Ümit Kıvanç 


TÜGVA belgeleri / 1 • 15 Temmuz ertesinde “Yuvarlak Masa” etrafında konuştukları, önerdikleri 


“İçeriden” birinin vakfın hardisklerinden birini kopyalayıp içindekileri sızdırmasıyla, mevcut rejimin tartışmalı kuruluşlarından TÜGVA’ya ait bazı belgeler önce bir meslektaşımıza, ondan da birçok başka gazeteciye ulaştı. Bu belgelerin sahte olduğunu düşündüren herhangi bir şüphe uyandırıcı ayrıntı henüz hiçbirimizin gözüne ilişmedi. Zaten vakıf yetkililerinin ilk anda gösterdiği tepkiler de (“hard diskimizi kopyalamışlar!”) belgelerin orijinalliği yönünde işaretti.

Bu nedenle, belgeleri inceleyip gözümüze çarpanları aktarmamızda sakınca yok. Benim ilk elde ele almak istediğim iki belge, zaten birilerinin oturup uyduracağı cinsten şeyler değil. Görebildiklerim, hayatın doğal akışına son derece uygun. Bolca ismin, sayının geçtiği, para pul işleriyle ilgili olan Excel dosyalarını vs. ele alacak olursak elbette daha somut sağlamalar yapmak lazım.

“15 Temmuz Yuvarlak Masa” adlı klasör içindeki ilk belge, “15 Temmuz’la birlikte STK’ların üzerine düşenler” başlığını taşıyor ve muhtemelen bir toplantıda alınmış notların derlenmesi niteliğinde. İkincisiyse, daha kapsamlı bir öneriler dizisi ve “Darbe Girişimi Sonrasında STK’lara Düşen Görevler” başlığını taşıyor. İlk belgede izahatlı olarak dile getirilen hususlar burada toparlanıp öneriler haline dönüştürülmüş. Bazı cümleler, paragraflar aynı. Belgelerden ilkini ayrıntılı ele alacak, ikincisinden bolca parça aktaracağım. (Alıntılarda yazım tarzına dokunmuyorum, hiçbir şeyi düzeltmiyorum. Başta FETÖ’ye FETO diyorlarmış, sonra FETÖ/PDY’ye geçmişler, bunları öylece bıraktım meselâ.) 

* * *

İlk belgenin girişinde “zaman sıkıntısı”ndan sözedilişi toplantı notlarıyla karşı karşıya olduğumuz ihtimalini berraklaştırıyor.

“Zaman sıkıntısı”, gerçekte “ayları bulacak” araştırma gerektiren konuyu kısa sürede ele alma mecburiyetinden kaynaklanıyor anlaşılan. Zira “görevler” bekliyor:

“Mevcut süreçte STK’ların üzerine düşen sorumluluğu anlayabilmek için, öncelikle mevcut süreci, bu sürece nasıl gelindiğini iyiden iyiye tahlil etmek gerekir. Bu da değil birkaç günlük, ayları bulacak bir zaman dilimine yayılan kapsamlı bir araştırmayı zorunlu kılmaktadır. En nihayetinde karşımızda 40 yılı aşkın bir zamandır sabırla büyümüş ve sadece devletin değil zihinlerin de en ücra köşelerine nüfus [‘nüfuz’ olacak -ük] etmiş bir sistemden bahsediyoruz.”

Toplantıya kimlerin katıldığını bilmiyoruz. Ancak ülke çapında, hattâ yurtdışında propaganda görevi almaya talip birilerinin konuştuğunu anlıyoruz. Konuşulanlar, 15 Temmuz’da olan bitenin hakikatinden çok nasıl yorumlanıp nasıl sunulacağına odaklanıyor. Hem konuşanlar hem kendilerini hizmetine koştukları iktidar hem de genel olarak AKP İslâmcılığının topluma, devlete, siyasete bakışı hakkında aydınlatıcı bunlar.

'Yalnız FETÖ’ye odaklanılması yanlış ve riskli'

TÜGVA’cılar, 15 Temmuz darbe girişimi ertesinde “öncelikle medyada ilk günden beri hedefin sadece ‘Paralel’e odaklanmış olması”nın “büyük sorun teşkil ettiği”nden yakınıyorlar. “Çünkü burada darbe tehditini oluşturan unsurun sadece FETO yapılanması değil, Kemalistler de olduğu gözden kaçırılmamalıdır.” Bu doğrultuda, “daha düne kadar ellerinde ‘Ordu Göreve’ pankartları taşıyanlar”ın, “Genel Kurmay sitelerinde muhtıra yayınlayanlar”ın, “paralel mensupları değil Kemalistler” olduğu, bir-iki örnek de anılarak hatırlatılıyor.

“Gene büyük sıkıntı arz eden” bir olgu da, “şu en ekrana çıkan bazı isimlerin Balyoz ve Ergenekon sürecinde içeriye alınan herkesi adeta sütten çıkmış ak kaşık göstermeleri”, “Yuvarlak Masa”cılara göre.

“Evet,” diyorlar, “bu süreçte belki birkaç masum isim içeriye alınmış olabilir, ama top yekûn bu isimlerin hepsini masum birer melekmiş gibi göstermek ileride bunların veya bunlarla aynı çizgide olanların suç işleme olasılığını da arttıracaktır. Çünkü yarın öbür gün, bunlardan herhangi biri bir darbe teşebbüsünde veya anayasa[ya] aykırı bir eylemde bulunacağı vakit adeta bunlara karşı söz söyleme hakkımız bile elimizden alınabilir. Çıkıp bizlere, ‘siz geçmişte de bizi bu iftiralarla içeriye atmıştınız, fakat sonradan her birimizi salıverdiniz’ diyebilirler.”

Suç-ceza vs. hususunda adaleti hesaba bile katmayan, her şeyi sadece kendi çıkarı açısından ele alan tipik nalıncı keseri yaklaşımı. Fakat nalıncı keserliği bakımından şüphesiz bunlardan ileri olan AKP önderliği buna kulak verse mevcut iktidar koalisyonu zor kurulurdu. Belki 15 Temmuz’dan çıkış da başka türlü güç ilişkilerine yolaçabilirdi. 

Bütün çirkin faydacılığının, adalet nosyonuna olanca uzaklığının yanısıra “Yuvarlak Masa”cıların yaklaşımındaki Şark usûlü tedbir-temkin unsurunu da teşhis etmeliyiz. Bu sadece tedbir sözkonusu değil şüphesiz. Belli ki, TÜGVA’da birileri, Fethullahçıların düşman ilan edilmesi ve Kemalistlerin kayırılması sonucu İslâmcı iktidar yapısının siyasî-ideolojik dayanaklarına halel geleceğini seziyor, bundan ürküyor:

“(…) paralel konusu tartışılırken, konunun kökeni, yani bu sürece nasıl gelindiği, 28 Şubat’ta halkımıza yaşatılanlar, ve bizzat bu Kemalistlerin kendi elleriyle yarattıkları ‘dinsiz ordu’ algısı da tartışmalarda kendine yer bulmak zorundadır.” Açık ki, toplantıda yeralanlar, iktidar uğruna tutulan oportünizm yolunun varabileceği yer hakkında fazla iyimserler. Kendilerini hizmetine koştukları partinin, İslâmcı bir çizgi izleyerek tek başına iktidara hakim olabileceğini sanmaktalar.

'Çöp kamyonu tanka ne yapsın?'

Militanlık insanı iyimser yapıyor. Bir yandan da, adı üstünde, militan yapıyor, uzlaşmaz, sert kılıyor. TÜGVA’cılara bakarsanız, AKP yalnız potansiyel iktidar ortaklarının geçmiş suçlarını ortaya dökmekle yetinmemeli, kendi içinden birilerini de dışlamalı: “Süreçten nemalanmak isteyenlere hiçbir şekilde prim verilmemelidir. Nasılsa paralel’i devirdik deyip hükümete şirin gözükmek adına şimdiye kadar bu konuda hiç sesini çıkartmamış olanlara, 15 Temmuz gecesi ‘sesimizi çıkartmadan oturalım’ deyip de aradan 2 hafta geçtikten sonra meydanlara dökülüp nutuk atanlara da kendi aramızda yer vermemeliyiz.”

“Yuvarlak masa”nın etrafındaki fazlasıyla siyasî kişilikler, notlardan anladığımız kadarıyla, iktidar partisinin görünen yüzünden de şikâyetçi. 15 Temmuz hakkındaki tartışmaların “neredeyse tamamı”nın “bilimsellikten uzak, ucuz kahvehane ağzı ile, sorunun temeline inmeden, günü kurtarma odaklı ve hükümete şirin gözükme adına yapılmakta” olduğunu düşünüyorlar. “Ekranlara çıkartılan, ‘bunlar böyle şerefsiz, bunlar İsrail ajanı, bunlar 30 sene evvelden bunları planlamıştı’ vs. gibi ucuz, basit ve gereksiz laf kalabalıkları üreten gazeteci ve STK temsilcileri”nden yakınıyorlar.

İlginç olan şu ki, bunların yerine, “tedaviye dönük, bundan sonraki sürecin iyileşmesini sağlayabilecek, faydalı çözüm önerileri sunacak isimlere” medya ve “STK’ların düzenleyeceği panel ve platformlarda” yer verilmesini istiyorlar. Fethullahçılara toptan-cepheden yüklenildiği ve şeytan muamelesi yapıldığı zamanda “Yuvarlak Masa”cıların “tedavi”, “iyileşme”, “faydalı çözüm önerileri” gibi uzlaşmacı-uzlaştırmacı kavramları ortaya sürmeye kalkışmaları dikkat çekici.

Nitekim Fethullahçılar sözkonusu olduğunda, “masum kişilerin suçlu gibi lanse ettirilmeleri” hususunda pek hassaslar. Başkalarına yapılan bunca zulmü ve mensubu bulundukları hareketin karakteri haline gelmiş adaletsizliği sorun etmemiş, aksine gerekli saymış, şevkle desteklemişken. 

Ne var ki, karakter sağlamlığının malzemesi, temel insanî ölçütler eksik. Fethullahçılara “canım, onlar da dindar” muamelesi yapılmasını talep ediyorlar, sonra, sadakatin ancak zulme cânı gönülden iştirakla ispat edilebildiğini anlar anlamaz -ikinci bölümde aktaracağım üzre- muhbirliğe, avcılığa soyunuyorlar.

“Yuvarlak masa” notlarından, iktidarın 15 Temmuz ertesinde benimsediği “Allah’ın lütfu” yaklaşımının kapsamına, niteliğine dair bilgi de edinebiliyoruz. “(…) meydanların bizzat Cumhurreisimiz tarafından boş bırakılmamasının sebebi, olası bir girişimi önlemenin ötesinde var olan ruhu canlı tutmak içindi,” diye yazmışlar, meselâ. “Yoksa kışla önüne çekilen belediyenin çöp arabası 40 tonluk bir tankı elbette ki durduramaz.” 

Öneriler ve Nurettin Veren ayrıntısı

Pek çok da önerileri var; bu devirde kim ne yapmak istese başvurduğu türden. Yurtdışına seslenmeyi çok önemsiyorlar. Ve dünyada herkesin bütün gün bizimle meşgûl olduğunu sanıyorlar: “(…) kısa süreli, youtube ve sosyal medya platformlarında paylaşılacak belgeseller ve videolar çekilmeli ve sürekli paylaşılmalıdır. (…) 8-10 tane web sitesi oluşturup bunların yurtdışında izlenmesi sağlanmalıdır. Her video için ilgili ülkenin diline tercüme yapılmalıdır. Olaylar sırasında şehit olanların aileleri ve gazilerle yapılacak röportajlar da gene ilgili dile çevrilerek bu sitelerde yer almalıdır.”

Yurtiçine yönelik önerilere geldiğimizde, karşımıza Nurettin Veren çıkıyor. “Yuvarlak Masa”cılar onun “konuya gerçekten de çok hakim” olduğunu ve “tüm yurtta geniş katılımın sağlanacağı panellerde konuşturulması gerektiğini” düşünüyorlar.

Onun gibi “konuya hakim” kişiler il il dolaşmalı, yerel TV kanallarında canlı yayına çıkartılmalıymış, zira: “Ufak illerde vatandaşlarımız yerel kanalları sürekli takip etmektedir.” Nurettin Veren’in etinden sütünden yararlanılması öneriliyor: “…yazmış olduğu kitaplar mevcuttur. Bu kitapların telif hakları alınarak ücretsiz veya çok cüzi ücretlerle ülke genelinde, özellikle üniversitelerde dağıtımı sağlanmalıdır.”

Nurettin Veren konusuna girersek TÜGVA, Yuvarlak Masa, toplantı notları… her şey kenarda kalır. Fethullah Gülen’in bir vakit sağ kolu mu olduğu, Zaman gazetesi ve Samanyolu TV’nin kuruluşunda önemli rol mü oynadığı yoksa kenar köşe takılıp da konumunu mu abarttığı, Gülen teşkilatının şurasında burasında mı takıldığı, Doğu Perinçek’in Ulusal TV’sinde ne aradığı, Akit’ten niye paldır küldür atıldığı, yoksa devletin adamı mı olduğu… konularında külliyat oluşmuş bu renkli şahsiyetle ilgili geniş bilgi internetten kolayca bulunuyor; burayı bunlarla doldurmayalım.

Burada bizim için fazlasıyla ilginç olan, hem Fethullah Gülen’in hem Doğu Perinçek’in hem Akit’in hürmetine ve hiddetine mazhar olmuş eski Fethullahçının TÜGVA’cılar tarafından muteber mücadele insanı sıfatıyla ortaya sürülmesi. Belki bunun basit izahı vardır. Ya da dolaşıklığın bu kadarını, iktidar çarklarından, menfaat dümenlerinden uzak biz sıradan insanların aklı çözemiyor. Nurettin Veren’in adı, kitapları, bunların teliflerinin alınıp bedelsiz veya cüzi fiyatlarla üniversitelere şuraya buraya dağıtılması önerisi, “Yuvarlak Masa” notlarından sonra ele alacağım ikinci belgede de tekrarlanıyor. Ama biz onunla meşgûl olmayacağız. Başka çarpıcı ayrıntılar var.

Bu yazı ilk olarak P24'te yayımlanmıştır.