Esra Çiftçi 


Kürt sorununun öncesini saymazsak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar süregelen ve zaman içinde giderek ağırlaşan bu önemli sorun şimdide ‘baş ağrıtmaya’ devam ediyor. Kürtlerin varlığı, hakları, kültürü, coğrafyası ve dili kabul edilmedi, yok sayıldı. “Ben Kürdüm”, “benim dilim var”, “benim haklarım var” diyenler de ağır bedeller ödemek zorunda kaldı. Koçgiri, Şeyh Sait, Zilan, Ağrı ve Dersim’de yaşananlar halen hafızalarda tazeliğini koruyor. 12 Eylül askeri darbesi, 1990’lı yıllarda yaşananlar yine en çok Kürtleri vurdu. Zaman içinde varlığı kabul edilen ancak bu defa kolektif hakları yok sayılan Kürtler, bugün söz değil somut adım görmek istiyor. Artı gerçek olarak Kürt dosyamızın ikinci bölümünde de siyasetçilerle, sivil toplum örgütleriyle çözüme ilişkin konuştuk.

Kürt sorunu Cumhuriyetle başlamadı

İlk sözü, DEVA Partisi kurucular kurulu üyesi ve çözüm sürecinde akil insanlar heyetinde yer alan Ahmet Faruk Ünsal’a veriyoruz.

Ünsal, Kürt sorununun, 1500’lü yılların başlarında, Yavuz ile İdris-i Bitlisi önderliğindeki Kürt mirleri arasında imzalanan Osmanlı-Kürt Mirlikleri konfederatif yapısının Tanzimat sürecinde bozulmasıyla gün yüzüne çıktığını söylüyor. Ünsal, sorunun, asıl itibarıyla egemenlik sorunu olduğunu yani siyasi olduğunu belirtiyor.

Ünsal, şöyle devam ediyor:

“Bununla birlikte süreç, toprak mülkiyet yapısının değişmesine dayalı ekonomik tarafı da olan ve buna bağlı yeni egemen sınıfların gün yüzüne çıkmasıyla değişen toplumsal katmanların, din adamları ve yeni feodallerin iç ilişkileri ve çelişkileri boyutlarını da ihtiva eden hayli karmaşıktır. Osmanlı sonrası dönem ise soruna ilave olarak kültürel boyutları da katmış, homojen vatandaş yaratma ütopyası ile tamamen yok sayma temelinde Türk egemenliğinin tesisine çalışılmıştır. Tüm bu altüst oluşlarda bölgesel asayiş de berhava olduğu için ayrıca vahim insan hakları ihlalleri de Kürt sorununun ayrılmaz parçasına dönüşmüştür.”

Ünsal, sanıldığının ve söylenildiğinin aksine Kürt sorununun Cumhuriyetle başlamadığını söylüyor. Ünsal, “mamafih Cumhuriyet de esas itibarıyla Tanzimat’ın Osmanlı döneminde konulamamış son noktasıdır” diye ifade ediyor.

Ünsal ne toptan Cumhuriyet karşıtlığı ne de toptan Tanzimat karşıtlığı yapılmadığını, sadece homojen millet inşası bağlamında meselelerin ele alınması gerektiğini söylüyor. Ünsal, Kürt sorununun, Kürtler açısından her şeyden önce eşitlik, Türkler açısından da eşitliğe razı olma sorunu olduğunu belirtiyor.

Ünsal devamla, “Meselenin bu temel özü iyi anlaşılmazsa, zorla ya da isteksizce atılan ya da attırılan her adım, her iki tarafı da yüksek maliyetli maksimalist taleplere yöneltir, bunun ise hem Türkiye’de hem bölgede öngörülemez dramatik gelişmelere sebep olma olasılığı göz ardı edilmemelidir” diyor. Ünsal yoğunlaştırılmış tarihi projeksiyondan bakarak Kürt sorununun çözümüne odaklanmak gerektiği kanaatinde olduğunu, bunu da eş zamanlı atılacak ayrı ayrı adımlarla yapmak gerektiğini söylüyor. Ünsal atılacak adımları şöyle sıralıyor:

- "Çatışma çözümü adımı atılmalı, yani çatışan silahlı grubun temsilcileriyle görüşerek nihai hedefi silahların bırakılması olan bir program yürütülmelidir.

- PKK askeri faaliyetlerini durdurmalı devlet de Bakur’da operasyon yapmamalı ayrıca Başur’da ve Rojava’da askeri varlığını sonlandırmalıdır.

- Devlet hasta tutukluları, PKK’de alıkoyduğu devlet görevlilerini serbest bırakmalıdır. Muğlak terör tanımı yeniden yapılmalı ve buna bağlı yargısal süreçler yenilenmelidir.

- Kürt dili eğitim dili olmalı, Kürt olmayanlar için temel düzeyde Kürtçe eğitim verilmeli, çok dilli kamusal yaşamın temelleri atılmalı, yerel yönetimlerde Kürtçe de yazışma ve hizmet dili olmalıdır.

- Türkçeleştirilmiş tüm coğrafi isimler aslına döndürülmelidir.

-Yerel yönetimler güçlendirilmelidir.

- Çatışmalı süreçlerde yaşanan hak ihlallerini araştırmak için Hakikatleri Araştırma Komisyonları benzeri yapılar kurularak geçiş dönemi adaleti tesis edilmelidir.

- Komşu ülkelerde yaşayan Kürtlerle Başur, Rojava, Rojhilat başta olmak üzere eski Sovyet Cumhuriyetleri Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan, Rusya ve Kazakistan’da yaşayan Kürtlerle iyi ilişkiler kurulmalıdır.”

Bu ülkenin Kürt sorununa dair önemli bir hafızası var

Diyarbakır Baro Başkanı Av. Nahit Eren, Kürt sorununun Türkiye’nin en önemli meselesi olarak gündemde durmaya devam ettiğini, bugüne dek Kürt sorununa dair pek çok şey yazılıp çizildiğini ve konuşulduğunu söylüyor. Eren, “bu ülkenin Kürt sorununa dair önemli bir hafızası var ve bu sebeple de artık asıl mesele bu sorunun çözümü noktasında atılacak cesur adımlardır” diyerek şöyle devam ediyor:

“Geçmişte bu meselenin çözümüne dair adımlar atılmaya çalışıldı, hatta çok yakın bir dönemde olan çözüm sürecinde hepimiz bu meseleye dair en umut besleyici duyguları yaşadık. Sürece dair önemli bir toplumsal destek oluşmuştu. Ne yazık ki bu süreç bozuldu ve yeniden ve daha ağır çatışmalı bir dönemde kendimizi bulduk. Çözüm sürecinin bozulması ve Kürt meselesindeki yeniden güvenlikçi konsepte girilmesi, Türkiye’nin demokrasisine, ekonomisine büyük zarar verdi. Bu gelişmeler yargı alanında önemli sorunlara sebebiyet verdi.”

Eren, en nihayetinde, Kürt sorununa dair tekrar bir çözüm arayışına girmek gerektiğini, bu çözüm arayışına toplumun tüm kesimlerinin de dahil edilmesinin gerekli olduğunu söylüyor. Eren, CHP’nin son dönemde Kürt sorununa dair çözüm niyetini beyan eden açıklamalarını da anlamlı bulduğunu ifade ediyor. Eren sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Halihazırda çözüm iradesinin kendisi, kendi başına kıymetli. Muhataplık vs. tartışmalarıyla bunu kısırlaştırmak yerine politik aktörlerin tamamının temsilleri ve güçleri oranında katkı sağlayabildikleri ölçüde işin içinde olması önemli. Yine bu dönemde yalnızca CHP’nin veya muhalefetin değil, iktidarın da Kürt sorununun çözümüne dair irade ortaya koyup adım atması daha da önemli olacaktır. Bu sorunun seçim hesaplarından daha değerli olduğu unutulmamalıdır. Sivil toplumun, siyasetin ve diğer tüm paydaşların bu sorunun çözümüne dair elinden geleni yapması hayatidir.”

AKP-MHP iktidarı yenilmeden sorun çözülmez

Sol Parti Parti Meclis Üyesi Alper Taş, “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” diyen ve esas hedefi Kürtleri çözme olan AKP-MHP iktidarının yenilmeden Kürt sorununun demokratik, siyasal çözümüne ilişkin olumlu bir adım atılmasının mümkün görünmediğini söylüyor. Taş, sorunun çözümü için öncelikle AKP-MHP bloğunun yenilmesi olduğunu ifade ediyor. Taş, Kürt sorununun terörle mücadele sorununa indirgendiği böyle bir süreçte öncelikle sorunu bu alandan çıkarmak gerektiğini, belirtiyor. Taş devamla, “Kürtlerin bir sorunu olarak görmekten vazgeçmeli, kendi geleceğimiz için özgür, eşit bir ülkede bir arada yaşamak için kendi sorunumuz olarak görmeli sorunun demokratik barışçıl çözümüne ilişkin öneriler geliştirmeli her platformda tartıştırmalıyız” diyor. Taş, cumhuriyetin 100. yılında Türklerin ve Kürtlerin birlikte eşit ve özgür yaşayacağı bir Cumhuriyeti inşa etmenin herkesin sorumluluğu olduğunu söylüyor. Alper Taş, Kürt sorunun çözümüne ilişkin ise şu önerileri sunuyor:

"Siyasi partiler ve seçim yasası demokratikleştirilmeli, seçim barajı kaldırılmalı temsilde adalet ve eşitlik sağlanmalıdır.
HDP’ye dönük kapatma davası reddedilmeli, HDP’nin özgürce siyaset yapma hakkı güvence altına alınmalıdır. Tutuklu HDP’li siyasetçiler serbest bırakılmalıdır.

Düşünce, ifade özgürlükleri güvence altına alınmalı, siyasi yasaklar tümden kaldırılmalıdır. Anadilde eğitim talebi karşılanmalıdır. Hem Kürt sorununun çözümüne hem de Türkiye’nin demokratikleştirilmesine hizmet etmesi açısından yerinden yönetim ilkelerinin doğrudan demokrasi temelinde geliştirilmesi, yerel halk meclislerinin yönetsel yetkilerle donatılmasını amaçlayan ve merkezin yetkilerinin yerel yönetimlere devri kapsamında idari, siyasi düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.

PKK hiç bir müzakere talebi içerisine girmeksizin Kürt sorununun çözümü için silahlı mücadele döneminin bittiğini taktiksel değil, stratejik bir politika olarak ilan etmelidir. Bir silahsızlandırma programı belirlenmeli, herkesi kapsayacak bir genel af ilan edilmelidir."

Kürt sorununda çözüme doğru diyalog

Demokrasi İçin Birlik (DiB) Koordinasyon üyesi Nesteren Davutoğlu, geç kalınmış da olsa, Türkiye’de Kürt sorununun müzakere edilmesinin yerinin, meclis çatısı olduğunu söylüyor. Davutoğlu, sivil siyasete düşenin karşılıklı görüşmelerle, objektif koşullarda geniş değerlendirmeler yaparak, uygar bir diyalog ortamında, Türkler ve Kürtlerin nasıl bir arada mutlu yaşayacaklarına dair ortam kurması olduğunu belirtiyor. Davutoğlu, “Normları, sosyal tanımları, ilgili yasaları gözden geçirmek, gerekenleri güncellemektir güncel görev. Halkın ihtiyacı budur” diyerek sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Türkiye’nin ilerlemesine, bütünsel huzura kavuşmasına giden yol, tam da buradan geçer. Eşit yurttaş olarak, halkların beraber ve iyi yaşama isteğini okumak için, sokağa, hanelere bakmak, bazı araştırmalardan çıkarsamalar yapmak, tabii mümkündür. Yetmez...Halk, iradesini seçimlerde verdiği oylarla açıkça göstermiştir. Kimsenin bunu görmezden gelme hakkı yoktur. Halkın taleplerine kulak vermek, ne istediklerini anlayarak çözüm geliştirmek, demokrasinin gereğidir. Anayasaya göre kurulmuş düzende, halkın meşru temsilcileri olan siyasi partilerin diyaloğudur normal olan. Kafalarımızı kuma gömmekten, bildiğimiz sorunu görmezden gelmekten uzaklaşıp, yapıcı bir rol üstlenmek için bir adım atmış olmak cesaretli bir başlangıçtır.”

Davutoğlu, Kılıçtaroğlu’nun sözlerinin, bu ülkede barış isteyen bir yurttaş olarak kendisine umut verdiğini söylüyor. Davutoğlu, her oyunun taşıdığı eşit değerlerle kurulmuş olan meclis aritmetiğinin Kürt sorununun çözümü için
yol gösterici olduğunu belirtiyor. Davutoğlu, demokratikleşme yolunda en önemli aktörlerden biri olan sivil toplum yapılarının da bu konuda üzerine düşen görevin bilincinde ve katkı sunmaya hazır olduğunu ifade ediyor. Davutoğlu sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Çökmeye yüz tutmuş bir ekonomi, yarattığı işsizlik, yoksulluk karşısında, çaresiz kalmış iktidarın, iktidarda kalmak için tutunacak dal arama çabası olarak, kabaca gerçekleştirdiği ötekileştirme, kutuplaştırma politikalarından medet umduğunu biliyoruz. Körüklenen kimlik gerginlikleri, ortam bulandırmak için suni olarak yaratılıyor. HDP’yi terörize etmek, terör örgütü ile aynılaştırmak siyaseti, temiz ve dürüst değildir. Aydınlık, netlik, sorunları masaya yatırmak, anlamak, duymak, söylemek, nihai olarak diyalog, bu konuda tek yoldur.”

Davutoğlu, Kürt sorununun geniş tabanlı bir sorun olduğunu, yıllar içinde farklı boyutlar, farklı katmanlar kazandığını söylüyor. Davutoğlu, çözüme giden yolda, farklı aktörlerin farklı etkilerinin de olacağını belirtiyor. Davutoğlu sözlerini şöyle bitiriyor:

“Meşru siyaset kurumlarını işleterek, Kürt yurttaşların iç etkileşimini hukuk dahilinde kendilerine bırakarak, çözümün mecliste HDP ile açık iletişim kurulmasıyla gelebileceğini söylüyor akıl ve sağduyu. Kazanan barış olsun.”

Çözüm Kürt halkının taleplerini tanımaktır

Emek Partisi Genel Başkanı, Ercüment Akdeniz de Kürt sorununun her şeyden önce Kürt halkının ulusal ve demokratik haklarının yok sayılması, inkâr edilmesi sorunu olduğunu söylüyor. Akdeniz, Kürtlerin ve haklarının yok sayıldığı bu sorunun, aynı zamanda emperyalist devletler arası bir yok sayma sorunu olduğunu da belirtiyor. Akdeniz sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Dolayısıyla çözümün anahtarı, Kürt halkını salt “varlığı” ile değil talepleriyle tanımaktır. Kürt sorunu aynı zamanda Türkiye’nin başat demokratikleşme sorunlarından biridir. 2002’de iktidara gelen AKP Hükümeti gelinen yerde inkârcı, retçi çizgiye makas kırmış, yanına MHP’yi de alarak “tek adam rejimi”ne geçiş yapmıştır. HDP’nin kapatılma tartışmaları ve kayyum rejimi sonrasında HDP’li belediyelerin tasfiye edilmesi, gönüllü bir arada yaşamın temellerine de zarar vermektedir. HDP yasal, meşru, demokratik zeminde faaliyet yürüten bir partidir ve kriminalize edilmesi kabul edilemez. Türkiye’nin önünde kritik bir seçim var ve 2023’e doğru, Kürt sorunu tıpkı ekonomi ya da dış politika gibi önde gelen tartışma konularından biri olacak. Açık ki, Kürt sorunu HDP’yi de aşan bütün bir halkın, işçi ve emekçilerin demokratik çözümde sorumluluk alması gereken bir sorundur.”

Akdeniz, çözüm adresi olarak TBMM’nin adres gösterilmesinin önemli olduğunu ama yeterli olmadığını söylüyor. Akdeniz, esas olarak halkın gerçek iradesine dayanan demokratik bir Anayasanın gerekli olduğunu, emekçilerle birlikte Kürt halkı ve diğer ezilen kesimlerin yer alabileceği kurucu bir meclisin bunun tamamlayanı olacağını ifade ediyor. Akdeniz sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Böylesi bir kurucu meclis ülkenin çok uluslu bir ülke olduğu resmen ilan edebilir ve ulusal ayrıcalıkları ortadan kaldırarak eşitliğin kapısını açabilir. Anadilde eğitimin ve kamusal alanda anadilinden yararlanma hakkının güvence altına alınması da birleştirici bir adım olacaktır. Sosyalizmin temel prensiplerinden biri olarak partimiz ezilen ulus ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkını savunmaktadır. Türk ve Kürt halkının eşit, özgür, gönüllü birliği ancak bu prensiple hareket edilebilirse sağlanabilir.”