelinin Kürt illerindeki kayyım kıyımıyla ödenmeye devam edildiğini biliyoruz. 
Rejimin def edileceğini güvenle ileri sürdüğümüz ilk seçimler, yerel değil genel seçim olacak Muhalefet, İstanbul’da olduğu gibi, belli merkezlerdeki üstünlüğüne güvenerek devlet eliyle yapılacak her türlü seçim hilesini daha çok oy alma yoluyla bertaraf edemeyebilir.

Bu nedenlerle, eğer rejim ilk seçimlerde devrilecekse, yani Türkiye’nin başına örülmüş olan bu inanılmaz çıkar, şiddet, zulüm, yolsuzluk, soygun, savaş ve darbe şebekesi saf dışı edilecekse, AKP-MHP Bloku’nun yerini alacak bir Demokrasi İttifakı’nın kurulmasına “seçim güvenliği”nden başlamak olmazsa olmaz.

Daha şimdiden pis kokular her yerden yükseliyor, İl ve ilçelerin sınırlarıyla oynanmaya başlandı. Seçmen Kütükleri Dokuz rakamlı Adres kodu esasına dayanılarak hazırlanıyor. Bunun manası şu: Seçmenler apartmanlarında oturan diğer seçmenlerin kimler olduğunu bilemeyecek, sadece kendisini bilecek. Seçmen kütüklerini kontrol edemeyecek; ölüler seçmen, mezarlıklar adres olabilecek ve bunun denetiminin anahtarı seçmenlerde olmayacak.

Dahası, Erdoğan şimdiden seçimlerin 271 bin sandıkta gerçekleşeceğini ilan etti. 2018 seçimlerinde 180-190 bin dolayında olan sandık sayısına 80-90 bin sandık eklenmesinin akla getirdiği kuşku şudur: Rejim hesaplarını şimdiden daha az sayıda seçmenin oy kullanacağı daha çok sayıda sandığın gerekeceği “daraltılmış bölge” esasına göre yapmaya başlamıştır. Bunu açığa çıkartmak ve üstüne gitmek gerekir. 

Bunları Erdoğan’ın 2018’de partisinin seçim görevlileriyle yaptığı “gizli konuşma” kaydının ışığında yorumladığımızda muhalefetin rejimi “ilk seçimde göndermek” için halkın oy kullanmasından fazlasına ihtiyacı olduğu açığa çıkar. Erdoğan o konuşmasında ezcümle şunu diyordu: “Seçim günü diğer siyasi partilerden önce sandık mahallinde yerini almalıdır. Sandık kurulundaki hakimiyeti bizim elde etmiş olmamız gerekir.” 

Erdoğan buna “işi bitirmek” diyor. Muhalefet, önümüzdeki ilk seçimlerin gecesinde “adam kazandı” rezaletini bir kez daha yaşamak istemiyorsa, “Seçim Güvenliği İttifakı”nı şimdiden kurmaya yazgılı olduğunu idrak etmelidir. “Adam”ın hiçbir zaman kazanmadığı” oylamaların sonuçlarıyla haklkalrın üstünde tepindiği geçen beş yıldan alınacak ibret budur: 
Demokrasi İttifakı’nın ilk adımı, Demokrasi İçin Seçim Güvenliği İttifakı’dır. Bu adımı atmadan ileri sürülecek her türlü iddia boş konuşma olmanın ötesine geçmeyecektir.

Muhalefet Oy vermek isteyen her yurttaşın oyunu serbestçe sandığa atmasını ve sandıktan çıkan her oyun açıkça kayda geçmesini güvenceye bağlamadıkça, “ilk seçimde gidiyorlar” anlatısının bir masala dönüşme riski tepemizde asılı durmaya devam edecektir. 

Muhalefet, iktidarı hak ettiğini, Seçim Güvenliği İttifakı’nı inşaya başlayarak göstermelidir."