Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK/YPG’nin Suriye’nin batısındaki son terör eylemlerinden sonra geçen pazartesi akşamı yaptığı “Artık tahammülümüz kalmadı. Buralardan kaynaklanan tehditleri ya oralarda etkin olan güçlerle birlikte ya da kendi imkânlarımızla bertaraf etmekte kararlıyız” açıklamasıyla başlayan Tel Rıfat’a askeri harekât tartışması bütün yoğunluğuyla sürüyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun çarşamba günü “Bizim de yapmamız gereken kendi göbeğimizi kendimiz kesmektir” şeklindeki çıkışını, önceki gün Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın “Yapılması gereken ne varsa bugüne kadar yapıldığı gibi, yeri ve zamanı geldiğinde aynı şekilde yapılacak” yolundaki beyanı izledi.

Erdoğan’ın işbirliği için adres gösterdiği “Oralarda etkin olan güçler” ifadesiyle kastettiği kuşkusuz öncelikle Rusya. Peki Rusya, Tel Rıfat’ta YPG’ye karşı Türkiye ile işbirliğine girer mi? Girmediği takdirde Türkiye’ye tek başına yürüteceği bir operasyon için yeşil ışık yakabilir mi? Yakmadığı takdirde, Türkiye Rusya’ya rağmen kendi başına bu harekâta kalkışabilir mi? Yani Çavuşoğlu’nun benzetmesinden hareketle sorarsak, Türkiye Tel Rıfat’ta kendi göbeğini kendisi kesebilir mi? Böyle bir adımın riskleri ne olur?

Sedat Ergin, bugünkü köşesinde ‘Türkiye kendi göbeğini kesebilir mi?’ başlıklı yazıda Tel Rıfat’a olası bir operasyonun imkanlarını ve sonuçlarını analiz ediyor.

Tel Rıfat tartışmasının 2018’de yapılan ‘Zeytin Dalı’ harekatı ile başladığını, Türkiye’nin Afrin’den sonra Tel Rıfat’a da girmek istediğini, hatta o tarihlerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu konuda net açıklamaları olduğunu belirten Ergin, “Rusya’nın ağırlığını koyması sonucu Zeytin Dalı Harekâtı doğuya doğru daha fazla ilerlemedi ve Tel Rıfat merkezinin bitişiğinde Rus askerlerin bayrak gösterdiği Minnak Hava Üssü’ne yakın bir noktada durdu” diyor.

Bu operasyon sırasında Afrin’de bulunan YPG unsurlarının Tel Rıfat’a geçtiklerini, burada YPG ve Rusların yanı sıra, Esad rejimi ile İran yanlısı Şii milislerin de varlık gösterdiğini söyleyen Ergin, özetle, Tel Rıfat sıkıntısı bir türlü aşılamadı dediği yazısına şöyle devam ediyor:

“Rusya’nın bundan sonra Ankara’nın Tel Rıfat’taki beklentilerini karşılama yönünde bir hamle yapması halinde, bunu, karşılığında Suriye’de muhtemelen başka alanlarda (mesela İdlib) Türkiye’den atmasını isteyeceği adımlarla birlikte değerlendirmek istemesi ihtimal dışı değildir. Rusya lideri Putin, meseleyi bir ver-al müzakeresine çevirmek isteyebilir.

Bir başka ihtimal olarak Rusya’nın katı tutumunu değiştirmediği ve işbirliğine girmediğini varsayalım. Bu durumda Türkiye Rusya’yı karşısına alma pahasına Tel Rıfat’a girebilir mi? Tek taraflı bir harekâtın hem sahadaki sonuçları itibarıyla hem de politik alanda önemli riskler yaratacağı tartışma götürmez.

Sahada yalnızca YPG unsurlarının bulunmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin, Rus askerlerinin sahadaki varlığı ne olacaktır? Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin zaten ciddi bir türbülans içinde seyrettiği bir dönemde, buna ek olarak yeni işbirliği açılımları yapılan Rusya ile de ciddi bir kriz patlak verebilecektir.

Buradaki en kritik konulardan biri, muhtemel bir kara harekâtının hava desteğinin nasıl sağlanacağı sorusudur. Türkiye kendi başına hareket ettiği takdirde, Fırat’ın batısında hava sahasının Rusya’nın kontrolü altında olduğu gerçeğini dikkate almak durumundadır. Rusya hava sahasını Türk savaş uçaklarına kapatırsa ne olacaktır?

RUSLAR DAHA ÖNCE YARDIMCI OLMUŞTU

Unutmayalım ki, Türkiye hem Fırat Kalkanı hem de Zeytin Dalı harekâtlarını hava sahasının kullanımında Rusya ile eşgüdüm içinde hareket ederek icra etmiştir. Buna karşılık Rusya, Fırat Kalkanı’nda DEAŞ hedefleri söz konusu olduğunda yardımcı bir tutum almakla birlikte, TSK YPG hedeflerine yöneldiğinde hava sahasının kullanımında birden sorunlar baş göstermiş, Rus askerlerin de görev yaptığı Suriye hava savunma sistemleri birden Türk savaş uçaklarına kilitlenmiştir.

Türkiye, Zeytin Dalı Harekâtı’nda da havada geniş bir hareket serbestisine sahip olmuştur. En önemli nokta, bu harekâtın 18 Mart 2018 tarihinde dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile birlikte Moskova’ya yaptığı ve Rus muhatabı Orgeneral ValeriGerasimov ile görüştüğü ziyaretten iki gün sonra başlamış olmasıdır.

Gelgelelim yürütülen yakın işbirliğine rağmen, bu harekâtta bile Rus tarafının kritik bazı anlarda kısa süreli de olsa hava sahasını Türk uçaklarına kapattığını da hatırlamak gerekiyor.

RİSKLERİN İYİ TARTILMASI GEREKİYOR

Sonuçta kabul edelim ki, Tel Rıfat’ta hava desteği sağlanmadan kapsamlı bir kara harekâtının yürütülmesi ciddi riskler yaratacaktır.

Ayrıca, Rusya ile mutabakata varılmadan böyle bir operasyon yapıldığı takdirde, TSK’nın İdlib’de 10 bine yaklaşan askerinin kuvvetli bir hava koruması olmadan sahaya yayılmış olduğu gerçeği  de muhakkak hesaba katılması gereken ciddi bir risk faktörüdür.

Ve nihayet, Ankara’dan verilen uyarıcı mesajların Rusya üzerinde belli bir baskı oluşturacağını da kabul etmek gerekir. Rus tarafının YPG’nin baskılanması yönünde atacağı bazı adımlarla konunun daha fazla tırmanmadan çözümü de pekala mümkündür. Bu yönde bir çözüm, Türkiye-Rusya ilişkilerinin son yıllardaki genel yönelişine de uygun olacaktır.

Ancak bu ihtimalin karşılıklı olarak birçok dosyanın masaya konacağı bir müzakere sürecini davet etmesi şaşırtıcı olmaz.”