Ayşegül KARAKÜLHANCI


ARTI GERÇEK- Almanya 2021 genel seçimlerine beş gün kaldı. 26 Eylül'de halk Almanya ve Avrupa siyasetine yön verecek yeni bir hükümeti seçecek. Belki de uzun bir aradan sonra sol bir koalisyonla hükümet kurulacak. Bu kolisyonun bir ortağı olma ihtimali olan küçük ama muhalefeti etkili bir parti olan Sol Parti (Die LINKE) de bir değişim sürecinin içine girdi. Seçimlerin önemli merkezlerinden biri olan başkent Berlin'de seçimin atmosferini, Berlin'de nasıl çalışmalar yürütüldüğünü, seçmenin hangi sorunlara siyasilerden acil çözüm beklediğini, Almanya dış politikasının nasıl olması gerektiğini, Sol Parti Berlin Milletvekili ve tekrar aynı bölgeden seçimlerde aday olan ve aynı zamanda Sol Parti parlamento grubunun Yöneticisi ve Kalkınma Politikası Sözcüsü Helin Evrim Sommer ile Artı Gerçek için konuştuk:

Seçimlere günler kaldı. Seçim bölgeniz olan Berlin-Spandau'da nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz? Halkın size ve partinize ilgisi nasıl görünüyor? Sizden ve Sol Parti’den beklentileri neler?

1980 yılında seçim bölgem olan Berlin Spandau'da göçmen bir Kürt ve Alevi ailenin çocuğu olarak Almanya'da yeni hayatıma başladım. Burada Almanca öğrendim ve eğitimimi tamamladım. 2017'de bilinçli bir kararla Berlin-Spandau bölgesini siyasi hayatımın merkezi haline getirdim. Bölgenin ilk Sol Parti milletvekili olarak, vatandaşa yakın olabilmek için burada bir seçim bürosu açtım. O zamandan beri Alman Federal Meclisi'nde seçim bölgem olan Berlin-Spandau ve Charlottenburg Nord semtlerinde yaşayan vatandaşları temsil ediyorum.

Halk iradesinin yerelden, federal siyasete ve yönetime aktarılması demokrasinin kilit taşlarından biridir. Bu nedenle federal düzeyde yürüttüğümüz seçim kampanyasını seçim bölgemin ihtiyaçlarına ve taleplerine göre şekillendiriyorum. Örneğin seçim bölgem Berlin-Spandau’da çalışmalarımızın temel konuları: İşsizlik, konut krizi/yüksek kiralar ve sağlık hizmetlerinde yaşanan sıkıntı ve eksiklikler. Bu üç alanda çok önemli çalışmalar yürüttük. Örneğin Siemens 2017 yılında Spandau’daki fabrikasını kapatmayı planlıyordu. Bu 700 işçinin işsiz kalmasına yol açacaktı. IG Metall sendikası ve işçilerle birlikte yürüttüğümüz mücadelenin sonucunda fabrikanın kapatılmasını ve yüzlerce işçinin işlerini kaybetmesini engelledik. Aynı zamanda 2020 yılında kiracılarla birlikte, sokakta ve siyasette verdiğimiz mücadele sonucunda Spandau'nun işçi ve göçmen mahallelerinde ki kira artışlarını engelleyebildik.

Bu çalışmalarım sayesinde, Sol Parti’nin geleneksel olarak çok güçlü olmadığı batı Berlin’de, halk nezdinde çok olumlu tepkiler aldım. Halkın nabzı değişimden yana ve sosyal, çevreci ve demokratik bir değişimin sadece güçlü bir Sol ile mümkün olduğunun bilincine vardılar.

Göçmen seçmenler ile göçmen olmayan seçmenlerin Berlin'deki seçim bölgenizde ortak sorunları neler?

Ortak sorunlar sosyal eşitsizlik, konut krizi ve işsizlik. Ancak bu sorunlar göçmen ve göçmen olmayanları eşit derecede etkilemiyor. Göçmenler günlük ve kamusal yaşamda sistematik ve kurumsallaşmış bir ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Özellikle iş ve konut arama alanlarında ırkçılık çok bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Irkçılık ve ayrımcılık, göçmenlerin siyasi katılımını engelleyen ana nedenlerinden biri aynı zamanda. Gündelik hayatta zaten marjinalleştirilen ve ikinci hatta üçüncü sınıf insan muamelesi gören göçmenler siyasette bir şeyi değiştirme şansınız olduğuna inanmıyor ve siyasete katılım sağlamıyor.

Bu alanda taleplerim net, Almanya’da İsviçre'deki gibi bir ırkçılık karşıtı yasaya ihtiyacımız var. Tekrar milletvekili olarak seçilirsem, bu konuda inisiyatif alacağım. Ancak Almanya’da ırkçılık sadece yasalarla çözülecek bir problem değil. Irkçılığa karşı kapsamlı bir konsept geliştirilmesi gerekiyor. Mesela Alman üniversitelerinin ırkçılık araştırmaları kürsüsüne sahip olmaması anlaşılmaz bir durum. Pek çok Avrupa ülkesi ırkçılık üzerine akademik araştırmalar yapmış, yapıyor. Yalnızca ırkçılığın nedenleri ve etkileri üzerine yapılan araştırmalar, ırkçılığın kurumsal düzeyde ele alınmasını sağlar.



Siz aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı’nda (AGİT) Sol Parti'nin Parlamenterler Meclisi'ndeki tek tam üyesisiniz. Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı’nda Almanya’nın konumu nedir? Diğer partilerin de AGİT’de üyeleri var. Die LİNKE’nin AGİT’te yer almasının nasıl bir önemi var?

Almanya AGİT'e yeterince önem vermiyor. AGİT, Avrupa'da barış ve gerilimsiz siyaset için vazgeçilmezdir. Avrupa'da yeni bir Soğuk Savaş'ın tehlikeleri, giderek artan silahlanma ve Ukrayna'daki gibi çözülmemiş silahlı çatışmalar karşısında, AGİT’e her zamankinden daha çok ihtiyaç var. AGİT Parlamenterler Meclisi'nin bileşimi, 57 AGİT katılımcı devletlerindeki siyasi çoğunluğu yansıtmaktadır. Sol Parti’nin uluslararası düzeyde silahsızlanma ve barış politikası duyurması ve savunması için önemli bir platform. Partimin ilk temsilcisi olarak, bu seçim döneminde AGIT Parlamenterler Meclisi'nde aktif bir şekilde yer aldım ve bu konuda farklı siyasi temsilcilerden dahi olumlu tepkiler aldım. Bu bana Sol Parti’nin barış politikasının gerçek bir etkisi olabileceğini ve uluslararası arenada kabul görebileceğini göstermiş oldu.

"ALMANYA SAVAŞLARIN VE ÇATIŞMALARIN DEVAM ETMESİNDEN BÜYÜK ÖLÜÇÜDE SORUMLUDUR"

Siz partinizin parlamentodaki kalkınma politikası sözcüsüsünüz. Sizce Almanya’nın, çatışmalı bölgelerdeki durumu da göz önünde bulundurursak, gelişmekte olan ülkelere karşı uluslararası bir sorumluluğu var mı?

Elbette, hatta Almanya'nın büyük bir uluslararası sorumluluğu var. Dünyanın en büyük dördüncü silah ihracatçısı olarak, savaşların ve silahlı çatışmaların sayısının artmaya devam etmesinden büyük ölçüde sorumludur. Almanya, uluslararası sorumluluğunun bir sonucu olarak ve diğer ülkelere olumlu bir örnek oluşturmak için tüm silah ihracatından derhal vazgeçmek zorundadır. Ayrıca, Güney yarım küre ülkeleriyle kalkınma işbirliği çerçevesinde Almanya, çatışmaların barışçıl çözümünü ve yoksulluk, açlık ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi eskisinden daha fazla desteklemeli ve Kuzey-Güney ilişkisinin daha adil bir hal alması için çabalamalıdır.

Merkel’in 16 yıllık iktidarı döneminde CDU ve SPD yönetim sorumluluklarını yerine getirdiler mi? Mesela Türkiye de ekonomisi gelişmekte olan ülkeler arasında. Almanya, Türkiye ekonomisinin bir biçimde destekeleyen önemli bir ülke. Bunu doğru politikalarla yapıyor mu? Türkiye iktidarına karşı doğru yöntem ne olurdu?

Alman Hükümetinin, Erdoğan rejimine körü körüne bağlılığının temel nedeni Almanya’nın ekonomik ve siyasi çıkarlarıdır. Ticari ilişkiler, son yıllarda Almanya için çok daha kazançlı bir hal aldı. Örneğin bu yüzden 2018 yılında Afrin Operasyonuna rağmen, Alman Hükümeti Türkiye’ye ihracatı “Hermes Burgschaft” denilen devlet garantileri ile diğer yıllara nazaran daha fazla artırdı. Türkiye’ye ihracat listesininin başında silah ve askeri malzemeler yer alıyor. Aynı zamanda Merkel hükümetinin eseri olan AB-Türkiye Mülteci Anlaşmasıyla beraber Erdoğan’nın savaş kasasına milyarlarca euro aktarıldı. Alman hükümetinin ve AB’nin göçmenlere sınırını kapatmak için Türkiye ile bir anlaşmaya güvenmeleri yanlıştı. Erdoğan Anlaşmayı şantaj aracı olarak kullanıyor ve 2015 yılındaki “mülteci krizini” tekrar yaşamak istemeyen Almanya Erdoğan’a boyun eğip, tüm savaş ve şiddet politikalarını sineye çekiyor. Erdoğan rejimi gibi otoriter rejimlerin tavizlerle, idareyi maslahatçı yöntemlerle dizginlenemeyeceği tarihsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Sol Parti uzun süredir Erdoğan rejimine karşı yaptırım kararı alınmasını talep ediyor. Ancak halkı da etkileyecek genel ekonomik yaptırımları reddediyoruz. Öte yandan AKP hükümetinin liderlerini hedefleyen cezai tedbirler de gereklidir. Ayrıca Ankara ile askeri işbirliğini derhal sona erdirmeli ve Türkiye'ye tüm silah ihracatını durdurmalıdır.



"SOL PARTİ YABANCI DÜŞMANLIĞI ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK BARİKATTIR"

Almanya’da bir koalisyon kurulacağını şimdiden kestirebiliyoruz. Hangi koalisyon modeli iktidara gelirse gelişmekte olan ülkelerdeki, küresel iklim krizinin ve savaşların neden olduğu milyonlarca insanı etkileyen yoksulluk ve açlıkla mücadeleye yönelik tedbirleri için daha fazla çaba harcar, bu sorunları önemser?

Alman Federal Meclisi'nde, savaşların, yoksulluğun ve açlığın temel sebebi olan askeri operasyonları reddeden, silahsızlanmayı ve silah ihracatının durdurulmasını savunan tek parti Sol Partidir. Biz dış politikada bir paradigma değişikliğini savunuyoruz: adil ekonomik ilişkiler, sürdürülebilir kalkınma işbirliği ve dayanışmaya dayalı çok ulusçu bir siyaseti savunuyoruz.  Yeşiller ve SPD'nin dahil olduğu bir koalisyona açığız, çünkü her iki partiyle programatik örtüşmelerimiz mevcut. Yapılan son anketlerde aritmetik olarak bu mümkün gözüküyor ve anketlere göre halkın en çok desteklediği koalisyon modeli de bu.

Sizi ve Sol Parti’yi seçmenler neden tercih etmeliler?

Federal Almanya’da sağcıların dalga halinde yükselmesi ve mecliste temsil edilmeleri bir realite. Sol Parti yabancı düşmanlığın önünde en büyük barikattır. Sol Parti olarak, barıştan, emekten ve sosyal adaletten yana bir partiyiz. Biz, ‘Almanya’da yaşayan herkes Alman vatandaşıdır yani Almanya, 'Almanya’da yaşayan herkesin ülkesidir’ diyoruz. Göçmen ya da Alman fark etmez herkesin eşit görülmesi ve eşit imkanların sağlamasından yanayız. 16 yıldan beri Almanya CDU/CSU ve SPD ile yönetiliyor. Seçimlerden sonra kazanacağımız başarı sadece hükümet değişikliği olmayacak siyaset değişikliğinde beraber getirecektir. Yeni ilerici bir siyaset ancak güçlü bir Sol Parti ile realize olabilir, bu gerçeği kesinlikle göz ardı etmememiz gerekiyor. Göçmenleri haklarını, dışlanmış yok sayılmış, sosyal adalet payından mahrum bırakılmış tüm kesimlerin 26 Eylül’de sandığa girerek Sol Parti’ye oy vermeleri gerekir.

Sol Parti’nin kazanması demek, göçmenlerin, işçilerin, kadınların ve ötekileştirilmiş herkesin kazanması demektir.