Şebnem Korur FİNCANCI


ARTI GERÇEK- 19 Ocak'ta katledilen Hrant Dink cinayetine bakıldığında, böyle katliamların hala neden devam ettiği sorusunu soran Şebnem Korur Fincancı, buna neden olanın "cezasızlık" olduğunu değerlendirdi.

Bugün hala cezasızlığın yol açtığı bir Teşkilatı Mahsusa geleneğinden söz etmenin mümkün olduğunu ifade eden Fincancı, "Teşkilatı mahsusa önemli bir örgüt. Osmanlı döneminde İttihat Terakki ve Teşkilatı Mahsusa Osmanlı'nın Meşruiyet Dönemi'nin önemli yapılarından. Teşkilatı Mahsusa'nın kurucularından birisi de ne yazık ki meslektaşım. Doktorlar var. Teşkilatı Mahsusa'nın kurucuları arasında. Ama bu doktorlardan özellikle birisi doğrudan adli tıpçı. Üstelik de o dönemde adli tıpta ilk eserin de yazarı" dedi.

Fincancı'nın konuşmasının devamı şöyle: 

"Bahattin Şakir, Teşkilatı Mahsusa'nın siyasi masa şefi. Özellikle de Ermenilerin katledilmesinde, soykırım sürecinden birinci derecede sorumlu olan kişilerden biri olarak adı geçen insan. Tabii bir hekimin, özellikle de insanların katledilmesininde oynadığı rol hepimiz için çok ağır. Hep beraber, özellikle meslektaşları olarak utanç duymamak elde değil elbette.

Aslında bu yıl sevgili Hrant Dink'i anarken söylenen söz bence çok önemli: utanmak için geç değil. Aslında Bahattin Şakir'e ilişkin utanç için de geç olmamalı. neden devam ediyor? Bu katliamlar ve nasıl gerçekleşebiliyor? Bu ötekileştirme? Bize kuraklaştıran bütün bu süreç aslında cezasızlık da doğrudan ilişkili. Soykırım üzerinde pek çok tartışma var . Soykırım değildi, Tehcirdi diye hafifletmeye çalışılan bir takım tanımlar da yer alıyor çeşitli tartışa ortamlarında.

neresinden bakarsak Bakalım sonuç olarak çok sayıda insanın katledildiği bir süreçten söze diyoruz. Bu ister yolda sürgüne gönderilirken çöllerde ölüme gönderilmiş olmak olsun, ister Erzincan-Erzurum arasında tifüs salgını bir halkın yürüyerek bu mesafeyi kat edilebileceğine ilişkin raporlar düzenlemiş Tevfik Salim Sağlam aracılığıyla olsun (Evet maalesef bir başka meslektaşımız), sonuçta topluca bir katliamdan sözetmek mümkün, insanlığa karşı suçlar tanımınının, soykırım tanımının aslında uluslararası belgelere geçme nedenlerinden birisi Ermeni soykırımı.

Neden devam ediyor ve neden Hrant Dink'e kadar ulaşıyor bütün bu süreç? Tam da o cezasızlıkla ilgili. Bahattin Şakir, Osmanlı aydını. Adli tıp konusunda bir duayen belli ki. İlk telif eserin yazarı. Önemli bir insan, ama aynı zamanda da planlayıcıları evresinde yer alabiliyor. Hekim olmasına rağmen insan yaşamı ve yaşama hakkı ihlaline giden bir süreci kurgulayabiliyor.

Bu çok ağır ve utanmak için geç değil. Ben meslektaşımdan utanıyorum. Bu nedenle utanç duyuyorum.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan sonra Ermeni Soykırımı ile ilgili yürütülen tartışmalar. "O Osmanlı dönemindeydi bizim herhangi bir sorumluluğumuz yok" biçimine dönüşmüştü. Kısmen de olsa soykırım tezini kabul edenler arasında dahi böyleydi. Fakat 1922'de Bahattin Şakir bir suikastla öldürülüyor Berlin'de. Çünkü sürgündedir bir cezalandırma süreci işlemiştir aslında Osmanlı İmparatorluğu döneminde kendisi ile ilgili. Ama 1922'de suikastından sonra, 1926'da Talat Paşa'nın da içinde olduğu, Bahattin Şakir'in de yer aldığı bütün bu suikastle öldürülmüş Ermeni soykırımında rol almış insanlara iade-i itibar gerçekleştiriliyor. İşte bu iade itibardır ki aslında Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı'nın devamı olduğunu, İttihat-Terakki sürecinin devam ettiğini gösterir.

19 Ocak 2007'de Hrant'ın katledilmesi de, aslında bütün bu sürecin hiç kesintisiz biçimde devam ettiğinin bir göstergesi olarak okunabilir. Hep beraber bunu görmek gerekiyor. O nedenle de utanmak için geç olmadığını düşünüyorum ben. Gelin hep birlikte bu utancı dile getirelim ve bu utanca neden olanları adlandırılıp utandıralım."