Uzmanlar öğrencilere buyurdu: çok...



Artı Gerçek

Başarılı olmanın yolu çok soru çözmekten mi geçiyor? Başarısız olanlar az soru çözdükleri için mi başarısız?


Cemal ÇAĞLI


Liselere Giriş Sınavı (LGS) gerekse Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS) yaklaştıkça sayın uzmanlar öğrencilerimize önerilerde bulunuyorlar: “Çok çalışın, çok soru çözün!”

Ebeveynler de sınava hazırlanan çocuklarına: “Çok çalışın, çok soru çözün!” diyorlar.

Ya öğretmenler? 

Onlar da öğrencilerin az çalıştıklarından, çok soru çözmediklerinden yakınıp duruyorlar!

Bu durumda insanın kafası ''Uzman kim?'' diye karışıyor.

Uzman enflasyonu varken, gerçek uzmanların sesi duyulmazken, katkı olsun diye birkaç soru soralım: 

Başarılı olmanın yolu çok soru çözmekten mi geçiyor?

Başarısız olanlar az soru çözdükleri için mi başarısız?

Çok soru çözdüğü halde başarısız, az soru çözdüğü halde başarılı olan yok mu?

Sahi, çok çalışmak, çok soru çözmek ne demek?

Bir öğrenci günde kaç saat çalışırsa, kaç soru çözerse çok çalışmış ve çok soru çözmüş olur?

Bir öğrenci kaç matematik, kaç fizik, kaç Türkçe soru bankası bitirirse, kaç deneme yaparsa yeterli olur? 

Öğrencilerimizi arayıp soruyorum: “Ne yapıyorsunuz?” diye.

Hemen hemen hepsinin verdiği yanıt: “Soru çözüyoruz, deneme yapıyoruz” oluyor. 

En kaba hesapla, 5. Sınıftan başlamak üzere, sınav odaklı çalışan, her sınıfta tüm temel derslerden en az iki tane soru bankası bitiren, kendi okulunda yapılan denemeler yetmez gibi başka kurumların denemelerine giren öğrencilerimiz nasıl oluyor da  merkezi sınavlarda Türkçe, temel matematik, fen bilimleri derslerinde ki Türkiye ortalamaları neden  çok düşük oluyor?

Bu kadar çok sorunun “çok” yanıtı ve çok yanıtın da çok sebebi var.

En temel sebeplerden birinin; ezbere  ve yüzeysel bilgiden kaynaklandığının, bir türlü olgusal(derinlikli) bilgi düzeyine gelinemediğinin, dolayısıyla analiz-sentez düzeyinde bir bilincin, algının, tarzın, yöntemin   oluşmadığının  altını  çizmek gerekir. 

Örnek olması açısından üniversitelere giriş sınavında Türkiye ortalamalarını veren son dört yılın tablosuna bir bakalım ve sayıların dili ne diyor, bir anlayalım.

Bu sınavlarda her dersten sorulan soru sayısı 40

Lütfen hemen okuyup geçmeyin, iyice bir bakın; yakından.

 

2016

2017

2018

2019

Türkçe

19.1 

17.2

16.1

14.673

Temel Matematik

7.8

5.1 

3.9

5.672

Fen Bilimleri 

4.6

4.6

2.8 

2.243

 

Şimdi sayın uzmanlara sormak gerekmez mi: Başarısızlığın bu derece düşük olması  niye? 

 

Az  çalışıp az soru çözdükleri için mi?

Öğrencilerimize “Çok çalışın, çok soru çözün” diyen sayın uzmanlar(!), lütfen söyler misiniz, bu tablo neyin sonucudur? Başarısızlığın nedenlerini ortaya koyup, yapılan sınavların yorum ağırlıklı olduğunu, yorum gücünün geliştirilmesinin yolunun da kavramlardan geçtiğini ve kavramlar olmadan başarılı olunamayacağını, başarılı olunsa da bunun kalıcı olamayacağının altını çizmek dururken: “Çok çalışın çok soru çözün” nakaratını tekrar ederek uzman olunur mu? 

Yukarıdaki tablo; Türkiye’deki eğitim sisteminin çöküşünün, iflasının, bilimden, bilimsellikten kopuşunun resmidir. Başarı ya ve başarısızlığa kör bir bakışın yansımasıdır.

Bu sayın(!) uzmanlar, eğitmek adına çocuklarımızın yaşama sevinçlerini ellerinden alıp delirten, ‘eğitirken üreten, üretirken eğiten’ eğitim anlayışı yerine, nota ve sınavlara odaklı eğitim sistemini sorgulamaktan kaçıyorlar; çünkü onlar da bu çarpık, piyasacı, rantçı eğitim sisteminden besleniyorlar. Gerçekleri söylediklerinde, aforoz edileceklerini çok iyi biliyorlar. Yani bilerek ‘yalan’ söylüyorlar. Ne kadar yalan söylerlerse o kadar yükseliyorlar çünkü onları besleyenler de bu ülkeyi 3Y(Yalan-yolsuzluk-yoksulluk) ile yönetiyorlar

Paulo Freire’nin, Ezilenlerin Pedogojisi adlı yapıtında belirttiği gibi; öğrencileri “yatırım nesneleri”, öğretmenleri ise “yatırımcı” olarak gören “Bankacı Eğitim” sistemini sorgulamadan geleceğimiz olan gençlerimize, onları isteklendirecek ve daha fazla çaba göstermelerini sağlayacak önerilerde bulunamayız.

 

Üniversite sınavına hazırlanan öğrencileri, güçlü bir amaçları varsa isteklendirebiliriz. Her 4 üniversite mezunundan biri işsiz kalıyorsa, en az ikisi mezun olduğu alanda çalışamıyorsa, dünya genelinde ilk 500 üniversite içinde tek bir Türk üniversitesi bulunmuyorsa, toplam 205 üniversite ve akademinin 74’ü vakıf üniversiteleri denilen özel üniversitelerden oluşuyorsa, parası olan herkesin, sayısal puanı çok düşükte olsa istediği branşı seçip, çok fazla yorulmadan üniversiteyi bitiriyorsa, sınava hazırlanan gençleri isteklendirme şansımız yoktur.

 

Dünyanın en saygın akademik ve popüler bilim yayını olan Nature dergisinin natureindex.com adlı web sitesinde yayınlanan özel bir  üniversite endeksinde, üniversiteleri yaptıkları bilimsel yayın sayısına göre sıralamışlar. Ülkemizdeki üniversitelerin acıklı durumunu görmek açısından aşağıdaki  tabloyu sizlerle paylaşıyorum. 

Bu tablo dünya sıralamasında ilk iki üniversite ile bu sıralamada ilk 500 arasına girememiş Türkiye’nin en başarılı ilk iki üniversitesini bilimsellik çerçevesindeki durumunu gözler önüne seriyor. 

 

Üniversiteler

Dünya sıralaması

Bilimsel yayın sayısı

Harvard (ABD)

1

925 bin 15

Stanford (ABD)

2

646 bin 44

Bilkent (Ankara)

 

13 bin 59

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)

 

12 bin 07

 

Bu tablo ortadayken, gerçeklerle yüzleşmek yerine üniversiteleri bilim yapan kurumlar olmaktan çıkarıp siyasi iktidara biat eden, rektörleri seçimle değil atamayla gelen kurumlara dönüştürülmüşken:  ”Çok çalışın, çok soru çözün”  önerisinin bir kıymeti  var mıdır?

Son söz:

Dünyayı bilim, ülkemizi ise din yönetiyorken; “Bilimi kim yapıyorsa , dünya da onundur” gerçeği karşımızda duruyorken; ”Çok çalışın, çok soru çözün” önerisi sadece bir aldatmacadır.

Yazıyı Paulo Freire’nin anlamlı bir yorumuyla  bitirelim:

“…Öğrenciler kendilerine yüklenen yığma malzemeyi istiflemekle ne kadar meşgul olurlarsa, dünyaya bu dünyanın dönüştürücüleri olarak müdahale etmeleri halinde oluşacak olan eleştirel bilinçleri o kadar güdük kalacaktır.”

BAĞLANTILI HABERLER