Emrah BAKIR


ARTI GERÇEK - Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ve imzacısı olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, 18 yaşın altındaki her bireyin çocuk olduğunu söyler. Doğuştan gelen en temel haklarımızdan biri olan yaşam hakkı kuşkusuz her bireyin en doğal hakkıdır. Yaşamanın her çocuğun temel hakkı olduğunu ve herkesin ilk görevinin çocukların yaşamını korumak olduğunu, hiç kimsenin çocuklara karşı olan sorumluluklarını onlara zarar verecek şekilde kullanamayacağını belirtir. Devletin ve iktidarların, çocukların hiçbir zarara uğramaması için her türlü önlemi almakla yükümlü olduğunu kabul etmektedir.

Bunlara dayanak olarak Anayasa'nın 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması, çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi, çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması ilkelerini gözetmektedir.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) üyesi Pınar Abdal ile çocuk işçiliği, çalışma koşulları, çocukların çalıştırıldığı sektörler ve İSİG Meclisi'nin çocuk işçiliğinin geleceğine dair olan plan ve programları üzerine konuştuk. 

Öncelikle İSİG Meclisi'ni bilmeyenler için bize biraz kendinizden, kuruluş amacınızdan ve motivasyonunuzdan bahseder misiniz?

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi; 2011 yılında farklı sektörlerden, işkollarından, mesleklerden işçilerin ve işçi ailelerinin hayat verdiği bir ağ örgütlenmesi temel olarak. İşçiler için sağlıklı, güvenli bir yaşam ve çalışma koşulları için mücadele ediyoruz. Bu noktada işçilerin sağlığının her türlü ekonomik çıkardan, büyümeden önce geldiğini savunuyoruz. Bütün iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilir olduğunun bilinciyle, yaşanan işçi ölümlerini ‘iş kazası’ olarak değil ‘iş cinayeti’ olarak tanımlıyor, düzenli olarak iş cinayetlerinin verilerini tutuyor ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. İstanbul’da faaliyetlerine başlayan İSİG Meclisi’nin bugün Kocaeli, Ankara, İzmir ve Diyarbakır’da da şehir meclislerimiz bulunuyor. Önümüzdeki dönemde de başta işçi havzaları olmak üzere birçok merkezde işçi sağlığı mücadelesini yaygınlaştırmayı hedefliyoruz.

Çocuk işçiliği tam olarak ne demektir? Ve hangi yaş aralıklarını kapsıyor?

Yasalara göre çocuk işçilik 14 yaşını tamamlamış ancak henüz 15 yaşını doldurmamış ve aynı zamanda ilköğretimini tamamlamış işçidir. 15 yaşını doldurmuş, fakat 18 yaşını tamamlamamış işçiler ise genç işçi olarak kabul ediliyor. Ancak İSİG Meclisi ve çocuk işçiliğe karşı mücadele veren sendikalar, dernekler ve örgütler olarak 18 yaşın altındaki bütün çalışma biçimlerini çocuk işçilik olarak kabul ediyoruz ve çocuk işçi-genç işçi ayrımına bakılmasızın tümünün yasaklanması gerektiğini savunuyoruz. 

Çocuklar daha çok hangi sektörler arasında çalıştırılıyor? Ve neden çocuk işçiliğine ihtiyaç duyuluyor?

Tarım işçiliği, çocuk işçilik bakımından başat sektör olmayı sürdürüyor. Dünyada çocuk işçilerin yüzde 70’i tehlikeli sayılan işler dahil, ticari tarım ve hayvancılıkta çalışıyor. Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Türkiye’de çocuk işçilerin yüzde 30,8’i hizmet, yüzde 23,7’si sanayi, yüzde 45,5’i ise tarım sektöründe çalışıyor. 

Çocuk işçilik ucuz ve itaatkar, pazarlık gücü olmayan, güvencesiz emek gücü olarak özellikle iş piyasalarında kuralsızlığın, kayıt dışılığın arttığı kriz, salgın gibi süreçlerde işverenin ihtiyaç duyduğu ve tercih ettiği bir işgücü. Öte yandan, Türkiye’de hükümet politikaları da yoksul ailelerin ve onların çocuklarının yaşamlarının sermayenin ihtiyaçlarını karşılamak üzere biçimlendiriyor ve hane halkını geçindirmek ya da hane halkının geçimine katkı sağlamak zorunda olan binlerce çocuk işgücü piyasasının içine çekiliyor. 

Çerçevesi 2005 yılında hazırlanan ve 2017-2023 yılları arasında  "Çocuk İşçiliği İle Mücadele Ulusal Programı" var. Sizce bu programlar ve politikalar çocuk işçiliğinde ne kadar etkili oldu?

Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 2017–2023 dönemini kapsayacak şekilde güncellenmiş Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı (2017-2023) hazırlandı. Bu kapsamda 2018 Çocuk İşçilikle Mücadele Yılı ilan edildi. Gerçekte ise siyasi iktidarın çocuk işçiliği engellemek yerine, halkla ilişkiler stratejisinin bir parçası olarak meşrulaştırma yolunu tercih ettiğini görüyoruz. 

Türkiye’de çocuk işçilik, üretimi ayakta tutan bir olgu olarak varlığını koruyor. Türkiye’de resmi istatistikler çok daha az çocuk işçi bulunduğunu söylese de, Türkiye’de çocuk işçiliğin gerçek boyutları ise verilerde perdeleniyor. Kayıt dışı çalışanlar,  göçmenler ve stajyer-çırakların da eklenmesiyle Türkiye’de 2 milyondan fazla çocuk işçi bulunuyor. 

Diğer yandan, çocuk işçilik azalmadığı gibi giderek daha çok ağır ve tehlikeli işlere doğru kayıyor. Çocuk emeğinin giderek, çocuk işçiliğin en kötü biçimleri arasında kabul edilen sokakta çalışma, küçük ve orta ölçekli işletmelerde ağır ve tehlikeli işlerde çalışma, aile işleri dışında, ücret karşılığı gezici ve geçici tarım işlerinde ve inşaat gibi çalışma alanlarında yoğunlaştığını ve çocuk işçi yaş ortalamasının düştüğünü görüyoruz.

Türkiye’nin taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 32. Maddesi olan "Çocuğun ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine, bedenine, sağlığına, ahlakına ya da toplumsal gelişimine zarar verebilecek tarzda çalıştırılmasına karşı korunma hakkı’’ olan sözleşmeye ne kadar uygun davranıyor? 

Türkiye, yasalar dışında BM Çocuk Hakları sözleşmesi, ILO’nun 138 sayılı “İstihdama Kabulde Asgari Yaş Sözleşmesi”ni ve 182 sayılı “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi”ni onaylamış bir ülke. Ancak, Türkiye’de çocuk işçiliğin artmasına göz yuman ve zemin hazırlayan emek politikaları ve düzenlemeler, çocuk işçiliğin tehlikeli işlere ve sektörlere kayarak beslenmesine, dahası bunun giderek daha kötü bir hal almasına olanak tanıyor. 

Çocuk emeğinin büyük bir kısmı kayıt dışı istihdama dayanıyor. Hal böyle olunca, bu alanda kabul edilen sözleşmeler ya da yasalar baştan geçersiz kılınmış oluyor zaten. 

Mevcut durum çocuk iş cinayetlerine nasıl yansıyor?

Çocuk işçiliğin artmasına göz yuman ve zemin hazırlayan emek politikaları ve düzenlemeler, çocuk işçiliğin tehlikeli işlere ve sektörlere kayması ve işgücünün kayıt dışı ve güvencesizliği tablosunun bir sonucu olarak çocuk iş cinayetleri artmaya devam ediyor. 2013'te 59 çocuk, 2014'te 54 çocuk, 2015'te 63 çocuk, 2016'da 56 çocuk, 2017'de 60 çocuk, 2018'de 67 çocuk ve 2019'da 67 çocuk, 2020’deyse 68 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
Çocuk işçileri traktör ve kamyonet kasalarında çalışmak üzere götürüldükleri tarla yollarındaki trafik kazalarında, temiz suya erişmek için kullandıkları sulama kanallarında, barajlarda boğulma sonucu, sokaklarda çalışırken uğradıkları şiddet, araba çarpması sonucu, sanayide çalışırken makineye sıkışma ya da inşaatta çalışırken elektrik akımına kapılma, inşaattan düşme sonucu kaybediyoruz.

Çocuk iş cinayetleri ağırlıklı olarak çocuk istihdamının en fazla olduğu ve kötü çalışma koşullarının yoğun olduğu alanlardan biri olan tarımda yoğunlaşıyor. Ücretsiz aile işçiliğinin ve küçük yaşta çalışmanın yaygın olduğu tarım sektörü, aynı zamanda 50 ve daha az işçi çalıştıran tarım işletmeleri bakımından denetlenmenin dışında bırakılan bir sektör. Tarım işçisi çocuk iş cinayetlerini, inşaatlardaki çocuk iş cinayetleri izliyor.

Son olarak İSİG Meclisinin ileri dönemlerde çocuk işçiliği adına ne tür çalışma planları ve konuyu gündemde tutmak amacıyla neler yapacağını anlatmak ister misiniz?

İSİG Meclisi olarak çocuk işçiliğin azalmasının ancak yoksulluk ve güvencesizlik zemininde yükselen istihdam stratejilerine yapısal bir müdahale ile mümkün olabileceğini, bu bakımdan bugün mevcut emek rejimi politikalarıyla ve PR çalışmalarıyla çocuk işçiliğin önüne geçilmesinin de mümkün olmadığını savunuyoruz. 

Çocuk işçiliğin artmaya ve tehlikeli işlere doğru kaymaya devam ettiği bu süreçte, Meclisimiz başta çalışırken ölen çocuk iş cinayetlerini, nedenlerini duyurmak olmak üzere çocuk işçiliğe zemin hazırlayan her türlü politika, yasa, denetimsizliği teşhir eden bir çalışmalar yürütmeye devam edecek. Bunun yanı sıra çocuk işçilik ve çocuk iş cinayetleri bakımından dikkat çekici Antep, Urfa, Adana gibi illerle ve büyük kentlere, çocuk işçiliğin en yoğun olduğu tarım ve sokakta çalışma gibi işlere, bugün bakımından en kötü işlerin yaptırıldığı mülteci/göçmen çocuklara mercek tutan çalışmalarımız olacak.